---ben----

---ben----
ilk sevdiğim ve sevildiğim sandığım insan ayrılığın kolay yolunu bulmuştu seb daha çocukdun ya (kolay kaçış) erkekler sevilmek size kolay mı geliyor...?_

Bu Blogda Ara

26 Ekim 2007 Cuma

ACIBADEM HASTANESİ BAŞHEKİMLİĞİNE,

Eşim Güray Kurt 13.07.2007 günü TEM yolunda geçirdiği trafik kazası neticesinde Adapazarı yakınlarındaki TOYOTA Hastanesine kaldırılmış ve ilk müdahale olarak başındaki yarıklar dikilmiş, beyin tomografisi çekilmiş, gece saat 24.00 e kadar gözetim altında tutularak ambulansla başka bir hastaneye nakledilmesine izin verilmiştir. Başındaki yarıklardan başka sırtında boynunda ve belinde aşırı derecede ağrılar olan eşimi istanbul’da yaşıyor olmamız ve evimize yakınlığı nedeniyle gece yarısı 01.30 civarında KOZYATAĞI ACIBADEM Hastanesine getirdik.

Acil servise alınan eşimin genel durumuna bakıldı ve hemen yeni bir tomografi çekilmesine karar verildi, ben elimde toyoto hastanesinden getirdiğim tomografiler olduğunu söylediğim halde, kendi cihazlarımızla çekmemiz ve görmemiz lazım denilerek getirdiklerime bakmaya bile lüzum görülmeden reddedildi.....

Tomografi sonucu beyinde bir hasar olmadığı, vucutta da darbeler, ezikler bulunduğu ağrıların da bunlardan kaynaklandığı birkaç saat gözlem altında tutulduktan sonra eve gönderilebileceği söylenerek gece 01.30 dan sabah saat 10.00 civarına kadar, acil serviste neden bekletildiğimiz ve bundan sonraki aşamada ne olacağı bize açıklanmadan bekletildik. Bu arada acil servis doktorları 3 kez değişti, her gelen yeni doktora durumumuzu yeniden anlattık.

Sonunda sabah 10.00 civarında doktor Mehran Sohrabifar geldi, tomografileri gördü ve acil hemşirelerine sinirli bir şekilde bu kadar ciddi ve acil bir hasta olduğu halde niçin kendisine haber verilmediğini sordu ve “en önce benim görmem gereken hasta en son bana gösteriliyor” şeklinde tepkisini belirterek, diğer doktorlarla bir takım telefon görüşmeleri yaptı ve o dakikadan itibaren kaç tanesinin gelip gittiğini hatırlayamadığım çeşitli branşlarda doktorlar gelip giderek, MR çekilmesine karar verdiler. MR’a son derece ilkel bir yöntemle çarşaflarla bir sedyeden diğer sedyeye bohça atar gibi aktarılarak götürülen eşim yarım saat sonra geri geldiğinde kaza geçirdiği andan beri var olan ağrıları daha da artmış vaziyetteydi...yine çarşaflarla yataktan diğer yatağa aynı yöntemlerle taşındı. Bir müddet sonra gelen genel cerrah ve orotopedi uzmanları önce sırtında bir iki kırık olduğunu, daha sonra gelen başka bir doktor, boynunda da bir iki kırık olduğunu söyledi. Her yeni gelen doktorla neresinde ne var endişesiyle bekler olduk. Sonunda sırt omurlarında birkaç basit kırık olduğu boynunda da iki küçük kırık olduğu bunların korse ile 6 hafta’da düzelebileceği şeklinde bir teşhis kondu. Hazırlanan T şeklindeki bütün korsenin yatarken de kullanılması gerektiği söylendi ????.. Korse ile ilgili bir medikal şirket sorumlusu çağrıldı, ölçü aldı ve ancak 7 gün sonra korseyi getirmek üzere gitti. Hastaneden çıkmadan önce hekimlerden bir tanesi, 3-4 gün sonra hastanızı getirin göğüs cerrahi uzmanı da bir görsün dedi, bu gün niye görmüyor diye sorduğumda, doktorumuz şimdi yok, siz randevu alın dedi, kımıldamaması gereken bir hastayı hastaneye nasıl getireceğim dediğimde ise, evet biraz zor olacak gibi bir cevapla karşılaştım ve hastamızı kaşık sedyesi olan bir ambulans çağırarak eve getirdik.

Acıbadem hastanesinden, elimizde bir reçete, bir pansumancı telefonu, bir korseci telefonu ve hastanenizin güvenlik memurunun el yazısıyla kargacık burgacık yazmış olduğu bir raporla ayrıldık.

Evde bekleme sürecinde hastamla ilgili danışmamız gereken konularda hastaneden kimi arayıp kiminle konuşacağımı bilemedim, zira elimde reçeteyi yazan doktor isminden başka bir isim bile yoktu, acilde tutulduğumuz sürede bir yığın doktor geldi, gitti, ama hiç biri böyle bir hastanın bundan sonraki tedavisini üstlenmedi. Bu konuda hiç kimse de bizi bilgilendirmedi .Ayaküstü gelip isimlerini söyleyip giden hekimlerinizin zaten ancak birer kere görebildik. Hastanedeyken korsemizle ilgilenen ve reçeteyi yazan ortopedist Afşar beyin tavsiye ettiği pansumancının telefonunun arayarak Afşar beyin cep telefonuna ulaştım, ve sorularımı gerekli cevapları aldım

Evde birkaç gün sonra eşimin belinde ağrıların artması nedeniyle korseyi tavsiye eden doktoru Afşar beyi bulmaya çalıştım, cep telefonundan ulaşamadım hastaneden ulaşmaya çalıştığımda ise izinli olduğu söylediler.

Daha önceki yıllarda geçirdiği kaza nedeniyle eşimin belinde kırık olduğunu ve korse ile tedavi edildiğini şimdi yeni bir korsenin hazırlandığını, ancak belinde bu kaza ile ilgili yeni bir problem varsa bu korsenin uygun olup olmayacağını öğrenmeye çalışıyordum ancak başarılı olamadım, zira benimle muhattap olacak kimse yoktu. Dakikalarca süren mücadele ile değişik servislere bağlanarak derdimi önce asistanlara anlatmaya çalıştım. Sonunda telefonuma bağlanan ortopedistlerinizden birinden yalvararak eşimin tetkiklerini incelemesini ve beli ile ilgili bir tetkik yapılıp yapılmadığının bana söylenmesini istedim. Belle ilgili böyle bir tetkik yapılmamıştı, sadece boyun ve sırt bölgesinde MR çekilmiş ve oralarda kırıklar tespit edilmişti. Telefonda görüştüğüm doktora, kullanılmak üzere yapılan korse belinde sorun olan biri için kullanılacak türden mi diye sorduğumda ise; uygun olmaz bel eğiminin farklı olması gerekir cevabını aldım. Bu korseyi takmak için hasteneye mi geleceğiz dediğimde, hayır gerek yok, korseciler onu getirip hastaya takarlar cevabını aldım, bunun doktor kontrolunda takılması gerekmiyor mu diye soruduğumda hep böyle yapılıyor korseciler takıyor gibi bir cevap aldım ve endişelerim iyice arttı.

Eşimin bel ağrıları daha da artınca hastanenizden ancak birkaç kez gidip gelerek alabildiğimiz MR çekimlerinin CD’lerini aldık, birkaç beyin cerrahı ve ortopediste incelettik, öncelikle bu çekimlerin kötü olduğu, net görünemediği söylendi, ayrıca hastanenize geldiği andan beri şuuru açık olup, bütün gece sırtı boynu ve beli ağrıdığını söyleyen bir hastadan defalarca kan alınıp tetkikler yapılmış, sadece boyun ve sırt MR’ı çekilmiş ama niyeyse beliyle ilgili hiçbir inceleme yapılmamıştı.

Biz yeni bir ambulans çağırarak eşimi bütün omuragasının MR ını çektirmek üzere başka bir sağlık kuruluşuna götürdük, sırt omurlarındaki kırıklar, göğüs kafesindeki ve boyun omurlarındaki kırıklar tek tek tespit edildi, omurdaki kırıklardan bir tanesinin içe göçük olması ve omuriliğe baskı yapıyor olması nedeniyle başka tetkikleri de yapıldıktan sonra AMELİYATA ALINDI...

AMA;

Sayenizde 1 haftayı elimiz kolumuz bağlı bir şekilde korse bekleyerek ve yatağa bağlanmış halde vakit kaybederek geçirmiş olduk...

SON DERECE RİSKLİ OLAN BİR OMURGA KIRIĞINI BASİTE İNDİRGEYİP, KAÇ TANE OLDUĞUNA BİLE DOĞRU DÜRÜST KARAR VEREMEYİP....
BELKİ DE EŞİMİN BUNDAN SONRAKİ YAŞANTISINI SAKAT OLARAK GEÇİRMESİNE SEBEP OLACAKTINIZ.....

Bütün bu kepazeliğin bedeli ise yaklaşık 4000 YTL idi...

Bütün bu olanları eğer okuma zahmetinde bulunduysanız. Hastenenizdeki acil servisin ne kadar yetersiz ve ilgisiz olduğu, gelen acil hastaların ne kadar sahiplenilmediği ve acil durumdaki bir hastanın ne kadar ilgisiz bir şekilde bütün gece buz gibi bir serviste yatırılarak bekletildiğini umarım anlatabilmişimdir. İnsanların en aciz ve çaresiz olduğu zamanlarda herşeyi kabullenir bir ruh halinde olduğunu çok iyi biliyorsunuz .Eğer tesadüfen Mehran bey gibi bir doktorunuz olmasaydı eşim sayenizde belki de sakat kalacaktı.

En son eşim adına kesilen faturanın bir kopyasının tarafıma faksla gönderilmesini istedim, aldığım cevap, şu an burası çok yoğun, ben ilgili doktorumuzla konuşup size döneyim oldu, telefonum alındı ama 15 gündür kimse bana dönmedi.

Bu kadar kötü bir gecenin benim yanıma acı hatıra olarak kalması mümkün değil,
En azından çevremdeki insanları uyarmak adına şimdi bu yazıyı İsviçre’den Avustralya ya kadar yayılmış olan yüzlerce kişiden oluşan mail arkadaşlarıma göndereceğim, tabii onlar da kendi arkadaşlarına ve dahil oldukları yazışma gruplarına gönderecekler. Ayrıca bu konu sadece mail listelerine değil;

Sağlık Bakanlığı,

Türk Tabipler Birliği,

Tüketiciyi Koruma Derneği

Adreslerine de göndereceğim.

İnsan hayatına ve sağlığına hiç önem verilmeyen kuruluşunuzu şiddetle kınıyor, başka hastaların başına da aynı çirkin olayların gelmemesi için sizleri ve yetkilileri uyarıyorum.




Aynur Demirtaş Kurt

22 Ekim 2007 Pazartesi

DAHA NE KADAR BEKLEYECEĞİZ.............................

Yüksekova’da askeri hareketlilik

Sebahattin YILMAZ, Osman BEKLEYEN, Hamit ERKUT, Erkan ÇOBANOĞLU Yüksekova DHA

HAKKARİ’nin Yüksekova İlçesi Dağlıca bölgesinde terörist saldırısında 12 askerin şehit olmasının ardından bölgede askeri hareketlilik hız kazandı. Dün gece boyunca sürekli helikopter sesi duyulurken, sabah saatlerinde aralarında tankların da bulunduğu mühimmat yüklü yaklaşık 50 araçlık askeri konvoy geniş güvenlik önlemleri altında Irak sınırına kaydırıldı. Sınırda Türk savaş uçakları keşif uçuşu yaptı. Çatışma bölgesine gazeteciler giremezken, bölgeye geçişlerine sadece o bölgede yaşayan köylülere izin veriliyor.
Türkiye dün Hakkari’nin Yüksekova İlçesi Dağlıca Bölgesi’nde PKK’lı teröristlerin saldırısında şehit düşen 12 Mehmetçiğin yasını tutarken, askere pusu kuran ve sayıları yaklaşık 250-300 civarında olduğu tahmin edilen PKK’lıların yuvaları ağır silahlar ve toplarla dövülüyor. Saldırının ardından Dağlıca bölgesinde yuvalanan PKK’lı teröristleri etkisiz hale getirmek için bölgeye çok sayıda askeri birlik kaydırılıyor. Dün gece sabaha kadar sürükle helikopterler bölgede uçarken, sabah 50 araçlık konvoy sınıra kaydırıldı. Aralarında tank, zırhlı araçlar ve mühimmat yüklü askeri araç konvoyu için geniş güvenlik önlemleri alındı.

SAVAŞ UÇAKLARI UÇTU

Öğle saatlerinde Çukurca üzerinden gelen iki Türk savaş uçağı Yüksekova yönüne doğru uçarak sınır kesimi üzerinde keşif yaptı.
Bölgede operasyon genişleyerek sürerken, Dağlıca’nın ardından PKK’lı teröristlerin kaçış bölgesi olan yakındaki Oramar bölgesi de ablukaya alındı. Yoğun çatışmaların sürdüğü bölgeye Irak-İran ve Türkiye sınırında bulunan Şemdinli’den de birlikler takviye olarak Dağlıca ve Oramar'a kaydırıldı. Ayrıca teröristlerin kaçışını kesmek için Irak’ın Zaho ve Amediye’nin dağlık noktaları da topçu ateşine tutuluyor. PKK’lı teröristlerin ellerinde 8 askerin bulunup bulunmadığı konusunda da net bir bilgi alınamadı.
Operasyonların yoğunluk kazandığı Dağlıca Bölgesi’ndeki köylere de giriş çıkışlar kontrollü yapılıyor. Sadece o bölgedeki köylerde ikamet eden köylülerin giriş çıkışı yapılırken, gazetecilerin görüntü ve fotoğraf çekmesine izin verilmiyor.
Irak sınırında çatışmalar yoğunluk kazanırken Hakkari, Yüksekova, Çukurca ve Şemdinli ilçelerinde sessizlik hakim. Hayat normal devam ettiği bölgede çatışma ve sınır ötesi operasyon hakkında suskun davranılıyor.

