Eşim Güray Kurt 13.07.2007 günü TEM yolunda geçirdiği trafik kazası neticesinde Adapazarı yakınlarındaki TOYOTA Hastanesine kaldırılmış ve ilk müdahale olarak başındaki yarıklar dikilmiş, beyin tomografisi çekilmiş, gece saat 24.00 e kadar gözetim altında tutularak ambulansla başka bir hastaneye nakledilmesine izin verilmiştir. Başındaki yarıklardan başka sırtında boynunda ve belinde aşırı derecede ağrılar olan eşimi istanbul’da yaşıyor olmamız ve evimize yakınlığı nedeniyle gece yarısı 01.30 civarında KOZYATAĞI ACIBADEM Hastanesine getirdik.
Acil servise alınan eşimin genel durumuna bakıldı ve hemen yeni bir tomografi çekilmesine karar verildi, ben elimde toyoto hastanesinden getirdiğim tomografiler olduğunu söylediğim halde, kendi cihazlarımızla çekmemiz ve görmemiz lazım denilerek getirdiklerime bakmaya bile lüzum görülmeden reddedildi.....
Tomografi sonucu beyinde bir hasar olmadığı, vucutta da darbeler, ezikler bulunduğu ağrıların da bunlardan kaynaklandığı birkaç saat gözlem altında tutulduktan sonra eve gönderilebileceği söylenerek gece 01.30 dan sabah saat 10.00 civarına kadar, acil serviste neden bekletildiğimiz ve bundan sonraki aşamada ne olacağı bize açıklanmadan bekletildik. Bu arada acil servis doktorları 3 kez değişti, her gelen yeni doktora durumumuzu yeniden anlattık.
Sonunda sabah 10.00 civarında doktor Mehran Sohrabifar geldi, tomografileri gördü ve acil hemşirelerine sinirli bir şekilde bu kadar ciddi ve acil bir hasta olduğu halde niçin kendisine haber verilmediğini sordu ve “en önce benim görmem gereken hasta en son bana gösteriliyor” şeklinde tepkisini belirterek, diğer doktorlarla bir takım telefon görüşmeleri yaptı ve o dakikadan itibaren kaç tanesinin gelip gittiğini hatırlayamadığım çeşitli branşlarda doktorlar gelip giderek, MR çekilmesine karar verdiler. MR’a son derece ilkel bir yöntemle çarşaflarla bir sedyeden diğer sedyeye bohça atar gibi aktarılarak götürülen eşim yarım saat sonra geri geldiğinde kaza geçirdiği andan beri var olan ağrıları daha da artmış vaziyetteydi...yine çarşaflarla yataktan diğer yatağa aynı yöntemlerle taşındı. Bir müddet sonra gelen genel cerrah ve orotopedi uzmanları önce sırtında bir iki kırık olduğunu, daha sonra gelen başka bir doktor, boynunda da bir iki kırık olduğunu söyledi. Her yeni gelen doktorla neresinde ne var endişesiyle bekler olduk. Sonunda sırt omurlarında birkaç basit kırık olduğu boynunda da iki küçük kırık olduğu bunların korse ile 6 hafta’da düzelebileceği şeklinde bir teşhis kondu. Hazırlanan T şeklindeki bütün korsenin yatarken de kullanılması gerektiği söylendi ????.. Korse ile ilgili bir medikal şirket sorumlusu çağrıldı, ölçü aldı ve ancak 7 gün sonra korseyi getirmek üzere gitti. Hastaneden çıkmadan önce hekimlerden bir tanesi, 3-4 gün sonra hastanızı getirin göğüs cerrahi uzmanı da bir görsün dedi, bu gün niye görmüyor diye sorduğumda, doktorumuz şimdi yok, siz randevu alın dedi, kımıldamaması gereken bir hastayı hastaneye nasıl getireceğim dediğimde ise, evet biraz zor olacak gibi bir cevapla karşılaştım ve hastamızı kaşık sedyesi olan bir ambulans çağırarak eve getirdik.
Acıbadem hastanesinden, elimizde bir reçete, bir pansumancı telefonu, bir korseci telefonu ve hastanenizin güvenlik memurunun el yazısıyla kargacık burgacık yazmış olduğu bir raporla ayrıldık.