DÜĞÜN KONVOYUNDA YARALANANLAR

Dağlıca'da yaşanan hain pusu ardından Yüksekova İlçesi’nde Yeşiltaş Köyüne düğüne giden konvoyun Tokağac Köyü yakınlarında yola döşenen mayına çarpması sonucu yaralanan 17 kişi, tedavi gördüğü Van ve Yüksekova Devlet Hastanesinde durumlarının iyi olduğu belirtildi.Şehitler memleketlerine uğurlandı
ŞEHİTLER MEMLEKETLERİNE UĞURLANDI



HAKKARİ’nin Yüksekova İlçesi’nin Irak sınırındaki Dağlıca Köyü yakınlarında askeri birliği pazar günü PKK’lı teröristlerin saldırısında şehit düşen 12 askerin cenazesi, bugün Hakkari’de yapılan törenin ardından toprağa verilmek üzere memleketlerine gönderildi.
Yüksekova’nın, Irak sınırındaki Yeşiltaş ve Dağlıca köyleri arasında ulaşımı sağlayan karayolunda bulunan Avaşin Çayı'ndaki Şehri Köprüsü’nü gece havaya uçuran kalabalık bir terörist grubu, Dağlıca Piyade Taburu’nun güvenliğini sağlayan bölüğe üç ayrı yönden saldırdı. Çıkan çatışmada şehit olan Piyade Asteğmen Mehmet Bozkuş, Astsubay Çavuş Soner Özübek, Uzman Çavuş Mustafa Uysal, Çavuş Selçuk Gürdal, erler Lokman Eker, Yavuz Öztürk, Zekeriya Yatı, Abdurrahman Doğan, Vedat Kutluca, Samet Saraç, Tarık Emeket ve Mehmet Cücük için Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı’nda bugün tören yapıldı.
Şehitlere cenaze törenine katılmak için 2'nci Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız ve Van Jandarma Kolordu Komutanı Korgeneral Abdullah Atay da Hakkari’ye geldi. Orgeneral Iğsız ve Korgeneral Atay, Hakkari Valisi Ayhan Nasuhbeyoğlu’nu makamında ziyaret etti.
Hakkari Valisi Ayhan Nasuhbeyoğlu Orgeneral Iğsız’ı tören mangasıyla karşılayıp uğurladı. Vali Nasuhbeyoğlu uğurlama sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada acılarının çok büyük olduğunu söyledi. Nasuhbeyoğlu, şehit aileleri ile birlikte Türk Milleti’nin de bu acıyı ortak yaşadığını belirterek, “Bölge halkı da devletin birlik ve beraberlik duygularını paylaşıyor. Bölgeye gelecek yatırımların daha çok gelmesi için de el ele omuz omuza mücadele vereceğiz'' dedi.
Vali Nasuhbeyoğlu'nun şehit askerler için Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı’nda tören yapılacağını söylemesi üzerine, basın mensupları tugay nizamiyesi önünde beklemeye başladı. Tören mangasının törene geliş gidişini görüntüleyen basın mensupları, tören alanına alınmadı. Cenaze töreni öncesi tugaya gelen tören mangasını görüntüledi. Bir süre sonra Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Azmi Utfan Cinek, her hangi bir açıklama yapılmadan ayrıldı.
Şehitler için Hakkari Dağ ve Komando Tugayı'ndaki törene 2'nci Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız, Van Jandarma Kolordu Komutanı Korgeneral Abdullah Atay, Hakkari Valisi Ayhan Nasuhbeyoğlu, Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Azmi Utfan Cinek, Yüksekova 3'üncü Taktik Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Yurdaer Olcan, Yüksekova 21'inci Sınır Jandarma Tugay Komutanı Tuğgeneral Süleyman Yüksel, Hakkari İl Jandarma Alay Komutanı Albay Zuhuri Atilla Ataalp ile AKP Hakkari milletvekilleri Rustem Zeydan ve Abdulmutalip Özbek katıldı. Törenin ardından şehitlerin cenazeleri memleketlerine gönderilmek üzere helikopterlerle Van’a götürüldü.
Buradan uçak ve helikopterle şehit Asteğmen Mehmet Bozkuş'un cenazesi Uşak'a, Astsubay Çavuş Soner Özübek'in cenazesi Eskişehir'e, Uzman Çavuşlar Mustafa Uysal'ın cenazesi Antalya'ya, Selçuk Gürdal'ın cenazesi Afyonkarahisar'a, erlerden Yavuz Öztürk'ün cenazesi Afyonkarahisar'a, Tarık Emeket'in cenazesi Kars'a, Vedat Kutluca'nın cenazesi Kırıkkale'ya, Samet Saraç'ın cenazesi Bursa'ya, Lokman Eker'in cenazesi Yozgat'a, Mehmet Cücük’ün cenazesi Gaziantep'e, Zekeriya Yatı'nın cenazesi Ordu'ya ve Abdurahman Doğan'ın cenazesi Adıyaman'a gönderildi.

21 Ekim 2007 Pazar

SENİ SEVİYORUM

SENİ SEVİYORUM

Seni ne kadar seviyorum biliyor musun?
Söz verip de tutmadığın günler kadar,
beni beklettiğin saniyeler kadar,
bana sevgiyle bakmadığın an kadar,
uykularımı kaçırdığın geceler kadar,
sonunda anladım senin de beni ne kadar sevdiğini zalim...

Kahvaltı hazırladım sana da gönderiyorum,
umut dolu omlet,
haşlanmış sevgi, bir dilim tutku ,seni seviyorum reçeli
ve bir de yalnızlık demledim kaç şekerli olsun?


Sabahları seviyorum,
insanları seviyorum,
filmleri ,şarkıları , kitapları,sıcak ekmeği, kalabalık sofraları,çikolatayı, minicik bebekleri,
rüzgarda yaprak olmayı,
geceleri yıldız olmayı,
yaz gecesinde yağmur olmayı sevdim...
Ve en çokta seni sevdim,
Hep yokluğunda...

16 Ekim 2007 Salı

:(:(:( Pınar gitti:(:(:(

Pınar'ı hepiniz tanıyorsunuz arkadaşlar. O çok iyi ve marifetli bir blog yazarı.. Onu anlatmama gerek yok.Biliyor musunuz biz beraber çalışıyorduk.Aynı ortamı paylaşıyor, aynı havayı soluyorduk ama; (benim canım)(Pınar) ayrıldı :(

sürekli olmayacak belki ya da hergün ama biz hep birlikte olacağız.Bana çok ağır geldi bu bilmiyorum ne kadar dayanırım can havliyle bloğuma sarıldım ve sizinle paylaşmak istedim.
Beni dinlediğiniz için tşk ederim.

9 Ekim 2007 Salı

sabır sabır sabır ve yine sabır

Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle, kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor çocuğun kınlan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da, elinden birşey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklannı kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp, gözlerini açtığında bandajlı ellerini farketmiş ve gayet masum bir ifadeyle, "Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm," demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: "Parmaklanm ne zaman yeniden çıkacak?" Babası eve dönmüş ve intihar etmiş. Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü anımsayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; Genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Durun ve düşünün. Harekete geçmeden önce düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.

5 Ekim 2007 Cuma

TÜRK ERKEĞİ NE ÇEKER!!!!!!!!!!!

İşe Başlarken Besmele Çeker
Delikanlıdır Tesbih Çeker
Sportmendir Barfiks Çeker
Tek Eliyle Şınav Çeker
Kendi Dişini Kendi Çeker
Taraftardır;Üçlü Çeker
Kaçan Golde Yuh Çeker
Akşamcıdır Kafayı Çeker
Ağzında Sigara Halay Çeker
Dikiz Aynasından Hareket
Çeker
Muazzam Kopya Çeker
Kaynanadan Çok Çeker
Genelde Babaya Çeker
Evladına Nutuk Çeker
İskenderin Üstüne Künefe Çeker
Komedi Filminin Kralını Çeker
Çuhayı Yırtmadan Pike Çeker
Kafası Bozulunca Resti Çeker
Yükte Ağır Parada Hafif Çeker
Parayı Bulan Arabayı Çeker
Mahallede Pati Çeker
Gurbette Hasret Çeker
Sevdiğini Sorguya Çeker
Aldatılınca Tetiği Çeker
Memlekete Turist Çeker
Kaşı Gözü İlgi Çeker
Her Ortamda Dikkat Çeker
İtalyan Erkeklerine Beş Çeker
İngilizlere Yirmibeş Çeker
Balıketi Görünce İç Çeker
Canı Neler Neler Çeker

4 Ekim 2007 Perşembe

BEKLEMEYİN ************

Nazik olmak için bir gülümseme beklemeyin...
· Sevmek için sevilmeyi beklemeyin...
· Bir arkadaşın değerini anlamak için, yalnız kalmayı beklemeyin...
· Çalışmaya başlamak için en iyi işi beklemeyin...
· Biraz paylaşmak için çok olmasını beklemeyin...
· Öğütleri hatırlamak için, düşmeyi beklemeyin...
· Dua ’ya inanmak için acıları beklemeyin...
· Yardım edebilmek için zamanınız olmasını beklemeyin...
· Özür dilemek için diğerinin acı çekmesini beklemeyin...
· … ne de barışmak için ayrılığı Beklemeyin...

3 Ekim 2007 Çarşamba

SPOR SAĞLIĞA ZARARLIDIR

1- Etrafınıza baktığınızda her şeyin bir ömrü yani kullanma süresi olduğunu görürüsünüz.araba,kapı,tv,boya,yiyeceklerin üzerinde yazan tarihler hatta dünyanın ve güneşinde belli bir süre sonra yok olacağını bilim söylemiyormu.Peki her şeyin bir kullanma süresi varken insanın niye olmasın?

2-insanın genetik yapısı 150 sene yaşamak üzere ayarlanmıstır tıpkı kaplumbağ gibi,biz ise onu spor,beslenme ve steres ile 70-80 seneye indirmişiz.Peki bunu nasıl beceriyoruz.yukarda bahsettiğim üç etken,bazı organlarımızı fazla kullanarak onları eskittiği için.Hiç bir organımız kendisini yenilemiyor ve bundan dolayıda bazı hastalıkları kökhücre ile tedavi etmek için çalışılıyor.organlarımız ve onları besleyen damarlar kendi kendine yenilenmediğine göre, kullanmamıza bağlı olarak zamanla eskiyecek(yaşlanacak)ve kullanım süresini dolduracak.
Bir arabayı düşünelim motorun ömrü 300 bin km olsun,siz bu km'yi10 senedede yapabilirisiz 20 hatta 30 senedede.İşte spor ve stresle kalb, damar ve akçiğerlerinizi.Karaciger,pankreas,mide ve barsaklarınızı hem beslenerek hemde spor yaparken ortaya çıkan toksik maddelerlede beyninizi tahrip ediyor ve yıpratıyorsunuz.Yoksa alzaymır ve beyinle ilgili diğer yaşlılık hastalıkları neden ortaya çıksın.
3-Kadınların uzun yaşadığını ve hatta birçok yerde dullar apartmanı var diye espiri yapıldığını duyarsınız.bu genelde kadınlardaki östrogen hormonunun varlığına bağlanılır.Peki hiç düsündünüzmü,anneniz,ablanız ve etraftaki bayanların hangisinin eşofmanları giyip koştuğunu,saatlerce yürüdüğünü,bisiklete bindiğini veya yüzdüğünü.Bu dediklerimi nadiren görmüş veya hiç görmemişsinizdir.Kadınların erkeklerden neden çok yaşadığının sebebi ortada.1-spor yapmazlar kaplumbağ gibi ev işlerini yemeği yavaş yavaş akşama kadar strese düşmeden para kazanma derdi olmadan yaparlar2-Kahveye gel çaya gel ile komşuları ile yapılan konuşmalarla stress atarlar 3-öğleden sonra hafif kestiriler eee, onlar uzun yaşamasında biz erkeklermi uzun yaşayalım.Organlarını yıpratacak eskitecek tek şey yapmazlar(yemek hariç).4-Koşan hayvanların hepsinin ölüm yaşında,erkek ve dişi arasında, insanlarda olduğu kadar açık bir fark yok.Neden onlardadişilerde erkekler kadar,hatta daha fazla koşarlar.Halbuki onlarında dişilerinde erkeğe göre çok fazla östörojen vardır.İnsan dişisini koruyan östörojen,hayvan dişisini niçin korumasın.Demekki ortada başka bir faktör veya faktörler var ama biz farkında değiliz.
4- Eskimolar neden fazla yaşarlar,herkes balık yediklerinden diyecektir.Evet balıkta bir etken fakat eskimolar spor yapmazlar yani,buzda koşamazlar,tenis,futbol ve diğer sporları yapamazlar çünkü düşerlerse bir yerlerini kırarlar.Onlar sadece yürürler birde kendilerini soğukta muhafaza ederler.Bir kilo kıyma alın yarısını tezgahın üstüne diğer yarısını buz dolabına koyun hangisi daha fazla dayanır.Tabiki buzdolabındaki.Pekii,dağdaki insanlar niye fazla yaşarlar onlarda mı balık yerler,hayır onlar et ve ot yerler birde hava
orda soğuktur vede spor yapacakları yer yoktur koşamazlar top oynayamazlar.Kaplumbağ'ın hiç koştuğunu gördünüzmü,hep yürür fakat 150 sene yaşar ya filler niye fazla yaşar herhalde nadiren koştukları için Köpek,aslan uzatmıyalım,koşan
tüm hayvanlar kısa yaşarlar.
9.2006 vatan gazetesi 6 sayfa
Uzun yasamanın sırrı sadece genlerde degil.Bilim adamları 20 yıl önce,ortalama ömrün çevre,beslenme,ve egzersiz gibi faktörlere bağlı
olduğunu söylemişler ve büyük destek bulmuşlardı.Ancak sonra yaşam süresini belirleyen faktörün 'genler'olduğu inancı ağırlık kazandı Son arastırmalarda genlerin tek başına bir insanın nekadar yaşayacağı konusunda tahmin yürütmeye yetmeyeceğini gösterdi.Aynı genetik özelliklere sahip,aynıcevrede yaşaşmış,aynı yemekleri yemiş tek yumurta
ikizlerinde birinin çok dinç olabileceği,diğerinin ise hastalıklardan şikayet edebileceğini gösteriyor.bu durum ikizlerin 10 yıl ara ile
ölebilmesine neden oluyor.uzmanlar yaşam süresini etkileyen faktörlerin genetik yapı olduğu kadar hastalıklar,beslenme
tarzı,yaralanmalar,kazalar hatta bazı durumda ''şans''tan oluştuğunu belirtiyor. Evet bana göre,bunların yanında spor ve karbonidrat'lı gıdalar yiyerek insülin salgılatmak ve insülin direncine sebep olmak.Şimdide sporun tek faydalı olduğu noktayı konuşalım.evet sporsizin akciğer kapasitenizin devamını sağlar.normalde insanların akciğer kapasitesi 3-6 litre arasındadır siz çocukken bunun hepsini kullanırsınız ve oyüzdendirki cocuklar koşar oynar sizin yapamayacağınız aktiviteyi sergilediği halde yorulmazlar çünkü akçiğerlere girip cıkan oksijen, yapılan eforu karşılar.Bu akciğer kapasitesi giderek hareket azaldığı için düşer ve sizde biraz fazla efor yaptığınızda soluk soluğa kalırsınız.İşte spor bu kapasitenin azalmasını önlediği için sporla kendinizi daha dinç ve zinde hissedersiniz.Fakat organlarınızı eskittiğinizi ve onların ömrünü kısaltığınızı düşünmessiniz.Pekii spor yapmadan akciğerlerimizi nasıl formda tutabiliriz?bunu sağlamak için fırsat buldukça derin derin " ama kaburga kemiklerinin genişleyip ayrılacakmış hissini ve hafifde gerilmeye bağlı agrı oluşuncaya kadar" nefes alıp vereceğiz.Böyle nefes almayıheryerdeoturuken,yatarken,arabada,tuvalette v.s yapacağız ve birde fazla yüksek olmayan yerlerde asansör yerine merdiven kullanacağız ve merdivenlerin başında bu şekilde nefes alıp vermeye başlayacağız.Böylece kendimizi eskitmeden spor yapmış gibi dinç ve sağlam olabileceğiz.

Yine kadınların,erkeklerden daha çok yaşamalarının ve erkeklerde enfarktüs yaşının 20 lere kadar inmesinin esas sebebi,erkek çocuğunun 2-3 yaşından başlıyarak koşması,oynaması,zıplaması ve yerinde duramaması,sonundada gününü sokakta geçirmesidir.Kız çocuğu neyapar evde evcilik oynar oturduğu yerden bebeği solundan alır sağa koyar uyutur,sağından alır sola koyar yemek yedirir.Böylece birinin damarları,kalbin hızlı carparak, akçiğer ve adelelere oksijenli kanı yetiştirmekiçin debisini ve akım hızını yükselterek milyon defa damar cidarına basınçlı kanı vurdururak onu yaralaması vede çatlatması,sonundada kollesterolun gelip çatlağı kapatmak için damar duvarını sıvaması yani damar sertliğinin erkelerde çocuk yaşta başlamasıdır

HERZAMAN SÖYLÜYORUM,SPOR YAPARAK KALB VE DAMARLARINIZIN,YİYEREKTE PANKREAS BAŞTA OLMAK ÜZERE DİĞER
ORGANLARINIZIN KULLANMA SÜRESİNİ KISALTMAYIN
Vatan gazetesi 17.11.2006 sağlık köşesinden:
Kalbi daha az atan daha çok yaşıyor,
Fransız ulusal sağlık ve araştırma enstitüsü(İnserm)tarafından yapılan araştımaya göre,
kalbin daha az atması ömrü uzatıyor.20 yılboyunca 4 bin erkek üzerinde yapılan araştımaların
sonuçlarına göre,dinlenmiş bir durumdayken kalbi,gün içinde attığından 7 kez daha az atan orta
yaşlı birinin 20 yıl içinde hayatını kaybetme riski yüzde 20 azalıyor.Nabzı 7 ve üzeri atanların
ise aynı sürede ölme riski yüzde 78 artıyor.Ortalama nabız sayısı 60-80 dır.Yani,normal fonksionlarınızın dışında kalbinizin,her fazla atışında ve yaşamak için gerekli olan gıdanın dışında alınan her lokmanın sizi bir adım daha ÖLÜME yaklaştırdığını unutmayın.
5.2.2007
Amerikan bilim ve teknoloji dergisi Wired insan oğlunun en cok merek ettiği
neden ölüyoruz sorusuna şu yanıtı veriyor.(vatan gazetesi 4.2.2007)
Arizona Üniversitesi'nden Brian Enquist şöyle diyor:Bir fareyi elinize aldığınızda
kalbinin ne kadar hızlı attığını görürsünüz.Mavi balinanın kalbi ise kilise çanı gibidir
Uzun aralıklarla ve cok yavaş atar.Ama ikisi de yaklaşık 100 milyon kalb atışı sonra
ölür.Tabii bunu kalbi çok hızlı attığı için fare 2 yılda,balina ise 80 yılda tamamlar.
fillerinde kalbi yavaş attığından uzun yaşarlar .Yukarda dediğim gibi spor yaparak kal-
binizi nekadar cok attırırsanız ömrünüzü okadar kısaltırsınız

Opr. Dr. Bülent Tahir TANRIDAGLI

İFTAR SOFRASI

İFTAR MASASI
İftarına beni de çağır kardeşim
istersen misafirin olurum senin
bu arkadaş kim diye soran olursa
İŞ yerinden bir arkadaş dersin kardeşim
***hayaller kurarız biz gün boyunca
Kuzu kebaplar, pilav ve ayran bolca bilirsin ne kadar yemek isterdim
Pilav üstünde parça eti öylece ***Rejimdeyiz dediysem,doya doya yiyemez miyim
Yaprak sarma ile karın doymaz diyen ben miyim
Şimdi çok zengin sofralar , ama ben de rejimdeyim
Ben de bir buçuk porsiyon künefe yiyemez miyim.
***İftar masasına oturdun iştedayanmak çok zormuş böyle sevince
sana afiyet olsun, sözüm garson kardeşe
Tavuk dolması ile cacığı getir bir an önce
BOŞ VERSENE GÜZELİM
Adam, lüks erkek kuaföründe oturmuş bir yandan sakal tıraşı yapılırken bir yandan da elleri manikürlenmektedir. Manikürü yapan sarışın fıstık adamın ilgisini çekmekte gecikmez.- Güzelim, bu gece benimle çıkmaya ne dersin? Kız gülümser ; - Özür dilerim ama ben evliyim.- Boş versene!!! der adam ve : - Seninkine telefon et bu gece işin çıktığını eve gelemeyeceğini söyle! - İstersen sen söyle, şu anda seni tıraş ediyor.

SÜPERMAN
Adamcagiz hayli alkollü ve de bitkin üstelik gecenin saat üçünde evine gelir. Karisi son derece zinde, duruma kesinlikle hakim, kocasini sorgulamaya baºlar.- Söyle bakalim Süpermeeen. Neler yaptin bu aksam?- Valla karicim, patronla beraber müsterileri yemege çikarttik. - Eeee, sonra ne yaptiniz süpermen?- Oradan striptize gittiiik... Ben sadece seyrettim. - Yani sen bisiyler yapmadin degil mi, süpermen ??!!!- Ben hiç bisicikler yapmadim, ama sen niye bana ikidebir süpermen diyorsun?- Valla, ben bir seni bir de süpermeni gördüm donunu pantolonunun üstünegiyen !!!

AZRAİL
Kadının biri, 46 yaşındayken kalp krizi geçiriyor vehastaneye kaldırılıyor. Ameliyat masasındayken, ölüme yakın, birden bir Hayal görüyor.Azraili görüyor ve soruyor: 'Benim saatim geldimi?'Azrail cevap veriyor:'Hayır, senin daha 43 sene, 2 ay vede 8 günün var'.Narkozdan uyandığında, estetik yaptırmaya karar veriyor. Yüzünü gerdirttiriyor, dudaklarını doldurtturuyor vedeGöğünslerini düzelttiriyor.Kısacası: 'Yeniden doğmuş gibi'Daha uzun bir süre yaşıyacağını bildiği için şimdi, o kadar >>ameliyatın değdiğini düşünüyor. Son ameliyattan sonra, hastaneden tamamen yeni bir insan gibi çıkıyor.Tam karşıdan karşıya geçiyor ki, ambülans çarpıyor. Ölüyor. >>Cenette Azrail'e soruyor: '40 seneden daha fazla yaşıyacağımısanıyordum! Neden o zaman bana o ambülansın çarpmasını sağlayıp, Beni öldürttün?'Azrail cevap veriyor:'Kız, allah canını almasın ben seni tanıyamadım...

BOŞVER BENİMKİNİ

2 adam Akmerkez de karılarını kaybetmiş hararetle arıyorlarmış.Ortada koşuşturup dururken birbirlerine çarpmışlar. Ne oluyor birader demeye kalmamış, birisi: Kardeş kusura bakma karımı kaybettim de onu arıyorum demiş. Diğeri sende kusura bakma ama bende karımı arıyorum demiş. Adamlardan birinin aklına bir fikir gelmiş ve demiş ki: Arkadaşım madem ikimizde karılarımızı arıyoruz, karılarımızın tipini birbirimize tarif edelim ve ayrı ayrı yerlerde aramaya başlayalım. Eğer rastlarsak saat 4'te Mc Donalds 'in önüne gitmesini söyleriz demiş. Diğeri tamam demiş ve başlamış karısını tarif etmeye: - Benim karım sarışı, mavi gözlü, 25 yaşında, 1.75 boyunda,60 kg, topuklu beyaz ayakkabı ve kırmızı mini etekli tek parça elbise giyiyor demiş. Ve diğer adama 'senin karın nasıl biri?' diye sormuş. Diğer adam : - Boşver abi yaaa benimkini biz beraberce seninkini arayalım...

28 Eylül 2007 Cuma

'''''''BİR UMUT'''

güneş yine doğuyor...
gözlerim hep o bıraktığın yerde,
gelmeni istediğim yere bakıyor...
kimi zaman düşünüyorum sensizliği,
kimi zaman dalıyorum rüyalara...
ama içimde o seni hiç unutamadığım
ve bende bıraktığın boşluğun...

bugün yine seni konuştum...
seni anlattım herkese...
gözlerim o kadar doldu ki,
ağlamak istedim yine,
beceremedim...

arkadaşlığımızın başladığı o gün ki
coşkusu vardı yine içimde...
sanki sen geçiyordun mahalleden
ve ben yine o caddeden sana bakıyorum.
sessizce...

yine yanılıyordum...

zaman geçtikçe içim eriyordu,
kendime hep aynı soruları soruyordum.
"neredeydin sen!!!"

gittiğin günden beri içimdeki umut
hiç tükenmedi...
bir umutla bekledim geleceğin günü...

bugün yine akşam oldu...
eve gidiyorum...

otobüs o kadar dolu ki insanların bir amacı,
bir kavuşma isteğiyle eve gitmeleri,
beni daha çok yaralıyor...
neden biliyor musun? onlar sevdiklerine gidiyor.

benim hiçbir zaman sana sahip olamayacağım şekilde...

yatağıma uzanıp seni düşlüyorum...
artık sadece hayallerimde ve rüyalarımda varsın...
şimdi gözlerimi kapatmak için saatleri bekliyorum...
bugün yine gelecekmişsin umuduyla.............

Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda.

Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda. "Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?" diye sordu Hayat. "Zamanın var mı?" diye sordum. Gülümsedi. "Benim zamanım Sonsuzluk" dedi Hayat. "Ne sorular var yüreğinde?" "İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?" diye sordum. Hayat yanıt verdi. "Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili endişelenmekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar." Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık.Derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum. Hayat yanıtladı. "Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim." "Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularınmı nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim." Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü. "Söylediklerimi yüreğine kaydet" dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim. "Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren". Yüreğim kuş gibi hafiflemişti. "Son bir soru daha, Hayat" dedim. "Benden ne istiyorsun?" Bütün odayı beyaz bir ışık kapladı... ve Hayat yanıtladı. "Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. ve gerçekten TEK değerli olanım. Değerimi bil." Hayat'ın içimde dışımda her yerde aktığını hissettim. Kendimizi sevdiğimiz kadar Hayat 'ı sevebilirdik ancak. Ne daha az ne daha fazla.............

HER ZAMAN BİR NEDENİ VARDIR

Acı yoksa kazanç ta yoktur. Acıyı kabullenin, o zaman gelecek sizin için daha verimli olacak yaptığınız işin size zahmet, ızdırap verdiğini düşünmeyin, çünkü bu iş ve zahmet için herzaman bir sebep vardır o halde acı ile karşı karşıya gelmekten çekinmeyin, göğüslediğiniz bu acı için, ileride mutlak bir mutluluk sizindir...

KDV DE ŞOK DURUM...

Fiş 2008'de geri geliyorKDV gelirlerinde düşüş şoku yaşayan Maliye başka çözüm bulamadı27.09.2007 08:39 % 23.6 ARTMASI BEKLENİRKEN... Maliye'de KDV gelirlerinin düşüşünün şoku yaşanıyor. Bu yılın başında fiş toplama zorunluluğunun kalkmasıyla vergi gelirlerinde aşırı düşüş meydana geldi. Bu yıl vergi gelirlerinin yüzde 23.6 artmasını hedefleyen Maliye, rakamların geçen yılın altında kalması nedeniyle çözüm arayışına girdi.40 MİLYON YTL'LİK GERİLEME OLDU Bakanlık yetkililerinin aklına gelen ilk önlem, vergi iadesi uygulamasının geri getirilmesi oldu. Yeni yılda çalışanlar yeniden fiş toplamaya başlayacak. Yılın ilk 8 ayında 10 milyar 920 milyon YTL olan vergi gelirleri, bu yıl 10 milyar 880 milyon YTL'de kaldı. ***Vergi iadesine geri dönüş gündemdeFiş toplama zorunluluğu kalkınca, KDV tahsilatı geriledi. Maliye vergi iadesi uygulamasını yeniden getirmenin üzerinde duruyor. Maliye Bakanlığı, Katma Değer Vergisi'nde (KDV) düşüş şoku yaşıyor. Alışverişlerde fiş toplama zorunluluğu kalkınca, vergi tahsilatında beklenen olmadı. Bu yıl KDV gelirinde 2006'ya göre yüzde 23.6 artış hedefleniyordu. 'ARTAR' DENİYORDU, DÜŞTÜ Ancak Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü'nün yaptığı hesaplamalara göre; bu yılın ilk 8 ayında KDV tahsilatı 10 milyar 880 milyon YTL'de kaldı. Tahsilat, yüzde 23.6'lık artış bir yana, 2006'nın dahi gerisinde kaldı. 2006'nın ilk 8 ayında KDV tahsilatı 10 milyar 920 milyon YTL düzeyinde gerçekleşmişti. KDV gelirindeki beklenilmeyen düşüş, bakanlık bürokratlarını harekete geçirdi. Bürokratlar, 2008 bütçe taslağına yeniden KDV için fiş toplama uygulamasının konulması ve 2009 başında da 'vergi iadesi' ödemelerine yeniden başlanılması seçeneği üzerinde duruyor. 2008 yılı bütçe tasarısının Meclis'teki görüşmeleri sırasında da vergi iadesi uygulamasına geçilip geçilmemesinin değerlendirileceği kaydediliyor. Öneri, Meclis tarafından da benimsenirse, Türkiye önümüzdeki yılın başından itibaren yeniden vergi iadesi için fiş toplamaya başlayacak. Sadece KDV tahsilatında değil, ithalde alınan KDV ve Özel Tüketim Vergisi tahsilatında da hedefin altında kalındı.

27 Eylül 2007 Perşembe

KUSURLU..........

Bir adam, boynuna astığı bir sopanın iki ucunda bulunan testilerle her gün evine su taşırmış. Testilerden bir tanesi kusursuzmuş. Ancak diğer testinin yanında bir çatlak varmış. Her seferin de kusursuz testi suyun tamamını eve taşırken kusurlu testi ancak suyun yarısını eve götürebiliyormuş. Adam onca zahmete rağmen her gün iki testi su doldurmuş ama evine ancak bir buçuk testi su götüre bilmiş. Bu durum bir yaz boyunca devam etmiş. Yinede adamın hiçbir önlem almadan çatlak testiyle su taşımaya devam etmesi etrafındakilerce yadırganmaya başlamış. Hatta bazıları yeterince akıllı bir adam olmadığını da düşünüyorlarmış. Yine bir gün adamın arkadaşlarından biri:Yaz boyunca her gün iki testi su taşıdın ama hiç evine iki testi su götüremedin. Testinin birinin çatlak olduğunu görmüyor musun? Demiş. Adam gülümsemiş. Öyleyse gel benimle demiş arkadaşına. Onu su taşıdığı patika yola götürmüş. Sırtına yine testileri almış. Beni izle ve ne gördüğünü söyle demiş. Adamın arkadaşı kırık testinin olduğu taraftaki yolun tamamının çiçeklerle dolu olduğunu ama kusursuz testinin tarafında ki yolun kupkuru olduğunu görmüş. Adam devam etmiş. Evet, ben o testinin kusurlu olduğunu biliyorum. Bu yüzden yolun o tarafına çiçek tohumu ektim. Her gün su taşırken bu kusurdan yararlanarak çiçeklerimi de sulamış oldum. Hem eve su taşıdım hem de her gün gittiğim yolu zahmetsizce güzelleştirdim. Bu yüzden benim için, kusurlu testim kusursuz olan kadar önemlidir.

"Kusursuz dost arayan dostsuz kalır" Türk atasözü.

26 Eylül 2007 Çarşamba

ISRARLI İSTEK

Konfüçyus, bazı insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun bunu örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti. Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı.Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içinde bıraktıktan sonra, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi:"Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı yiyebilir."Çocuklardan biri acıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor, ama başaramıyordu. "Elimi çıkaramıyorum!"Konfüçyus, "Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır," dedi. Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda mecbûren bıraktı.Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu. Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı? Konfüçyus, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü. Çocukların hepsi gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu! Konfüçyus, "Fakat bu, göründüğü kadar basit değil," dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken."Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğinizi görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz."

Kıssadan Hisse

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: 'Bir hayat deneyimine katılmak istermisiniz?' Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. 'O zaman' der öğretmen. 'Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin' Öğrenciler bunu da yaparlar. 'Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!' Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: 'Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.' Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine 'Peki şimdi ne olacak?' der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: 'Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar.'Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: 'Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.' 'Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk?' Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: 'Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir!!