Evde bekleme sürecinde hastamla ilgili danışmamız gereken konularda hastaneden kimi arayıp kiminle konuşacağımı bilemedim, zira elimde reçeteyi yazan doktor isminden başka bir isim bile yoktu, acilde tutulduğumuz sürede bir yığın doktor geldi, gitti, ama hiç biri böyle bir hastanın bundan sonraki tedavisini üstlenmedi. Bu konuda hiç kimse de bizi bilgilendirmedi .Ayaküstü gelip isimlerini söyleyip giden hekimlerinizin zaten ancak birer kere görebildik. Hastanedeyken korsemizle ilgilenen ve reçeteyi yazan ortopedist Afşar beyin tavsiye ettiği pansumancının telefonunun arayarak Afşar beyin cep telefonuna ulaştım, ve sorularımı gerekli cevapları aldım
Evde birkaç gün sonra eşimin belinde ağrıların artması nedeniyle korseyi tavsiye eden doktoru Afşar beyi bulmaya çalıştım, cep telefonundan ulaşamadım hastaneden ulaşmaya çalıştığımda ise izinli olduğu söylediler.
Daha önceki yıllarda geçirdiği kaza nedeniyle eşimin belinde kırık olduğunu ve korse ile tedavi edildiğini şimdi yeni bir korsenin hazırlandığını, ancak belinde bu kaza ile ilgili yeni bir problem varsa bu korsenin uygun olup olmayacağını öğrenmeye çalışıyordum ancak başarılı olamadım, zira benimle muhattap olacak kimse yoktu. Dakikalarca süren mücadele ile değişik servislere bağlanarak derdimi önce asistanlara anlatmaya çalıştım. Sonunda telefonuma bağlanan ortopedistlerinizden birinden yalvararak eşimin tetkiklerini incelemesini ve beli ile ilgili bir tetkik yapılıp yapılmadığının bana söylenmesini istedim. Belle ilgili böyle bir tetkik yapılmamıştı, sadece boyun ve sırt bölgesinde MR çekilmiş ve oralarda kırıklar tespit edilmişti. Telefonda görüştüğüm doktora, kullanılmak üzere yapılan korse belinde sorun olan biri için kullanılacak türden mi diye sorduğumda ise; uygun olmaz bel eğiminin farklı olması gerekir cevabını aldım. Bu korseyi takmak için hasteneye mi geleceğiz dediğimde, hayır gerek yok, korseciler onu getirip hastaya takarlar cevabını aldım, bunun doktor kontrolunda takılması gerekmiyor mu diye soruduğumda hep böyle yapılıyor korseciler takıyor gibi bir cevap aldım ve endişelerim iyice arttı.
Eşimin bel ağrıları daha da artınca hastanenizden ancak birkaç kez gidip gelerek alabildiğimiz MR çekimlerinin CD’lerini aldık, birkaç beyin cerrahı ve ortopediste incelettik, öncelikle bu çekimlerin kötü olduğu, net görünemediği söylendi, ayrıca hastanenize geldiği andan beri şuuru açık olup, bütün gece sırtı boynu ve beli ağrıdığını söyleyen bir hastadan defalarca kan alınıp tetkikler yapılmış, sadece boyun ve sırt MR’ı çekilmiş ama niyeyse beliyle ilgili hiçbir inceleme yapılmamıştı.
Biz yeni bir ambulans çağırarak eşimi bütün omuragasının MR ını çektirmek üzere başka bir sağlık kuruluşuna götürdük, sırt omurlarındaki kırıklar, göğüs kafesindeki ve boyun omurlarındaki kırıklar tek tek tespit edildi, omurdaki kırıklardan bir tanesinin içe göçük olması ve omuriliğe baskı yapıyor olması nedeniyle başka tetkikleri de yapıldıktan sonra AMELİYATA ALINDI...
AMA;
Sayenizde 1 haftayı elimiz kolumuz bağlı bir şekilde korse bekleyerek ve yatağa bağlanmış halde vakit kaybederek geçirmiş olduk...
SON DERECE RİSKLİ OLAN BİR OMURGA KIRIĞINI BASİTE İNDİRGEYİP, KAÇ TANE OLDUĞUNA BİLE DOĞRU DÜRÜST KARAR VEREMEYİP....
BELKİ DE EŞİMİN BUNDAN SONRAKİ YAŞANTISINI SAKAT OLARAK GEÇİRMESİNE SEBEP OLACAKTINIZ.....