Fantezi zehir oldu

İngiltere'de sevgilisini yatağa bağlayan adam kelepçenin anahtarını kaybedince polis ve itfaiye teşkilatı seferber oldu. Kelepçe açıldı ancak çift de utancından yerin dibine girdi... 2 saat bağlı kaldı İngiltere'de Stuart Fischer (34) ile sevgilisi Zoe Comaish'in (32) yatak fantezisi hiç ummadıkları bir skandala dönüştü. Kız arkadaşını kelepçeyle yatağa bağlayan Stuart Fischer, seviştikten sonra kelepçenin anahtarını bir türlü bulamadı. Fischer sevgilisini kurtarmak için mecburen polisi aradı. 2 saat boyunca yatağa bağlı kalan kadını kurtarmak için gelen 3 polis kelepçenin zincirini çözdü. Kilit açılmadı Kadın, yatağa bağlı olmaktan kurtarıldı ancak kelepçenin kilidi açılmadı. Polis, çifte bölgedeki itfaiye istasyonuna gitmelerini önerdi. Genç kadın ve adam Southampton itfaiye istasyonunun yolunu tuttu. İstasyonda 20 kadar itfaiye eri bulunuyordu. İtfaiyecilerin kelepçeyi keskiyle kırmasıyla özgürlüğüne kavuşan Zoe Comaish, "İlişkimize heyecan katmak istemiştik ama planda polis ve itfaiye yoktu" dedi.

not:fantazilerinin zehir olasına mı
yoksa
beyinlerine mi yazık desek....?

*************************

Düşündüğümüz,
Söylemek istediğimiz,
Söylediğimizi sandığımız,
Söylediğimiz,
Karşımızdakinin duymak istediği,
Duyduğu,
Anlamak istediği,
Anladığını sandığı,
Anladığı….
arasında farklar vardır.
Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 olasılık vardır

BİRAZDA ŞAKA YAPIP STRES ATALIM ARKADAŞLAR

FLAŞ FLAŞ FLAŞ
İspanak ilinin maydanoz ilçesine bağlı domates köyünde aci biberlerin pusu kurarak şehit ettiği 17 patlican törenle mutfağa verildi;Ayrıca yaralan 25 tane dolmalık biber tencere hastanesine kaldırıldı.Köy muhtarı karpuzun verdığı bilgilere göre 8 tane uzun namlulu pirasa 3 göz yaşartıcı soğan ve patlamaya hazır 5 kilo misir ele geçirildi.Gelen bilgiler arasında muhabırımız hiyar yoğurdun saldırısına uğrayarak cacik olduğu anlaşıldı.

25 Eylül 2007 Salı

AŞK BÖLE BİŞEY OLMALI..VE ÖLE

Mut'un bir dag koyunde dostlarla birlikte gezerken yasli bir kari kocayi
gordum.. Baktim bir kanepenin uzerinde oturuyorlar... Iyice yaklastigimda
tezekten yapilmis evlerinin bahcesinde oturduklari kanepenin bir tarafinin
tamamen kirik oldugunu, kanepenin saglam tarafina sIkisarak oturduklarini
ve sohbet ettiklerini anladim.
Yuzlerinde bir tebessum vardi..
Kanapenin bir tarafi tamamen kirilmisti...
Evin halinden ve kari kocanin kilik kiyafetinden maddi durumlarinin hic
iyi olmadigi ve yeni
bir kanepe alacak guclerinin olmadigi hemen anlasiliyordu...
Selamlastiktan sonra, 'Kanepe kirilmis' dedim... Yasli adam buyuk bir
bilgelikle cevap verdi, ' Biz de saglam tarafina oturuyoruz... Yetiyor
bize..'
Kadin da tamamladi, ' He ya yetiyor bize bak ne guzel oturuyoruz'
Sevdigimin elini daha sIki sIki tuttum...
Oyle ya,' Ask bu kanepe neden kirik, neden yeni bir kanepe almiyoruz' diye
dirdir etmek, sIkayet etmek yerine, 'Kanepenin saglam tarafini paylasmak'
degil midir?...
Ve iste ekte yer alan bu fotogafi buyuterek evimin en gorunur yerine
astim...

24 Eylül 2007 Pazartesi

DİKKAT..........

2007 Yılında Yaşamak
1. Şifrenizi yanlışlıkla mikro dalga fırınınıza girmeye çalışıyorsanız
2. Gerçek iskambil kâğıtlarıyla yıllardır fal bakmadığınızı fark ettiyseniz
3. 3 kişilik ailenize ait 15 adet telefon numaranız varsa
4. Yan masada çalışan arkadaşınıza e-mail gönderiyorsanız
5. Arkadaşlarını ve yakınlarını arayamama sebebin e-mail adreslerinin olmamasıysa
6. Alışverişten dönerken evinizde aldıklarınıza taşımaya yardım edecek birinin olup olmadığını anlamak için cep telefonunuzu kullanıyorsanız
7. Televizyondaki her reklâm, ekranın altında bir web adresi içeriyorsa
8. Hayatınızın ilk 20, 30 belki de 60 yılında sahip olmamanıza karşın, bugün evinizden cep telefonunuzu almadan çıkmak sizde paniğe yol açıyor ve almak için geri döndürüyorsa
10. Sabah uyandığınızda kahvaltıdan önce online oluyorsanız
11. Gülümserken başınızı yana yatırıyorsanız :)
12. Bu yazıyı okuyorsanız, başınızı sallıyor ve gülümsüyorsanız
13. Daha da kötüsü, bu maili kimlere forward edeceğinizi şimdiden biliyorsanız
14. Listede 9. maddenin olmadığını fark edemeyecek kadar meşgulseniz
15. Yukarı çıkıp listede 9. madenin olup olmadığını kontrol ettiyseniz
ve şu an kendi kendinize gülüyorsanız
2007 Yılında yaşıyorsunuz demektir.

22 Eylül 2007 Cumartesi

YORUM YOK

Tangoya başlarken kadınlar sağ ön, erkekler sol arka ayaklarıyla başlar..." (İpek Tuzcuoğlu)"Ağzınla kuş tutsan... ne kuşu?! Ejderha tutsan bunlara yaranamazsınız..." (Ahmet Çakar)"Filmin finalini soran anketler internetlerde yayınlandı..." (Özcan Deniz)"Bugün çok şey oldu sayın seyirciler..." (Can Ataklı, ana haberi açış cümlesi)"Bakirelik yalnız bayanda mı olur? Mesela hakemin bakiresi olmaz mı? Yani bozulmamış bir hakem..." (Erman Toroğlu)"Hayırlı vilayetler..." (Ziya Şengül, İstanbul Valisi ile konuşurken)"İyi püskürtmüş!.." (Şansal Büyüka, hakeme tüküren oyuncu için)"Ses, bedende en geç yaşlanan organdır..." (Nükhet Duru) "Her sene bir sene daha geçiyor..." (Tarkan)"Evet, bugün perşembe, haftanın son günü, yani bugünü saymazsak..." (Pınar Altuğ, TRT'deki programında)"Ben, aşki iki kişinin yaşamasından yanayım..." (Vatan Şaşmaz)"Afrikalı zombiler gibi..." (Bülent Arınç)Cenab-ı Allah'ı size emanet ediyorum. Tansu ÇillerAnanıda al git lan Recep Tayyip ErdoğanTrabzon'u il yapacağız! Tansu ÇillerBizim üçüncü önceliğimiz eğitime birinci önceliği vermektir. - George Walker Bush.

AKILLI KADIN

Sabah kahvaltıda kadın; -"Eminim, sen bugünün ne olduğunu hatırlamıyorsun bile" dedi.. -"Tabii, hatırlıyorum" dedi adam... Çıktı, gitti.
Öğleye doğru kapı çalındı.. Çiçekçi çocuk harika bir kırmızı gül buketi bıraktı...
Az sonra kapı tekrar çalındı, bu defa kösedeki pastanenin çırağıydı gelen...
Kocaman bir çikolata kutusu bıraktı gitti.
Öğleden sonra gelen kutudan da, olağanüstü güzel bir elbise çıktı..
Kadın kocasının dönmesini zor bekledi ve daha kapıda boynuna sarıldı.. - "Önce çiçekler, sonra çikolata, ve sonra da elbise.. Bu hayatımdaki en güzel Cumhuriyet Bayramı...
- " Adam: " .........Hadi beeeeee."

20 Eylül 2007 Perşembe

İNSAN NE KADAR USTALAŞIR ACI ÇEKMEKTE

"insan büyüdükçe ustalaşıyor acı çekmekte. Hangi yaşta böyle bir başlangıç
yapılır ki yazıya. Belki de büyüdüğün ve acı çekmekte ustalaştığın zaman.
Öyle ya, ölüm daha yakın. Çocukluğunun yıldızları bir bir kayıyor yanından
yörenden. Bir dilek tutsan acıya dokunuyorsun sanki. Bir bakmışsın ki,
küçücük ellerini yaşlı ellerinde dinlendirdiğin büyükanneler, büyükbabalar
bir bir gitmiş. Onlarla buluşmaya gittiğin yer, hayret ki, artık dünyanın
en kalabalık yeri, yani mezarlık oluyor. Büyükannenin, büyükbabanın
kupkuru, kabarık toprağına dokunmak ürkütüyor seni. Bir gün, "Sıramızı
bekliyoruz artık!" diyor annen ve baban. "Ne sırası anam-babam?" Dinç bir
suskunluk donup kalıyor dudaklarda? * Nedense daha yavaş yaşamak
istiyorsun. Oysa doğan güneş sanki bir günü olgunlaştırmadan iniveriyor
geceye şehrin karanlık sırtlarından. Nasıl geçer bu kadar hızlı bir gün?
Çocukluğunda sanki güneş güneşe eklenir iki üç gün bir gün gibi yaşanırdı.
Oyunlar bitmez, masallar sürüp giderdi huzurlu bir uykuda. Artık uykuya da
dalamıyorsun. Gece gözlerine asılıp kalıyor, ya da sen gecenin bir yerine
asılıp kalıyorsun ve öylece sabah oluyor. Büyüdükçe karar veremiyorsun,
geceler mi uzun olsaydı, yoksa gündüzler mi? Bir kedi yavrusu rahatlığında
gerine gerine uymak mı istersin, yoksa bir sincap şımarıklığında ağaç
dallarında, yaprakların arkasında coşkuyla, cıvıl cıvıl oyunlar oynamak mı?
* İnsan, büyüdükçe ustalaşıyor acı çekmekte. Oysa çocukluğuna o kadar
yaklaşıyor ki insan büyüdükçe. Üstelik o kadar öykünmeye, bir misketi eline
alıp şöyle halının üzerinde yuvarlamak, sanki orada duruyor ve sen
karabasan zamanın yorgun ağırlığında kılını bile kıpırdatamıyorsun. Daha
çok kalmak istiyorsun. Daha çok gitmek istiyorsun. İnsan büyüdükçe
kararsızlığı daha da artıyor. Herkes ne hikmetse senin daha da
olgunlaştığını düşünüyor. Oysa olgunlaşmıyorsun; sadece sabra sadakatinde
kendi kendini sınıyorsun. İçine, en derine gömerken içindekileri, bir buruk
tebessüm beliriyor dudak kenarlarında. "Yaşanacaksa bunu da yaşayalım!"
deyip, mütevekkil, boynunu uzatıyorsun hayatın o anki cilveli giyotin
soğukluğuna. * Daha çok güldüğünü zannediyorsun, gülmüyorsun... Öyle ya,
kendine gülüyorsa gülüyordur insan. Daha çok konuştuğunu düşünüyorsun,
konuşmuyorsun. Öyle ya, kendiyle konuşuyorsa konuşuyordur insan. Daha çok
sevdiğini düşünüyorsun, sevmiyorsun. Öyle ya, kendini seviyorsa seviyordur
insan. Daha çok şefkatli olduğunu düşünüyorsun, şefkatin kalmıyor. Öyle ya,
kendine acıyorsa acıyordur insan. Biliyorsun. Öyle bir tekrar başlıyor ki,
acıya ustalaştığın o andan sonra, bir otomobil tamircisinin daha otomobilin
kontağını çevirdiğinde arızayı anlaması gibi anlıyorsun hayatı. Ne büyük
bir acı. Aşkı yaşayamıyorsun mesela, ayrılığı... Belki baba ve anne olmayı...
Çok şeye katlanmak istiyorsun. Katlanıyorsun da. Acıda ustalaşmak böyle bir
şey, yani büyümek... Başarıyla geçtiğin her sınav, seni senden
uzaklaştırıyor. Nedense kendine olan inancın azalıyor. Eşinin şefkatine
daha çok inanıyorsun. Yarın elden ayaktan düştüğünde, dünyada belki de sana
bakabilecek tek bir kişi olduğundan, çıkarıp yüreğini ona vermek
istiyorsun. Hayır, sana bakma karşılığında değil, bu güne kadar belki de
yeterince onu sevemediğini düşündüğünden, çıkarıp kalbini ona vermek
istiyorsun... Çocuklarının sana olan bağlılığına olan inancın daha çok
artıyor. Sadece soyadını taşıyacakları için değil. Mümkün olsa da bütün
acılarını göstersen diye geçiriyorsun içinden. Gelecekleri gösterip
korkutmak, hayatı bırakmalarına sebep olmak için değil. Sadece canları
yanmasın diye. Sadece canları yanmasın... Dostlarına olan karşılıklı güvene
dayalı inancın artıyor. Öldüğünde, eşine, çocuklarına ruhsuz bedeninin
acısını yaşatmamaları, ama seni bir güzel yıkayıp, sarıp sarmaladıktan
sonra mezara bırakıp başından ayrılacak olmaları, ya da sonra senin
yokluğunda belki eşine, çocuklarına sahip çıkmaları için değil. Senin
yokluğunda da senin dostun olarak kalabilecekleri için. * Yine de hiç
istemediğin bir şeyi yapıyorsun durup durup... Büyüyorsun! Ne kadar ustalaşır
ki insan büyüdükçe acı çekmekte? İnsanı insan yapan zaman değil ki! İnsanı
insan yapan ölümün her şeye rağmen hayatı eğlenceli kılması!

YORUMSUZ.................