Bütün bu kepazeliğin bedeli ise yaklaşık 4000 YTL idi...
Bütün bu olanları eğer okuma zahmetinde bulunduysanız. Hastenenizdeki acil servisin ne kadar yetersiz ve ilgisiz olduğu, gelen acil hastaların ne kadar sahiplenilmediği ve acil durumdaki bir hastanın ne kadar ilgisiz bir şekilde bütün gece buz gibi bir serviste yatırılarak bekletildiğini umarım anlatabilmişimdir. İnsanların en aciz ve çaresiz olduğu zamanlarda herşeyi kabullenir bir ruh halinde olduğunu çok iyi biliyorsunuz .Eğer tesadüfen Mehran bey gibi bir doktorunuz olmasaydı eşim sayenizde belki de sakat kalacaktı.
En son eşim adına kesilen faturanın bir kopyasının tarafıma faksla gönderilmesini istedim, aldığım cevap, şu an burası çok yoğun, ben ilgili doktorumuzla konuşup size döneyim oldu, telefonum alındı ama 15 gündür kimse bana dönmedi.
Bu kadar kötü bir gecenin benim yanıma acı hatıra olarak kalması mümkün değil,
En azından çevremdeki insanları uyarmak adına şimdi bu yazıyı İsviçre’den Avustralya ya kadar yayılmış olan yüzlerce kişiden oluşan mail arkadaşlarıma göndereceğim, tabii onlar da kendi arkadaşlarına ve dahil oldukları yazışma gruplarına gönderecekler. Ayrıca bu konu sadece mail listelerine değil;
Sağlık Bakanlığı,
Türk Tabipler Birliği,
Tüketiciyi Koruma Derneği
Adreslerine de göndereceğim.
İnsan hayatına ve sağlığına hiç önem verilmeyen kuruluşunuzu şiddetle kınıyor, başka hastaların başına da aynı çirkin olayların gelmemesi için sizleri ve yetkilileri uyarıyorum.
Aynur Demirtaş Kurt
17 Eylül 2007 Pazartesi
ANLYANA YAZDIM ONA............N
AcıLara DegiL 'Sana' Tutundum..
Kavuşmak özgürlükse özgürdük ikimizde...
Elleri çığlık çığlık yan yana iki dunya.
İkimiz iki daldan iki hırçın su gibi akıp gelmiştik.
Buluşmuştuk bir kavşakta,
Unutmustuk ayrılığı, yok saymıştık özlemeyi.
Şarkımıza dalmıştık.
Mutluluk mavi çocuk oynardı bahçemizde..
Biz birbirimizi bulmuştuk işte...
Yalnızlığı geçmiştik acılar sapağından dönmüş ve birbirimizi görmüştük.
Belki de çarpmıştık.
Birbirimizi görecek takatımız yokken...
Kavuşmak özgürlükse özgürdük ikimizde...
Elleri çığlık çığlık yan yana iki dunya.
İkimiz iki daldan iki hırçın su gibi akıp gelmiştik.
Buluşmuştuk bir kavşakta,
Unutmustuk ayrılığı, yok saymıştık özlemeyi.
Şarkımıza dalmıştık.
Mutluluk mavi çocuk oynardı bahçemizde..
Biz birbirimizi bulmuştuk işte...
Yalnızlığı geçmiştik acılar sapağından dönmüş ve birbirimizi görmüştük.
Belki de çarpmıştık.
Birbirimizi görecek takatımız yokken...
16 Eylül 2007 Pazar
AŞK VE SEVGİ
AŞK bir yıl sürer SEVGİ bir ömür
AŞK gözünde büyütür SEVGİ razı olur
AŞK aldatır SEVGİ ikna eder
AŞK (aşık) kıskanır SEVGİ (sevgili) güvenir
AŞK seni de onu da ikiye böler SEVGİ ikinizi bir eder
AŞK zehir gibidir SEVGİ ilaç
AŞK ay gibidir hep bir karanlık yüzü var senden gizlenen SEVGİ güneş gibidir hep sana bakar içini ısıtır
AŞK gider (isteyince) SEVGİ kalır (isteyerek)
AŞK çeker, ezer, cesaret kırar SEVGİ iter, teşvik eder, yüreklendirir.
AŞK ise; o senin için hedeftir SEVGİ ise; ikiniz de aynı hedefe koşan oklarsınız.
*-***************************************** *
UNUT ONU GÖNLÜM
KAPAT PERDESİNİ,BAKMA MAZİYE
UNUT ONU GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET
YETMEZMİ YILLARDIR YOL GÖZLEDİĞİN.
UNUT ONU GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET
BIRAK BU SEVDANIN BIRAK PEŞİNİ.
KAYBETTİN VAR OLAN BÜTÜN NEŞENİ.
DİNDİR GÖZLERİNİN HASRET YAŞINI.
UNUT ONU GÖNLÜM,
SEVMEDİN FARZET.
HARCAMA BU YOLDA ÖMÜR VAKTİNİ.
NE KADRİNİ BİLDİ NE KIYMETİNİ.
UNUT ONU GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET
BIRAK BU SEVDANIN BIRAK PEŞİNİ.
KAYBETTİN VAR OLAN BÜTÜN NEŞENİ.
DİNDİR GÖZLERİNİN HASRET YAŞINI.
UNUT ONU GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET
HERŞEY BOŞMUŞ İŞTE,
CANDI;CANANDI
ZAMAN HAKLIYIDA HAKSIZ ÇIKARDI
VUSLATIN YOLLARI ÇOKTAN KAPANDI
UNUT ONU UNUT GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET.....
AŞK gözünde büyütür SEVGİ razı olur
AŞK aldatır SEVGİ ikna eder
AŞK (aşık) kıskanır SEVGİ (sevgili) güvenir
AŞK seni de onu da ikiye böler SEVGİ ikinizi bir eder
AŞK zehir gibidir SEVGİ ilaç
AŞK ay gibidir hep bir karanlık yüzü var senden gizlenen SEVGİ güneş gibidir hep sana bakar içini ısıtır
AŞK gider (isteyince) SEVGİ kalır (isteyerek)
AŞK çeker, ezer, cesaret kırar SEVGİ iter, teşvik eder, yüreklendirir.
AŞK ise; o senin için hedeftir SEVGİ ise; ikiniz de aynı hedefe koşan oklarsınız.
*-***************************************** *
UNUT ONU GÖNLÜM
KAPAT PERDESİNİ,BAKMA MAZİYE
UNUT ONU GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET
YETMEZMİ YILLARDIR YOL GÖZLEDİĞİN.
UNUT ONU GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET
BIRAK BU SEVDANIN BIRAK PEŞİNİ.
KAYBETTİN VAR OLAN BÜTÜN NEŞENİ.
DİNDİR GÖZLERİNİN HASRET YAŞINI.
UNUT ONU GÖNLÜM,
SEVMEDİN FARZET.
HARCAMA BU YOLDA ÖMÜR VAKTİNİ.
NE KADRİNİ BİLDİ NE KIYMETİNİ.
UNUT ONU GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET
BIRAK BU SEVDANIN BIRAK PEŞİNİ.
KAYBETTİN VAR OLAN BÜTÜN NEŞENİ.
DİNDİR GÖZLERİNİN HASRET YAŞINI.
UNUT ONU GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET
HERŞEY BOŞMUŞ İŞTE,
CANDI;CANANDI
ZAMAN HAKLIYIDA HAKSIZ ÇIKARDI
VUSLATIN YOLLARI ÇOKTAN KAPANDI
UNUT ONU UNUT GÖNLÜM
SEVMEDİN FARZET.....
13 Eylül 2007 Perşembe
:):):):):):):):):):):)
Hintli bir adam suda bata cika ilerlemeye calisan bir akrep görur. Onu kurtarmaya karar verir ve parmagini uzatir ama akrep onu sokar. Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya calisir ama akrep onu tekrar sokar. Yakinlardaki baska birisi ona, onu surekli sokmaya calisan akrebi kurtarmaya calismaktan vazgecmesini söyler. Ama Hintli adam söyle der: "Sokmak akrebin dogasinda vardir. Benim dogamda ise sevmek var. Neden sokmak akrebin dogasinda var diye kendi dogamda olan sevmekten vazgeceyim?" Sevmekten vazgecmeyin. Iyiliginizden vazgecmeyin .....................
***********************************************************************************
..............................................................