Düştüm,Bebeğim bir yana, Gülüşlerim bir yana.Anneme baktım, Yoktu!Başımda yabancı bir adamKüçücük göğsümde kocaman elleri Sakalları deldi geçtipespembe tenimi.Anne , anneeeeeeee. ... Bir oyun sandım Elleri kara kara 'öcü' amcalarmış Bir emzik düğümünde Yarıldı bedenimAltımı ıslattım sandım Kan kaybında Boğuldu insanlık!BebektimÇocuk olacaktım Abla olacaktım Altımdaki bez çıkmadan,Kadın oldum bir buçuk yaşında... ADAM OLDUMU o amca bedenimde ??? Öğretin bana; kendi suyumu kendim alamazkenNasıl sulayacağım bedenimde ölen çiçeği!!! Ben kadın olmak istemedim Ben dünyaya da gelmek istememiştim ki! Anneeeee... babaaaaa.... Işığı açın! UzanamıyorumBU METİNLE TÜM DÜNYADA ÇOCUK PORNOSU MAĞDURLARI İÇİN BİR MUM YAKILARAKDOLAŞIP SİZE ULAŞTI.HEDEF 1 MİLYON MUM.BU RAKAMA ULAŞILDIĞINDATÜM ÇOCUK PORNOSUSUNAN SİTELER KAPATILACAK. BU OLAGAN ÜSTÜ HAREKETE KATILMANIZ IÇIN ANNEBABA OLMANIZ GEREKMIYOR.GELECEKTE SAHIP OLACAGINIZ ÇOCUKLAR IÇINDELÜTFEN BIR MUM DA SIZ YAKIN. %70 13 YAŞIN ALTINDAKI ÇOCUKLARDANOLUŞAN AILELERINDEN ÇALINIP BU PISLIGE ALET EDILMISBU ÇOCUKLAR IÇIN BU MESAJI TANIDIGINIZ HERKESE YOLLAYIN. BIR MILYONU GEÇMEK IÇIN SON BIR MUM LÜTFEN.ÇOCUK PORNOSU SAPIKLIKTIR.
*********************************************************************************
Dun gece eve donerken su almak uzere markete uğradım,görevliye şöyle sordum: "1,5 lt. Su var mı? Ama Turkuaz dışında lütfen" Turkuaz çıktığından beri bu şekilde su alıyordum artik. Para verip kotusu içmeye hiç niyetim yok! Marketteki adamın dediklerini aynen aktarıyorum:"Ağabey, ben o sudan satmıyorum. İnan ki gelen müşterilerden onda dokuzu senin söylediğin şeyi soyluyor""Peki, neden halen satıyorlar?" diye sordum."Ağabey, Turkuaz suyu, marketlere bedava veriliyor, satarsan kara geçiyorsun, satmazsan öylece duruyor. Ama ben satmıyorum, çünkü alan yok. Ayrıca CocaCola satanın Turkuaz da satma zorunluluğu var, hatta başka su sattırmamaya çalışıyorlar." Uzun söze gerek yok; hiç kimse almazsa, hiç kimseye satamazlar...Lütfen okuyun, okutun!Bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye'de bazı şişeli içme suları doğal kaynak suyu değil. Doğal kaynak sularında devlete para ödemeniz gerekiyor, artı bu tesislerin yatırım maliyeti çok yüksek. Dolayısıyla CocaCola ne yaptı, kaynak suyu araştırmalarının maliyetlerini çok yüksek bulduğu için Bursa/Ketsel ovasındaki CocaCola fabrikasında derin kuyu pompalarıyla ovanın suyunu çekerek bunu da termostan geçirip filtreederek hem CocaCola meşrubatını hem de Türkuaz'ı şişelemeye başladı. Türkuaz'ın etiketinin üst vealtındaki Kahverengi şeritlere dikkat edin: "Sofra İçeceği" yazar. Devlet, CocaCola'nin uyanıklığını kanuna uydurmak ve uyanıklığa yapılacak itirazları bertaraf etmek için böyle bir kural çıkardı! Binlerce dönümlük tarım arazisinin bulunduğu ve CocaCola haric hicbirIsletmeye "derin kuyu pompasi" çakma izni verilmeyen Kestel ovasında, yeraltından çekilen su, filtre edilip daha sonra icine bazı mineraller katıldıktan sonra Türkiye'nin enücra kasabalarına bile satılıyor ve lıkır içiliyor. Bazı yazlık kasaba ve köylerde neredeyse Turkuaz harici içme suyu bulamazsınız çünkü dağıtım ağı çok güçlü. Bayilere baskıbile olduğu yolunda duyumlar aldım. Turkuaz içmeye Devam edecekseniz, unutmayın, yapay bir su içiyorsunuz. Duyarlı bir vatandaş olarak konuya dikkatinizi çekerim. Her tarafı doğal kaynak sularıyla dolu memlekette, millete kuyu suyunu zorla ve de üstüne para alarak içiriyorlar. İçmeyin arkadaşlar!GöndereninNotu:Kola'nın ülkesi"nin 1960 lı yıllarda, özellikle ilkokul öğrencilerine ücretsiz sut tozu, balık yağı ve peynir yardımı yaptığını, bu tarihlerden sonra Anadolu tarihinde ilk kez çocukfelci vakalarının görüldüğünü ve de sonraları çocuk felci asisinin "rutin aşılar" arasına sokulduğunu, bu aşıların bizlere büyük paralarla satıldığını HATIRLAYIN VE UNUTMAYIN.Küba gibi bir ülkenin "İnsan sağlığıyla ticaret olmaz" diyerek, (ABD de bile patent aldığı) kanser asisini, yoksul ülkelere ilacı, isteyen ülkelere de patentini ücretsiz verdiği, buna karşın tüm AB/ABD/İsraillin yapay hastalıklarla hazinemizi ve sağlığımızı emdiklerini BILIN VE UNUTMAYIN..Ücretsiz" adini bile söylemeyen bu malum firmalar, "ücretsiz su veriyorlarsa" bunun nedenini DÜŞÜNÜN VE BULUN!!,,,

18 Eylül 2007 Salı

FIKRALARLA TÜRKİYE

Temel ve Kraliçe Elizabeth
Temel Istanbul a gelmis, yürüyormus.Bu arada 5 dakikada
bir top
atislari duyul-
maktaymis. Merak edip sormus. "Hemserim bu top atislari
neyin
nesi?"
diye. Kraliçe Elizabeth in gelmesi sebebiyle top atisi
yapildigi anlatilmis. Aradan yarim saatgeçmis ve top atislari halen
sürmekteymis.
Temel yine sormus bir baskasina "Bu top atislari neden?"
diye. Ayni cevabi
alinca söylenmis: "Ulan, yarim saattir bir kariyi
vuramadilar, be!"
***************************
Temel ve Sevgilileri
Temel in 3 tane sevgilisi vardir.Biri ögretmen, biri
doktor, biri de santralcidir.
Fakat ögretmenle evlenmeye karar verir. Bunu bilen
arkadasi sorar
"Niye ögretmen de digerleri degil?" diye. Temel de ona döner:
-Ula der, bilmez misin doktorlar "bugün git yarin gel"
der,
santralci
de "su an
mesgul daha sonra tekrar deneyin" der. Ama ögretmen ne
der? Hadi
bir
daha tekrarliyalim...
******************************
Temel Nato da havaci olarak askerligini yapiyormus.
Komutan
askerlere
parasütle nasil atlanacagini ögretmis.
- "Uçaktan atlayinca birinci ipi çekeceksiniz. Parasüt
açilmaz ise ikinci ipi çekeceksiniz. Yine açilmadi, o zaman Meryem Ana ya dua
edeceksiniz."
Temel uçaktan atlar. Birinci ipi çeker parasüt açilmaz,
ikinci ipi çeker
yine açilmaz. O sırada yere yavas yavas süzülen komutaninin
yanindan
geçerken sorar:
- "Komutanim, komutanim.. O karinin adi neydi ?"
*****************************
Banka Soygunu
Temel ile Dursun Amerika da yasarlarken paralari bitmis
ve bir banka
soymayi kafalarina koymuslar. Gece yarisi olmus, Dursun ve
Temel kapilari açip içeride kasalari aramaya koyulmuslar. Temel bir kasa görmüş,
açmislar ve içinden bir kase muhallebi çikmis. E bu kadar ugrastik bosa gitmesin
demisler ve bunu Temel afiyetle yemis. Daha sonra bir kasa
daha görmüsler
ve onu da açmislar bir kase muhallebi daha. Bunu da Dursun
yemis. Tabii
ikisi de sasirmis koca bankada nasil para olmaz diye ve orayi
terk etmisler.
Ertesi gün gazetelerde manset : "Dünyanin en büyük
Sperm Bankasi
soyuldu!.. *************************
Temel Usülü Intihar
Dursun birgün ormanda gidiyormus. Temeli bir agaca
belinden bagli sekilde bulmus. "Napiyosun Temel" demis Dursun; Temel de
"Intihar ediyorum" demis. Dursun "Benim bildigim öyle intihar edilmez; o
ipi beline diil boynuna bagliyacaksin" demis. Temel de: onu da denedim; az daha
boguluyodum...
*************************
Temel, Karisi ve Karisinin Asigi

Temel, bir haftaligina gittigi memleketten, haber
vermeden erken
dönünce karisini evde baska bir erkekle yatakta bulur. Derhal
belinde
tasidigi tabancasina davranan Temel, yatakta yakaladigi adami
alninin
ortasindan vurur. Tabancayi tam kendi kafasina dogrultmusken,
karisi
haykirarak üzerine atlar:
- Dur Temel im, kiyma kendine!..
Temel, sinirden titreyerek haykirir:
- Sus kaltak, sira sana da gelecek!..
****************************
2 Katli Otobüs
Bir gün Temel le Dursun 2 katli otobüsle yolculuk
ediyomus.
Temel cep
telefonunu çikartip alt kattaki Dursun u
aramis.
- Orada havalar nasil Dursun kardesim?
- Bizim söför uyumus otobüs kendi kendine gidiyo valla
Temel
cigim...
- O dabirsey mi Dursun? Bizim katta söför bile yok. Otobüs
kendi kendine
gidiyo...
****************************
AIDS
Temel birgün ölümcül hastaliga yakalanir. Dursun da
yaninda refakatçi olarak kalmaktadir. Temel gelen herkese ben AIDS im der.
Dursun artık
dayanamaz ve sonunda sorar :
- Temel sen AIDS felan degilsin neden herkese yalan
söylüyorsun?
Temelde:
-Haçen öylede ölücem böylede. En azinda kariyi saglama alalim bari...
************************
Tatbikat
Temel ile Dursun bir gün parasüt tatbikatina
katilmislar. Diger
paraşütçüler gibi onlarinda uçaktan atlama siralari gelmis ve
kendilerini
bosluga salıvermisler. Temel in paraşütü açilmis ancak
Dursun un ki
açilmamis. Dursun Temel e :
- Ula Temel bu meret açılmayi da!..
Temel :
- Ula Tursin yardimci parasüti aç usagum!..
Dursun yardimci parasütü açmaya çalismis fakat o da
açılmamis ve
Dursun Temel e :
- Ula Temel bu merette açilmayi.
Temel :
- Bos ver usagum nasul olsa tatbikattayiz...

AĞZIM AÇIK OKUDUM VALLA!!!!!!!!!!!!!!!

46 yıl boyunca hamile kalan Faslı kadın Zehra Ebu Talip ve uyuyan bebeği herkesi şaşırttı.1955’te, Kazablanka’nın biraz dışındaki bir köyde yaşayan Zehra Ebu Talip adlı Fas’li kadın ilk çocuğuna hamile kalır. Doğuma 48 saat kala büyük bir acı içinde kıvranan Zehra hastaneye kaldırılır. Doktorlar, doğumun ancak sezeryanla gerçekleşebileceğini anne adayına bildirirler. Bu konuşmadan hemen sonra Zehra hastanede baska bir kadının sezeryanla doğum yaparken öldüğüne şahit olur. Aynı durumun kendi başına da geleceği korkusuyla hastaneden kaçar. Devam eden günlerde, Zehra büyük doğum sancıları çeker ve bebek halen anne karnındadır. Birkaç gün sonra bebek hareket etmeyi keser ve acı diner. Fas geleneklerine göre, bebek anne karnında sırf annenin onurunu korumak için uyuyabilir. Zehra da bu mistisizme inanır. Bebeğinin uykuya daldığına inanır ve hamileliği aklından silip çıkarır. 3 çocuk evlat edinir, kendisine torunlar bahşedilir.

Aradan çok uzun zaman geçer. Zehra 75 yaşına gelmiş ve acıları yeniden başlamıştır. Evlatlıklarından biri bu durumdan endişelenir ve annesini hemen bir uzmana, Rabat’a götürür. Doktor karın şişkinliğinin yumurtalıktan kaynaklanan bir tümörden dolayı olduğunu düşünerek, Zehra’ya ultrason çekimini uygun görür. Ultrason sonucunda kendisinin de açıklayamadığı bir kütle olduğunu görür ve Zehra’yı bir radyograf uzmanına havale ederek onun da fikrini almak ister. İkinci bir uzman incelemesinden sonra karın bölgesindeki kireçlenmiş kütlenin 46 yıl önce Zehra’nin hamile kaldığı bebeği olduğu anlaşılır. Yumurtalar anne karnında anormal bir yerde (ektopik) döllenmiştir. Büyüyen cenin karın bölgesindeki plasenta’ya hayati organlarıyla tutunmuş ve bu gelişimi devam ettirmiştir. Doktorlar ceninin anne karnından alınmasının ne kadar güvenli olacağı konusunda büyük bir sıkıntı yaşarlar. Cenin yaklaşık 4kg ağırlığında ve 42cm boyundadır. Operasyon sonrasında ise ceninin tamamen taşlaştığı görülür. En şaşırtıcı olan ise ceninin kendi hayati organlarını ve karın duvarını eritip diş bölgenin sert bir cisim halini almasını sağlamasıdır.


4 saatlik başarılı bir operasyon sonrasinda cenin anne karnından çıkartılır. Ektopik hamilelikte eğer ölü cenin anne vücudu tarafından yeniden absorbe edilmeyecek kadar büyükse, cenin annenin bağışıklık sisteminden tamamen farklı bir beden halini alır. Anne vücudu ise böyle bir durumda muhtemel enfeksiyonlardan korunmak için, cenini dokular öldüğünde ve kuruduğunda kireçli bir kılıfla kaplar. Kireç tabakası oluştuğunda, cenin yavaş yavaş taşlaşmaya doğru giderek sonunda taş bebek halini alır.
İbrahim Özer – Kanada / Dünya Bülteni



17 Eylül 2007 Pazartesi

ANLYANA YAZDIM ONA............N

AcıLara DegiL 'Sana' Tutundum..
Kavuşmak özgürlükse özgürdük ikimizde...
Elleri çığlık çığlık yan yana iki dunya.
İkimiz iki daldan iki hırçın su gibi akıp gelmiştik.
Buluşmuştuk bir kavşakta,
Unutmustuk ayrılığı, yok saymıştık özlemeyi.
Şarkımıza dalmıştık.
Mutluluk mavi çocuk oynardı bahçemizde..
Biz birbirimizi bulmuştuk işte...
Yalnızlığı geçmiştik acılar sapağından dönmüş ve birbirimizi görmüştük.
Belki de çarpmıştık.
Birbirimizi görecek takatımız yokken...

16 Eylül 2007 Pazar

AŞK VE SEVGİ

AŞK bir yıl sürer SEVGİ bir ömür
AŞK gözünde büyütür SEVGİ razı olur
AŞK aldatır SEVGİ ikna eder
AŞK (aşık) kıskanır SEVGİ (sevgili) güvenir
AŞK seni de onu da ikiye böler SEVGİ ikinizi bir eder
AŞK zehir gibidir SEVGİ ilaç
AŞK ay gibidir hep bir karanlık yüzü var senden gizlenen SEVGİ güneş gibidir hep sana bakar içini ısıtır
AŞK gider (isteyince) SEVGİ kalır (isteyerek)
AŞK çeker, ezer, cesaret kırar SEVGİ iter, teşvik eder, yüreklendirir.
AŞK ise; o senin için hedeftir SEVGİ ise; ikiniz de aynı hedefe koşan oklarsınız.

*-***************************************** *
UNUT ONU GÖNLÜM
KAPAT PERDESİNİ,BAKMA MAZİYE
UNUT ONU GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET

YETMEZMİ YILLARDIR YOL GÖZLEDİĞİN.
UNUT ONU GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET

BIRAK BU SEVDANIN BIRAK PEŞİNİ.
KAYBETTİN VAR OLAN BÜTÜN NEŞENİ.
DİNDİR GÖZLERİNİN HASRET YAŞINI.
UNUT ONU GÖNLÜM,
SEVMEDİN FARZET.

HARCAMA BU YOLDA ÖMÜR VAKTİNİ.
NE KADRİNİ BİLDİ NE KIYMETİNİ.
UNUT ONU GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET

BIRAK BU SEVDANIN BIRAK PEŞİNİ.
KAYBETTİN VAR OLAN BÜTÜN NEŞENİ.
DİNDİR GÖZLERİNİN HASRET YAŞINI.
UNUT ONU GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET

HERŞEY BOŞMUŞ İŞTE,
CANDI;CANANDI
ZAMAN HAKLIYIDA HAKSIZ ÇIKARDI
VUSLATIN YOLLARI ÇOKTAN KAPANDI
UNUT ONU UNUT GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET.....

13 Eylül 2007 Perşembe

:):):):):):):):):):):)

Hintli bir adam suda bata cika ilerlemeye calisan bir akrep görur. Onu kurtarmaya karar verir ve parmagini uzatir ama akrep onu sokar. Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya calisir ama akrep onu tekrar sokar. Yakinlardaki baska birisi ona, onu surekli sokmaya calisan akrebi kurtarmaya calismaktan vazgecmesini söyler. Ama Hintli adam söyle der: "Sokmak akrebin dogasinda vardir. Benim dogamda ise sevmek var. Neden sokmak akrebin dogasinda var diye kendi dogamda olan sevmekten vazgeceyim?" Sevmekten vazgecmeyin. Iyiliginizden vazgecmeyin .....................

***********************************************************************************
..............................................................
Saygıdeğer Hakim Bey..
Saygılarımla ve müsadenizle, size açıklama özgürlüğümü kullanarak bazı
şeyleri bildirmek
İstiyorum.
Umarım bu durumu en kısa zamanda açıklığa kavuşturursunuz..
Şu günlerde askere çağırılacağım.
Yaşım 24.. ve 44 yaşında bir dul bayanla evlendim, kendisinin de bir kızı
var, 25 yaşında.
Babam ise karımın bu bahsetmiş olduğum kızı ile evlendi.
Böylelikle Babam, karımın kızı ile evlendiği için " *damadım*" olmuş oldu.
Bunun üzerine "*üvey kızım*" da "*üvey annem*" olmuş oldu babamla evlendiği
için..
Karımla benim geçen sene bir oğlumuz oldu.
Oğlum tabi ki karımın kızının " *erkek kardeşi*" oldu, aynı zamanda Babamın
da
"*eniştesi*".
Bir de üvey annemin erkek kardeşi olduğu için "*dayı*" oldu.
Anlayacağınız benim oğlum benim "* dayım*" oldu..
Babamın eşi sene sonunda dünyaya bir erkek çocuğu getirdi.
O babamın oğlu olduğu için benim de "*erkek kardeşim*" ve de kızımın oğlu
olduğu için de "*torunum* " oldu.
Yani ben torunumun "*erkek kardeşiyim*".
Ayrıca bir Annenin evladının babası eşi olduğuna göre, bende Eşimin kızının
"*babasıyım*" ve de kızımın erkek çocuğunun "* erkek kardeşiyim*".
Kısacası kendimin "*büyükbabasıyım*"..
Sayın Hakim bey..
Sizden ricam beni Askerlik görevimden azl etmenizdir,
Siz de biliyorsunuz ki kanunlarımızda "* Baba*,* Oğul* ve *Torun*" aynı
zamanda
askerlik yapamazlar..
Saygılarımla..

hangi yana baksam SEN..

Ben sadece seni seviyorum elimde değil, ne yana baksam seni görüyorum elimde değil.. Bir senin gözler beni anlar; elimde değil Görür görmez deliren ihtiyaçlar; elimde değil Düşerken son bir kez yalana; benimsin benim Yalansan yalanı severim elimde değil Aradım seni.. Tanrı gibi her yanımda olduğun halde aradım seni.. Ellerini tutup gözlerinin içine bakmak istedim. Kanımın akışındaki değişikliği bir kez daha anlatmak istedim. Biliyorum çok olmadı ayrılığımız.. Belki bir an bile değil.. Ama özlüyorum işte.. Elimde değil.. Gitme nolur gitme, itirazlar elimde değil Yalnızım, yalnızız, yalnızlıklar elimde değil Düşerken son bir kez yalana benimsin benim Yalansan; yalanı severim elimde değil.. Yaşantılar unutulmaz izlenimler bırakıyorsa eğer, yeniden benzerlerini yaşamak için çaba göstermeye değer.. Bazen bir tek an mutlu eder insanı.. Bazen de saatlerce sürer mutluluklar.. Bir de belleğimizin ömür boyu yaşattıkları var.. Sen dokusu olmuşsun belleğimin.. Sen, atar damarı olmuşsun yüreğimin.. Seni unutmaya, söküp atmaya imkan mı var?.. Bunu benden isteme ne olur, elimde değil.. Yüzü suyu hürmetine bir gel aşkın İçimde bir rüzgar essin Bu gece doldum, bu gece taştım Adımı yüzüme söylersin Sensiz zaman geçmek bilmiyor, geceler sensiz çok soğuk ve ben hep seni düşünüp üşüyorum ne yapsam yerine kimseleri koyamıyorum elimde değil seni çok seviyorum.. Çıkıp gelsen bana uzaklardan neler vermezdim ki yoluna.. Bu gece senle doluyum.. Dokunsalar ağlayacak gibiyim elimde değil.. Gel kollarına bir gel aşkın Içimde bir rüzgar essin Geceme doldun, geceme taştın Güzelsin ah güzelsin Ölüm gelecekse senin kolların da gelsin gözlerine bakarak ölmeyi tercih ederim. Gecelerce özlediğimsin sen benim vazgeçilmezimsin kendi dünyamda, kendi gecem de ne kadar da güzelsin.. Sensiz gülemiyorum her an seni düşünüyorum, elimde değil.. Gözlerinden sızan karanlıklar umrumda değil Ne şimdi ne sonra ne boşluklar umrumda değil Düşerken son bir kez yalana benimsin benim Yalansan yalanı severim elimde değil Gecelerce karanlıklarda kaldım gözlerinden bir ışık görebilmek için, hiçbirşey umrumda değil yeterki benimle ol istedim. Sadece seni sevdim başkasını değil, yalan da olsa herşey, elimde değil.. Dizime başını düşür uyu Saçlarım yüzünde gezsin Geceler uzun geceler boyu Ben yorgun sen güzelsin Şimdi elim yine yüreğim de düşünüyorum, gelir misin gelmez misin diye ama yine akşam oluyor ve sen yine yoksun. Öyleyse hayalin burada.. Dizime başını düşür uyu Korkular içimden aksın gitsin Geceler uzun geceler boyu Ben yorgun sen güzelsin Ben yoruldum sensiz geçen her geceden seni hala seviyorum, Elimde değil, Elimde değil..

12 Eylül 2007 Çarşamba

Ramazan ayı çok şereflidir

Sual: Ramazan ayı yaklaşmaktadır. Bu ayın önemi nedir? CEVAP: Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevab, başka aylarda yapılan farzlara verilen sevab gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin, günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevab verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz. Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin, bütün senesi günah işlemekle geçer.Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur'an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte, iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de, zaten bu demektir. Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama' vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman, affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda, Onun şanına yakışacak kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır. Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai](Ramazan orucunu farz bilip, sevab bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari] (Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi](Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani] (Ramazan ayında, ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevabdır.) [İbni Ebiddünya](Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevabdır.) [Deylemi] (Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, "Ben oruçluyum" deyin!) [Buhari]Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak, büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi) Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.

....................................................................

ABDnin_Ya...pps (335,1 KB)


1-Üç işletmeci ve üç muhendis is icabi trenle bir seyahate cikacaklardir. Tren garinda üç isletmeci uc bilet aldigi halde, muhendisler yalnizca bir tane alirlar.
Isletmeciler bunun sebebini sorduklarindaysa, "Bekleyin ve görün" derler. Trene binerler, bir sure sonra üç muhendis kalkip beraberce tuvalete gider.
Konduktor gelir, üç isletmeciden üç bileti aldiktan sonra tuvaletin kapisini calar,"biletiniz lutfen" der. Muhendislerden biri eliyle bileti disari uzatir.Isletmeciler de bunu gorurler. Artik taktigi kapmislardir. Donus zamani gelmistir, yine gar dalardir. Isletmeciler gidip bir bilet alirlar. Bakarlar muhendisler bu sefer hic bilet almiyor, saskinlikla yine sebebini sorarlar, "Bekleyin ve görün" der yine muhendisler.Yolculuk baslar. Isletmeciler beraberce kalkip tuvalete giderler, ardindan da muhendisler de karsisindaki tuvalete. Konduktorun gelmesine yakin, muhendislerden biri disari cikar, karsidaki tuvaletin kapisini tiklatip "biletiniz lütfen" der. Acilan kapidan bir el bileti uzatir. Bileti alan muhendis diğer tuvalete geri girer............
2) Buyuk bir sirketin ust duzey yoneticilerinden biri bir gun New York uzerinde balonla dolasmaya cikar.
Aksilik bu ya, pusulasini asagiya dusurur ve kaybolur.
Inmek icin uygun bir yer ararken bir gokdelenin tepesinde sigara icen bir adam gorur ve alcalir. - "Pardon. Ben neredeyim acaba?" diye sorar.- "Yerden 500 feet yukseklikte bir balonun icindesin" der adam. Yonetici sinirlenir:- "Sen mühendissin degil mi?" diye sorar.- "Evet." der adam. "Nereden bildin?" - "Çünkü basim belada ve sana bir soru soruyorum. Verdigin cevap 100% dogru fakat hiç bir işime yaramiyor." - "Sen de yoneticisin degil mi?"- "Evet sen nereden bildin?"- "Çünkü yerden 500 feet yukseklikte bir balonun icinde kaybolmussun. Pusulan yok, berbat durumdasin. Fakat bu şimdi benim suçum oldu........."
3) Bir rahip,bir doktor ve bir muhendis golf sahasinin boşalmasini beklemektedirler.Muhendis:"Bu adamlar ne yapiyor boyle, 15 dakikadir bitirmelerini bekliyoruz."Doktor: "Bilmiyorum ama hiç böyle bir saçmalik görmedim." Rahip: "Iste gorevli geliyor, onunla konusalim."Rahip: "Merhaba, Şu anda sahada olan grup ne zaman cikacak, neden bu kadar yavaslar?"Gorevli: "Evet onlar kör itfaiyeciler. Kulubumuzde gecen sene cikan yanginda gozlerini kaybettiler. Bu yuzden istedikleri zaman burada ucretsiz oynamalarina izin verildi. Rahip:"Ne kadar üzücü, bu akşam onlar icin dua edecegim."Doktor: "Cok guzel bir fikir, ben de hastanedeki doktor arkadaslarla konusup onlar icin bir seyler yapabilir miyiz diye bakacagim."Muhendis: "Bu adamlar neden geceleri oynamiyorlar?" *** YASAKLANAN REKLAM EKTE

*********GÜNAYDIN**********

Gecenin karanlığına yaslanıp gözlerine yıldızları ördüğüm zaman diliminden yazıyorum bu pulsuz mektubu. Yüreğimi kelimelere ilmekleyip yine sana yağıyorum yağmurlara gebe kalmış yüreğimle. Bir gece yarısı içten ice kanayan yokluğunu gözlerime gömüp her sabah güneş ile yine sana doğuyorum. Perdelerine eğilip gözlerinin karanlık duvarlarını yıkıyorum kirpiklerimde asılı kalmış gözyaşlarımla. Dağınık saçlarını rüzgarla tarayıp bulutlarla taçlandırılmış dağlarımın son kardelenlerini örüyorum saçlarının ince tellerine.. Seni hasret kelimelerinin dilsiz duvarlarina cizilmis bir figürden öte kelebegin gözyaslariyla yaziyorum. Nedenini soracak olursan gülüm; topraga düsen her gözyasinda ciceklerin dudaklarinda her zaman yasa diye. Biliyorum her canli gibi bir gün vuslat surubunu Azrail'in avuclarindan kana kana icecegiz. Her insan gibi topragi gözlerinden öpüp bulutlarin kanatlarinda bu dünyadan göcecegiz . Lakin unuttugun birsey var sevdigim. Bedenler cürüse de, diller unutsa da satirlara ilmeklenmis gözlerin her zaman yacayacak. Sen benim yürek bahcemde Zümrüd-ü Anka'nın gözyaslariyla beslenen ve gözlerimde nefes bilinen bir yudum ömürsün. Her gün gözlerinde yeniden dogmak icin avuc iclerine bir bebek gibi kivrilip soluklarina gömülüyorum yine. Kirpiklerine yaslanmis rüzgarlarin kanatlarina uzanip gözlerinin huzurunu soluyorum. Yalnizlik anbarindan bir dirhem sevgini dudaklarima degdirip sana geliyorum. Topraga mevzilenmis günese seni anlatip sonsuzluga ciziyorum güllerin gözyaslarinda yikanmis ismini. Seni " sende " yasamaya geliyorum. Sehvet yüklü duygularina kiraci olmaya degil; dizlerinde kütük misali aglamak icin yüregine geliyorum. Ben gözlerine kangren acilari sermeye degil; yüzünün cografyasinda cicek acmis gülüsleri gözlerine ilmeklemeye geliyorum. Yasadigim sehrin tüm isiklarini söndürüp yüreginin aydinliginda karanliklarimi ezmeye geliyorum. Haydi gözyaslarinla sil terli yüregimi, gülüslerinle öp seni kirpiklerinden kiskanan gözlerimi. Nefeslerinden bir yudum sun susuz dudaklarimin kurak topraklarina. Yanina geldigimde, zehir olup dolassan damarlarimda. Durma sevdigim, imkansizligina gömülmektense gülüslerinin kurak topraklari olsun mezarim. Üsüdüm mü topragin altinda, sarilirim avuc iclerine bir cocugun annesinin gögsüne kivrilmasi gibi. Susadim mi, kirpiklerine ugrar kana kana icerim sevgini. Simdi sehrimin tüm isiklarini söndür ve sah damarima sür kör bicaklarini. Varliginin huzurunda sonlansin sen kokan kelimelerim. Bir yudum mutlulugun hazzinda vur beni. Gözlerim, gözlerinden baska yurt bilmesin. Dizlerim, yüregin gölgesinde topraga sarilip son kez gözlerinde gülümsesin Cennetin gölgelerine. Saclarindan örülmüs daragacindaki urganim olsun parmaklarin. Zehir olup dolassin damarlarimda keskin bakislarin. Simdi seni seviyorum diyen dilime kilit son kez vur ve sah damarımdan süzül içeriye. Zehrini sür hücrelerimin dudaklarina. Bal diye kana kana icsin damarlarim ölümün zehrini. Ne olur üzülme hicranim. Ölüm, senin kollarindan gelmeli. Cünkü; sen benim yüregimin satirlarina örülmüs ölümsüzlügümsün.... Günahlarina kefil olmusken, Sah damarlarimdan süzül iceriye. Zehrini bal diye icerim sen bende yasarken. Sehrimin tüm isiklarini söndürüp Acilarini kilitle üzerime. Kurtlanmis sancilari giydirip bedenime, Ölümün ipini gecir gözlerime. Ne olur sus ölüm melegim, Dizlerine egilsin yüregim. Senin ellerinden ölmenin ödülünü Gögsümün sol yanına takayim. Haydi zehir olup dolas damarlarimda. Azrail'in kollarina senin avuclarindan kanatlanayimalıntıdır...

11 Eylül 2007 Salı

İnanılmazzzzzz Düzenbazlıklar !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Anlatacaklarım ofısımde calısan sekreter arkadasımızın basına geldı.yasananolaya ve kurgusuna dıkkat edın.Sekreter arkadasımızın 16 ve 12 yaslarında ıkı adet cocugu var.Cocuklarokuldan donduklerı bır gun bılgısayarla oyun oynuyorlar. Telefoncalıyor. Telefondakı kısı kendısını soyle tanıtıyor."ben sıncan jandarma karakolu'ndan fılanca bascavus. Bugun oglen ıtıbarıyleostım kavsagında bır zıncırleme trafık kazası oldu. Kazaya karısanaraclardan bır tanesının de plakası 06 xx 900, yesıl renk mazda. Aracıkullanan ve olay yerınde vefat eden bayanın annenız olma ıhtımalı var." Ver! Ilen plaka ve arac tanımı annelerının profılıne uydugu ıcınCocuklarfenalasıyor. Olay soyle devam edıyor;"sımdı bayan maktulun uzerınden bır kımlık cıktı, ancak kımlıkParcalandıgı ıcın, elımızdekı bılgılerle dogrulama yapmamız gerekıyor. Annenızın tam adı/soyadı, dogum yerı, dogum tarıhı, kutuk bılgısı, anne adı, babaadı. sonolarak da annenızın kızlık soyadı."Cocuklar tabı o panık anında gereklı tum bılgılerı verıyorlar.Konusmaya arada arkadan baska bır erkek sesı de karısıyor. "komutanım, ambulansgelmısNe yapalım" seklınde sorular. Telefonu kapatmadan once de en son olarak"verdıgınız dogum yerı ve baba adı elımızdekı evraktakıne uymuyor, Olen kısı baska bırısı olabılır, bız sızınle baglantıya gecerız" dıyorlar.Cocuklar hemen annelerını arıyorlar. Anne ıs yerınde, sapasaglam.sekreterarkadas gelıp yasa! Dıgı olayı bana aktarıyor. Ilk aklıma gelen sey"derhal ınternet bankacılıgından yaralandıgınız bankalara haber verın vebılgı almaya calısın, bırısı sızın tum kımlık bılgılerınızı ele gecırmıs,hesaplarınıza ulasmaya calısıyorlar". Kendısı ılk olarak garantıBankası'nın ınternet bankacılıgına gırmeye çalısıyor, "bankanızıArayın mesajı alıyor. Derhal bankayı arıyor. Ilk olarak hesaptakı paradurumu kontrol edılıyor, kayıp yok. Ancak kredı kartları ve ınternetbankacılıgının garantı bankası merkezınce ıptal edıldıgı anlasılıyor. Detaylı gorusmelerden sonra, aynı gun bır bayanın sekreterımıze aıt ınternetsıfresını "degıstırmek" amacıyla destek telefon hattını aradıgı anlasılıyor.Tum kımlık bılgılerıne dogru cevaplar veren "saldırgan", anne kızlık soyadısorularına yanlıs cevap verıyor. Bunun uzerıne olayın bır saldırı oldugunu anlayan opera! Tor telefon numarasını not edıp, gereklı hesap kılıtleme veKredı kartı ıptal ıslemlerını yapıyorYasanan olayda adamların atladıgı sey su. Sekreter arkadasımız ve esı, yıllar once aralarında bır karar alıyorlar. Dıyorlar kı, anne kızlık soyadıOlarak ortak sanal bır ısım belırleyelım, her turlu ısımızde gercegı yerıne onu kullanalım. Evı arayan saldırganlar "gercek" kızlık soyadına ulasmısoluyorlar.Sızlere tavsıyem "anne kızlık soyadı" konusunu sız de benzer bır Yontemle degıstırın. Cok akıllıca.Inanılır gıbı degıl. 12 yasındakı cocugu yasadıgı duygusal travmaNedenıyle tedavı goruyor. Gereklı suc duyuruları yapıldı ve tahkıkat devamedıyor.Insanların acımasızlıgına ınanabılıyor musunuz?

Elveda...derken sana...

Bu sana son yazışım...? diye başlayan bir mektup var şu an karşımda. ?Bu sana son sözüm? dermiş gibi bakan. Simsiyah harflerle kirletilmiş, bembeyaz bir sayfa. Neresinden bakılsa acı, hangi satırından başlansa hüzün, hangi kelimesi okunsa güvensizlik. Oysa ki benim; batan güneşin ardından sarıldığım, tepeden aşağı inerken, çakıl taşlarıyla birlikte yuvarlandığımda düşündüğüm biri var? ?Bu sana son yazışım?? bir ayrılığın ilanı gibi, ölünün üzerine son kürektoprak, gözdeki son damla, son kez el sallamak gibi? Oysa ki benim; Kışın soğuğunda, dalgaların kayaları dövdüğü anlarda, fırtınalarda savrulurken sığındığım biri var? ?Bu sana son yazışım...? düşündüklerinin, hissettiklerinin ve yaşadıklarının benim için zerre kadar önemi yok demek değilse ne bu? Sen istediğini söyle, senin söylediklerinin hiç bir anlamı yok demek değilse ne bu? Oysa ki benim; derinlerde soluksuz kaldığımda ve nefesimin bana ait olmadığını sandığımda, sonsuz gibi görünen karanlığın ortasında, umudumun tükendiği anlarda düşündüğüm biri var? ?Bu sana son yazışım?? diye başlayan ve sana hiç inanmadım, sana hiç güvenmedim diye devam eden satırlar bunlar. Üstelik inanmam ve güvenmem için yaptığın her şey boşa kürek çekmek, yetersiz, yersiz ve saçma çabalardan başka hiçbir şey değil bunlar. Oysa ki benim; burnumda yağmur kokusu varken, bulutlar hızla akıp geçerken, ve çocuklar ağladığında, perdeler uçuştuğunda düşündüğüm biri var? ?Bu sana son yazışım?? ben bunları hak ettmedim? Ama sen herşeye müstehaksın, üzülmelisin, kırılmalısın, parçalanmalısın, yok olup gitmelisin? Senin söylediklerinden daha değerli başkalarının ne dediği, senden daha değerli bakalarının ne düşündüğü demek bu. Oysa ki benim; elimi uzattığımda ve satin her çalışında, yanımdayken özlediğim ve uzaklaşınca her an düşündüğüm biri var? ?Bu sana son yazışım?? Açıkca dilediğini yap, ben istediğim kadar daha yanındayım. Kendimi hazır hissedince girdiğim gibi çıkacağım hayatından demek bu? Oysa ki; Aklımın kıyısında dolaşan ve dilimin ucundayken yanarcasına düşündüğüm, deniz gözlerinde dolaşırken yemyeşil ormanlarda yok olup gittiğim biri var? Tek kişilik dünyamda ölçülü adımlarla yürüyorum. Boswer dim ve ben artık kendi MaSaL ıma dönüyorum. Sana geliyorum. Aylardan Nisan, sabahın erken saatleri ve bahar?

İnternet Cafecileri Çıldırtan Sorular........................

Sabah sabah biraz güldüreyim dedim umarım başarılı olmuşumdur.
Bilgisayarda çalışan öğrencinin elektrik kesildikten 15 dakika sonraki sorusu;-
Elektrik mi kesik?
2- Boş bilgisayar yok mu?- Yok- Hiç mi yok?
3- Word''lü bilgisayar var mı? - Hayır çilekli ve vanilyalı var sadece.
4-Çıkıntı alabilir miyim? (Printerdan çıktı almak için )- Çıktı versek
5- Çıktılar hep siyah beyaz mı oluyor?- Hayır ara sıra yeşil üzerine eflatun ördek desenli de çıkıyor.
6- 14 numaralı bilgisayar çok salak yaaaaa....-Rahmetli babasıda öyleydi,babasına çekmiş
7- Bilgisayar alabilir miyim?- Tabi 1 mi olsun, 1,5 mu?
8- Internet geri geldi mi?-Gitti hala dönmedi,kayıp ilanı verdik,aranıyor
9- İçeriye yiyecekle girme lütfen arkadaşım!..- hemen çıkıcam...- E herhalde çıkacaksın. Yatıya gelmedin di mi?
10- Masa alabilir miyim?- Alışveriş Sitelerinden bulabilirsin
11- Word''un olduğu bir yere oturup yazı yazabilir miyim? - Word''e sor kabul ederse oturursun.
12- Internet hala gidik mi?- Hayır gelik.- Hii?!
13- Bilgisayara disket sokabilir miyiz?- Sebep ?
14- Printer sayfası ne kadar?- 40 bin - 25''di artmış di mi?- Aferin
15- Bir word''lü birde internet''li bilgisayar alabilir miyim?- Ortaya karışık yaptıralım istersen
16- Internet kesik mi?- Kesik- Hepsinde mi kesik? - Hayır.. Sırayla gidiyor..1 kesik 1 bağlı....
17- Bilgisayarda ne yapabilirim?-Valla bilmiyorum senin yeteneğine kalmış
18- İnternete giricem.. ilk defa geliyorum- Heyecanlı mısın?
19-Yazıcı çalışıyor mu? - Hayır bugün izinli..- Nasıl yani???
20- İnternete girmek istiyorum.. Girebilir miyim?- Tabii ama bu kıyafetle giremezsin.. Üstünü değiştirmen lazım
21- Monitörün üzerinde takılı duran kağıt tutacağını gören öğrenci; - Hocam bu dikiz aynası mı?22- Öğrenci bilgisayar kartı almak için numara soruyor;- 3 ve 4 arasında en iyisi hangisi?- Valla 3.5 ve 3.7 en iyileri...
23- Yer var mı?- Var.. Pencere kenarı mı olsun koridor mu? - Hii?.
24-Bu mouse un niye topu yok??(optik mouse)

10 Eylül 2007 Pazartesi

.....Hayırlı Haftalar..........

Herkese herkese beğenen beğenmeyen ilgilenen ilgilenmeyen seven sevmeyen herkese hayırlı haftalar....
Herkes de hani böle bir pazartesi sendromu vardır ya işte ondan bende de var:)
ama ama aması var ki ben bu hafta onu yenmekle uğraşıyorum ve sanırım başaracağım kendimi gayet iyi gayet rahat hissediyorum ve bu sendromu yaşayan herkese tavsiye ederim. Kendinizi rahatlatacak şeyleri düşünün mesela her gün gibi bugün de bitecek ve sona erecek bakın öğlen oldu bile değil mi ?:) İşimi seviyorum deyip kendini motive de edebilirsiniz
ya da önerileriniz varsa beklerim uygulamak rahatlatabilir....

8 Eylül 2007 Cumartesi

O Bir Yazar...


Blog yazarını hepiniz tanıyor olmalısınız....
O bir yazı aşığı (ayrıca monitör aşığı:))

*********....................***************

KAVGAYI,
Ağacın yapraklarına yazmak isterim
Sonbahar gelsin yapraklar kurusun diye
ÖFKEYİ,
Bir bulutun üzerine yazmak isterim
Yağmur yağsın bulut yok olsun diye.
NEFRETİ,
Karların üzerine yazmak isterdim,
Güneş açsın karlar erisin diye.
ve DOSTLUĞU ve SEVGİYİ
Yeni doğmuş tüm bebeklerin,
Yüreğine yazmak isterdim,
Onlarla büyüsün,
Dünyayı sarsın diye...
Seni seviyorum
çünkü,Her sabah kalktığımda
Yaşamak için tek neden, sen varsin
Fakat seni sevmek için binlerce nedenim var
Seni seviyorum
çünkü,Bu siyah beyaz dünyada tek renk sensin,
Bir ressamın fırçasından çıkmış gibi.
Ama alelade bir renk değil,
Gökkuşağının her tonunu gölgede bırakan bir renk.
Seni seviyorum
çünkü,Bu soğuk günde içimi ısıtan bir esinti gibisin.
Hafiften esiyorsun,
iliklerime işleyerek.
Sonrada kaybolup gidiyorsun,
Daha nereden geldiğini anlamadan
Seni seviyorum
çünkü,Seni sevmekten başka bir şey gelmiyor içimden.
O kadar doğal ki bu duygu
Ruhumun derinliklerinde,
Sanki doğduğumdan beri var.
Sadece ortaya çıkmak için seni bekliyordu.
Seni seviyorum
çünkü,Sensiz bir yaşamı artık düşünemiyorum
Sensiz bu kuru dünyada yaşamaktansa,
Ölümün soğuk nefesini öpmeyi
Bir daha hiç seni görmemektense
Hayata arkamı dönmeyi tercih ederim.
Seni seviyorum
çünkü,Ne zaman bir aşk şiiri duysam,
Mısralardan sen akıyorsun.
Ne zaman eski bir şarkı gelse kulağıma,
Gitar telleri arasından süzülen notalar,
Seni getiriyor bana.
Seni seviyorum
çünkü,Sen hep benimsin.
Gözümü kapatmam yeterli…
Orada sen benimlesin
Gözümü kapatmam yeterli…
seni görmem için.
Tatlı narin tenini...
Seni seviyorum
çünkü,Belki de ilk defa bir kadının kokusu beni çılgına çeviriyor
İçimden ODYSEUS'a türkü söyleyen deniz kızları da
Onun aynı kokusuyla mı baştan çıktılar acaba diyorum.
Seni seviyorum
çünkü,Gözlerinin içindeki binlerce yıldız,
Gecenin karanlığını delip geçiyor.
Sana bakarken kendimi yıldızlara tepeden bakıyor gibi hissediyorum
Seni seviyorum
çünkü,
Benliğim sana ait.
Sen onu buruşturup çöpe de atsan,
Kalbine yakın bir yere de koysan.
Tanrım!
O kalbine yakın sıcak yerde olmak isterdim...
Seni seviyorum
çünkü,
Sen sensin.
Ama sen beni
Ben olduğum için seviyor musun?
Onu kim bilir.
Seni seviyorum
çünkü,
Seni sevmeyi seviyorum.
Seni koklamayı seviyorum.
Sana dokunmayı seviyorum.
Seni seviyorum
çünkü,Saçların ellerimin arasından kayıp giderken,
Dünyadaki cenneti bulmuş gibiyim.
Bir an elimde tutuyorum o cenneti.
Bir an sonra belki de
Tamamen ellerimden kayıp gitmiş olacak.
Seni seviyorum
çünkü,Ben hiç bir kadın için şiir yazmadım,
Bu hep tuhaf gelmişti.
Ama şimdi
Senin için şiir yazmamak tuhaf geliyor.
Seni seviyorum
çünkü,İçimde bir umut var.
Bu şiiri belki başucuna koparsın.
Kim bilir belki yanına da kırmızı bir gül...
Seni seviyorum
çünkü,Tanrı çiçekleri yaratırken
Seni de onlarla beraber yaratmış
Papatyadan güzel,
Zambaktan asil,
Manolyadan tatlı,
Gülden daha güzel kokulu.
Seni seviyorum
çünkü,
Güzelliğine melekler imreniyorlar.
Dünyada ise,
Ölümlüler arasında
Galiba bir tek benim gibi bir iki şanslı
Onu fark edebiliyor.
Seni seviyorum
çünkü,
Ölene kadar
Yok olana kadar
Seninle olsam,
Bu herhalde bir ceza gibi gelir,
Daha çok senle olmadığım için.
Seni seviyorum
çünkü,
Senin tarafından sevilme fikri bile
Bir insanı hayatı boyunca mutlu edebilecek kadar güzel ve...
Seni seviyorum
çünkü,Seni anlatmak için mısralar yetmiyor.
Düşünüyorum bir gecede bunu yazarken,
Acaba kaç şair seni anlatmak için
Binlerce mısra yazdı.
Seni seviyorum
çünkü,
Senin gülümsemen güneşin doğuşu gibi,
İnsana her şeyi unutturuyor,
Sadece seyredip tadına varma hissi uyandırıyor.
Seni seviyorum
çünkü,
Bu kadar nedenden sonra bile
Seni ne kadar sevdiğimi anlatamadım...

Telefon Rehberinden Kontrol Edilmiş....?

Coşkun Aptal, Emel Yalak, Duran Kalas, Sultan Kaltak ,İsmail Dümbelek Fahrettin Kalkmaz, Mehmet Kaldırır, Cafer Yalar ,Gurban Yalama
Ahmet Ali Emici ,Ayşe Cinsel,Mehmet Taşak,Sultan Kıç,Ali Anüs,Bahriye Kuku
Fevzi Zik,Mahmut Pipi ,Yusuf Kız,Gülten Karı,Zeki Kadın,Cemal Delik,Ramazan Deşik
Münevver Göbek,Münire Meme,Şükriye Memeli,Havva Kalça,Ali Kalktı,Nurcan Geliyor
Ali Geber,Münevver Ölü,Hanim Seviş,Alkın Azgın ,Mümin Abaza,Yunus Gay,Kemal Götürür
ibrahim Ziker,Subay Sokar,Abdullah Oyar,Adem Kayar,H. İbrahim Gömer,Gülfidan Gösterir
Nadir Verir,Duran Tekerlek,Döndü Yuvarlak,Özdemir Damızlık,İzzet Angut, Türkan Romantik,Hafize Kazma,Abdulkadir Anan,Abdulaziz Baban,İsmail Donsuz
Hatice Tüylü,Abdurrahman Kıllı,Aytekin Kıllıbacak,Makbule Kıllıbaldır, Atilla Otuzbiroğulları,Ahmet Yavşar ,Ökkeş Ford,Bayram Amca,Necati Yenge
Meliha Enişte,Zehra Eşekcanbazı,Yusuf Ziya Salakoğlu,Abudulsamet Döver Ramazan Öldürür,İsmail Öldürücü,Gülşen Motor,Hacı Benzin,Menemine Cart
Burhanettin Curt ,Cafer Cırt,Döndü Cort,Fedakar Pat,Şaban Küt,Vesile Aybaşı, Haziment Pet

BABASIYMIŞŞŞ....

Adam evlenir ve çalışmak amacıyla gurbet ellere gider. Yıllar sonra evine dönen adam bakar ki evde 3 çocuk bulunmaktadır...
Baba eşine bu çocukların kimden ve nasıl olduğundan kuşkulanarak karısına sorar...
Baba: "Büyük çocuk nasıl oldu?"
Karası: " Hani sen gurbete giderken var ya..."
Baba : Ya şu ortanca çocuk?
Karısı : "Hani sen bir ara izine gelmiştin ya..."
Baba tam kuşkulanmış ama son çocukta emin olacak...
Baba : Peki bu son çocuğa ne diyeceksin bakalım..?
Karısı : "Zaten onun da sana baba dediği mi var, baksana oturmuş yoğurdunu yiyor..."

***MEVLANA VE SEVGİ***

2007 senesi Mevlana'nın doğumunun 800 yılıdır. Aynı zamanda Unesco tarafından Mevlana Dünya Sevgi ve barış senesi olarak ilan edilmiştir.
Mevlana'nın engin insan sevgisini, hoş görülemeyeni hoş gören anlayışını, af edilemeyeni tekrar tekrar dergahına sevgiye ve aşka davetini ve insanı yaşamı aşkı ve sevgiyi aziz tutuşunu anlamak belki de bir ömrü harcamayı gerektirir.
En zor olanı ise Hazretin insanın özüne olan sevgisini kısacık bir zamanda aktarabilmektir.
Aşk ve sevgi nasıl anlatılabilsin ki. Aşk ve sevgi anlatılamaz olandır. Tanımlanamaz olandır. Yaşanması gerekir. Hissedilmesi gerekir.
Sevgi Şifadır. Sevgi Güçtür. Sevgi değişimin sihridir.
Ve sevgi nedensiz nedendir.
Sevginin bir nedeni yoktur. Gündemi yoktur. Düşünceye duyguya ve maddi şeylere bağımlı değildir.
Evrenin nedeni yoktur. Sadece basitçe vardırlar ve akarlar. Olurlar. Sevgi gibi.
Sevgi dağda açan bir çiçek gibidir. Hiç kimse o çiçeği koklamasa, muhteşem renklerinin farkına varamasa da, ÇİÇEK AÇAR. Sevgi Ruhun Duruşudur.
Mevlana der ki
"Sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, Diken düşünürsen, dikenlik olursun."
Ne düşünürseniz O'sunuz.
Sevgiyi düşündüğünüzde ve tüm ruhunuzda hissettiğinizde sadece seversiniz. Ve sevgi olursunuz.
Doğal olan sevgidir. Sevmektir.
Çünkü sevgi Hayattır. Evrenleri, dünyayı ve bedenlerimizi bir arada tutan güç İlahi Sevgidir.
Sevgi dünyaya bağışlanmış 5. Elementtir. Ateş-Su-Toprak-Hava dan oluşan dünyamızı bir arada tutan çekim gücü sevgidir.
Doğal olmayan İnsanoğlunun sevgiden sapmasıdır.
Binlerce yıldır yeryüzünde süregelen şiddetin, acımasızlığın, sefilliğin, savaşların ve her birimizin kalabalıklar içinde yalnız olmamızın ve bu dünyada artık gidecek bir yer bulamamızın nedeni sevgiden ayrılmamızdır.
Birbirimizi, insan kardeşlerimizi sevmeyi unuttuk. Yaşamın gerçek özünü ve manasını unuttuk.
Mevlana der ki "Sevgiden acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar, altın olur; sevgi yüzünden tortular durulur, arınır; sevgiden dertler şifa bulur; sevgi yüzünden padişah kul kesilir."
İnsanın gerçek bir insanoğlu olabilmesi için bize öğütte bulunur.
Der ki;
Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol
Hoşgörülülükte güneş gibi ol
Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol
Bütün mesele insanoğlunun dürüst olmamamsından kaynaklanır. Çünkü insan kutsal kitaplarda anlatılan nefsinin etkisi altındadır ve uyumaktadır. Nefs insanı hayatı boyu çıkmaz sokakların karanlıklarında dolaştıran, acıyla kederle mücadeleyle düşmanlıkla nefretle kinle beslenen ayıran bölen bir benlikler topluluğudur. İsteklerinin ardı arkası gelmez. Bütün dünyayı verseniz yine de mutlu olmaz.
Bu nedenle nefsi terk etmek, gerçek insan olmaktır. Ve nefis terk edildiğinde Ruh yani Efendi güneş gibi karanlıkların içine doğar. Güneş sevgidir. Sevgi Kendiniz olmaktır. Ne iseniz o olmaktır.
Kendiniz olmanın temel şartı da dürüst olmaktır. Dürüstlük insan olmanın en büyük erdemidir.
Yaşadığımız yüzyılda herkes, her şeyi kendi gözlüklerinin ardından ve kendi egosal dürüstlüğüne göre değerlendirmekte ve dürüstlük kendi çıkarlarımıza ve arzularımızın tatmin edilmesine uygun olarak şekil değiştirmektedir. Ve bin bir kılığa girmekte. Neden, nasıl dürüst olmamız gerektiği ise çoktan unutulmuş durumdadır. Gerçek insan olmak için, İnsanoğlu olmak için dürüst olmalıyız.
Yoksa Mevlana'nın dediği gibi ikiyi Bir edemeyiz. "Nice insanlar gördüm üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm içinde insan yok..."
Dürüst olmak ve "Kendimiz" olmak hem elbisemizin olması hem de içinde gerçek İnsan olan bizim olmamız demektir.
Neden dürüst olmalıyız biliyor musunuz?
Dünya gezegeninde insan onuruna yakışır bir şekilde, insan tadında yaşamak, gerçek bir insan olmak için ve diğer insan kardeşlerimizin yaşamasına da yardımcı olmak için dürüst olmamız gerekiyor.
Ne ekerseniz onu biçersiniz. Tasavvufa göre dünya bir aynalar evrenidir. Siz kendinizde dürüstlüğü ve kendine samimiyeti yaşadıkça ve "oldukça" size diğer insanlardan gelen yansımalarda dürüstlük ve samimiyet olacaktır.
Ayna size, sizden başkasını gösteremez.
Dürüstlük bulaşıcıdır ve güçlü - cesur kişiliği de beraberinde getirir.
Siz dürüst olunca diğerleri de dürüst olmak zorunda kalacaktır.
Ve bu yıldan başlayarak Mevlana'nın engin insan sevgisinin ve bilgeliğinin, İnsanoğluna yol göstermesini diliyorum.
Mevlana yüzyıllar öncesinden "Sevgi ve merhamet insanlığın; hiddet ve şehvet ise hayvanlığın vasıflarındandır" der ve savaşın, çocukların kavgasına benzeterek; hepsini de anlamsız ve saçma olduğunu söyler
Savaş yeryüzüne ve yüreklerimize kederden açıdan ve sefaletten başka bir şey getirmemiştir. İnsanlığın kendini bilmekten, bildikten sonra değişmekten başka çaresi yoktur.
Hatırlaması gereken şey ise İnsanın sevgi olduğu ve sevginin her şeyin çaresi olduğudur.
Senin canının içinde bir can var, o canı ara!
Senin dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!
Hazine sevgidir. Sevgi Ruhtur. Ve ruh barıştır. Ruh huzurdur.
Ve dünyamızın barışa, huzura ve sevgiye ihtiyacı var. Yani her birinizin içindeki sevgiyi açığa çıkarmanıza ihtiyacı var.
Siz sevgi olduğunuzda nihayet İnsan kardeşlerinizle insan tadında huzur içinde bu dünyada yaşayabilirsiniz.
Ve yaşadığınız gezeğenin, gezegen üzerinde var olan her bir canlının, cansızın değerini bilirsiniz. Çünkü siz her şey ile dengedesinizdir. Her şey siz olan bütünün eksiksiz bir parçasıdır.
Mevlana gibi herkesi ve her şeyi kabul edebilecek ve bağışlayabilecek, hoş görecek, Evren kadar geniş bir yüreğe sahip olursunuz.
Hiç bir zaman geç kalmadınız....kaç kere yoldan dönmüşte olsanız, kaç kere döndürülmüşte olsanız, dünyanın bütün günahını taşıyor da olsanız, hayatınızdaki her şeyden kendinizi suçlu hissediyor da olsanız, kendinizin "Yüreğiniz" tarafından kabul edileceğine inanmıyor olsanız da...siz yine de "Kendinize-Yüreğinize" yürüyün. Hiç kimse size inanmasa da siz kendinize inanın.
"gelin, ne olursanız olun yine gelin. İster kafir olun ister Mecusi ister puta tapan olun yine gelin. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değil. Yüz kere tövbenizi bozmuş olsanız da yine gelin.
Hepimizin gönlü hepimize Mevlana kadar açık olsun.
Çünkü hepimiz Mevlana'nın dediği gibi Tanrı'nın sırrının sırrıyız. Ve İlahi güzelliğin aynasıyız.
Mevlana'nın insanı gönül dergahına sevgiye çağırışında ki aşk öyle bir aşktır ki, ham iken pişmeyi ve yanmayı gerektirir.
Sevgiyi aşkı bilmeyen gönül hamdır. Aşk ateştir. Eriyiştir. Erimek, şimdiye kadar bildiğimiz her şeye ölmek demektir. Yeni olmak yenilenmek yeniden doğmak demektir.
Dünyada hiçbir şey yeni değildir. Yeni gibi görünür ama her şey eskidir. Her gün aynı karanlığı acıyı sefaleti yozlaşmayı didişmeyi mücadeleyi yaşamaktan yorgun yüreklerimiz, sıradan günlerin ve olağan duygusuzlukların içinde tükenip biter. Bütün mücadele kendimizi oyalayıştır.
Ve Yeni İnsan, Evrensel İnsan, Aşktan doğacaktır.
Şimdiye kadar sahip olduğu ve bildiği her şeye aşk için ölerek ve aşk içinde eriyerek küllerinden yeniden doğacaktır.
Küllerinden yeniden doğan insanlık medeni ve uygar bir insanlık Medeniyetini de kuracaktır.
Dünya gezegeninde savaşları çıkartan, açlığa sefilliğe neden olan açgözlü insanoğlu medeni değildir.
Medeniyet ve uygarlık; bir takım toplumların gurupların kişilerin zenginliği refahı ve yüksek teknolojisi demek değildir.
Hiçbir insan ve hiçbir ülke, diğer bir insanın ve dünyanın sefalet, korku, açlık, hastalık, savaş baskı altında yaşadığı bir dünyada, onunla aynı mekanı paylaştığı ve yaşadığı sürece; ne medeni sayılır ne de uygar.
Uygarlık; topluluğu oluşturan varlıkların düşüncelerinde, yaşamlarında bir biri ile ilişkilerinde ve ürettikleri değerleri paylaşımlarında ve kullanma amaçlarında, üzerinde yaşadıkları gezegen ve Evrenle bütünleşmelerinde ne kadar bilinçlerinin gelişkin olduğu ile ilgilidir.
Medenileşmek, diğerleriyle, yaşamla, gezegenle, Evrenle ilgili "sorumluluk almak" demektir;
Sorumluluk almak, diğerlerini, Yaşamı- Gezegeni, Evreni de yükseltmek, yüceltmek ve tüm güzellikleri sevgiyle paylaşabilme Bilincidir.
Ne zaman ki insanoğlu dünyaya hükmetmez, dünyanın ve diğerlerinin bir hizmetkarı olur sevinci coşkuyu tamamlanmayı diğerleriyle bütün olmakta ve hizmetin sevincinde bulur ise,
Ne zaman ki insanoğlu dünyayı zalimce tüketmekten ve yok etmekten vazgeçip, yeryüzünde yaptığı bütün pislikleri temizler ve gezegeni yüreğine alabilirse,
Ne zaman ki İnsanoğlu silahını savaş meydanlarından, savaşmanın mantıksızlığını ve yıkıcılığını görerek ve diğerleriyle kucaklaşarak terk eder ve bir daha asla dönmezse,
Ne zaman ki İnsanoğlu geçmiş binyılların acı hesaplarını kapatır, sınırları yüreğinde eritir, yürüdüğü yolların çıkmaz sokaklarından dönebilirse,
Ve Hazret der ki "halkın ayrılığı, aykırılığı addan meydana gelir, manaya ulaşan esenleşir" Halkların ayrılığı manaya ulaşıldığında, insan kendisi olduğunda kaybolur. Çünkü Birlik ve hakikat Güneş gibi bilenlerin görenlerin kalbinde parlamaya başlar.
İşte o zaman, İnsanoğlu medenileşir.
Bundan başka ne şekilde anlatılırsa anlatılsın ne yapılırsa yapılsın boştur. Acı bir düşün içinde oyalanıştır. Ve İnsanlığı oyalayıştır.
İnsanoğlu için bundan sonra;
Bir gün daha hayatta kalmak yetmez, gözlerini sonsuzluğa çevirmesi gerekir.
Bir adımlık nefes kesmez, bin adımlık bir nefes çekmesi gerek
Bir damla su kandırmaz, okyanusun sevginin sularına dalması gerek
Önünü görmek yetmez, başını kaldırıp dimdik, özlemle uzayda kaybolan ufuk çizgisine bakmak gerek.
Dört duvara ve bir avuç toprağa ait olmak da yetmez, kendini hesapsızca bilinmezin kucağına savurması gerek.
Kitaplardan önce kendimizi okumaya çalışalım! Der Mevlana. Kendini okumak, kendini bilmektir. ,
Ve sizler yüreğinizden okumaya başladığınızda; bütün insan kardeşlerinize sevgiyi okursunuz. Sevgi olursunuz.
Ve siz dünyada bir fark yaratırsınız. Daha güzel bir dünyada insan tadında yaşamak için Fikirleriniz eylemleriniz fark yaratır
"Fikir ona derler ki bir yol açsın, yol ona derler k; bir hakikate ulaştırsın."
Ne mutlu gören gözlere bilen kalplere, ne mutlu kendini bilenlere.
Ne kutlu ölmeden önce ölenlere ve gerçek insanoğlu olarak doğanlara.
Ölmeden önce ölebildiğinizde ve gerçeği cümle görünüşte, yüreğinizde bildiğinizde Mevlana 'yıda yüreğinizde bulursunuz. Mevlana'nın sizi çağırdığı yer gönlündeki koşulsuz sevgisidir. Gönlündeki ebedi dergahıdır. Ve gönül dergahlarımızda yalnızca sevgi vardır.
"Gelmez san bir ziyan ilahi aşktan gönlüm, can gitse de korkma başka bir candır ölüm."
"Öldüğüm zaman beni toprakta aramayın. Benim mezarım ariflerin gönüllerindedir." Mevlana