Saygıdeğer Hakim Bey..
Saygılarımla ve müsadenizle, size açıklama özgürlüğümü kullanarak bazı
şeyleri bildirmek
İstiyorum.
Umarım bu durumu en kısa zamanda açıklığa kavuşturursunuz..
Şu günlerde askere çağırılacağım.
Yaşım 24.. ve 44 yaşında bir dul bayanla evlendim, kendisinin de bir kızı
var, 25 yaşında.
Babam ise karımın bu bahsetmiş olduğum kızı ile evlendi.
Böylelikle Babam, karımın kızı ile evlendiği için " *damadım*" olmuş oldu.
Bunun üzerine "*üvey kızım*" da "*üvey annem*" olmuş oldu babamla evlendiği
için..
Karımla benim geçen sene bir oğlumuz oldu.
Oğlum tabi ki karımın kızının " *erkek kardeşi*" oldu, aynı zamanda Babamın
da
"*eniştesi*".
Bir de üvey annemin erkek kardeşi olduğu için "*dayı*" oldu.
Anlayacağınız benim oğlum benim "* dayım*" oldu..
Babamın eşi sene sonunda dünyaya bir erkek çocuğu getirdi.
O babamın oğlu olduğu için benim de "*erkek kardeşim*" ve de kızımın oğlu
olduğu için de "*torunum* " oldu.
Yani ben torunumun "*erkek kardeşiyim*".
Ayrıca bir Annenin evladının babası eşi olduğuna göre, bende Eşimin kızının
"*babasıyım*" ve de kızımın erkek çocuğunun "* erkek kardeşiyim*".
Kısacası kendimin "*büyükbabasıyım*"..
Sayın Hakim bey..
Sizden ricam beni Askerlik görevimden azl etmenizdir,
Siz de biliyorsunuz ki kanunlarımızda "* Baba*,* Oğul* ve *Torun*" aynı
zamanda
askerlik yapamazlar..
Saygılarımla..
***********************************************************************************
..............................................................
Saygıdeğer Hakim Bey..
Saygılarımla ve müsadenizle, size açıklama özgürlüğümü kullanarak bazı
şeyleri bildirmek
İstiyorum.
Umarım bu durumu en kısa zamanda açıklığa kavuşturursunuz..
Şu günlerde askere çağırılacağım.
Yaşım 24.. ve 44 yaşında bir dul bayanla evlendim, kendisinin de bir kızı
var, 25 yaşında.
Babam ise karımın bu bahsetmiş olduğum kızı ile evlendi.
Böylelikle Babam, karımın kızı ile evlendiği için " *damadım*" olmuş oldu.
Bunun üzerine "*üvey kızım*" da "*üvey annem*" olmuş oldu babamla evlendiği
için..
Karımla benim geçen sene bir oğlumuz oldu.
Oğlum tabi ki karımın kızının " *erkek kardeşi*" oldu, aynı zamanda Babamın
da
"*eniştesi*".
Bir de üvey annemin erkek kardeşi olduğu için "*dayı*" oldu.
Anlayacağınız benim oğlum benim "* dayım*" oldu..
Babamın eşi sene sonunda dünyaya bir erkek çocuğu getirdi.
O babamın oğlu olduğu için benim de "*erkek kardeşim*" ve de kızımın oğlu
olduğu için de "*torunum* " oldu.
Yani ben torunumun "*erkek kardeşiyim*".
Ayrıca bir Annenin evladının babası eşi olduğuna göre, bende Eşimin kızının
"*babasıyım*" ve de kızımın erkek çocuğunun "* erkek kardeşiyim*".
Kısacası kendimin "*büyükbabasıyım*"..
Sayın Hakim bey..
Sizden ricam beni Askerlik görevimden azl etmenizdir,
Siz de biliyorsunuz ki kanunlarımızda "* Baba*,* Oğul* ve *Torun*" aynı
zamanda
askerlik yapamazlar..
Saygılarımla..
hangi yana baksam SEN..
Ben sadece seni seviyorum elimde değil, ne yana baksam seni görüyorum elimde değil.. Bir senin gözler beni anlar; elimde değil Görür görmez deliren ihtiyaçlar; elimde değil Düşerken son bir kez yalana; benimsin benim Yalansan yalanı severim elimde değil Aradım seni.. Tanrı gibi her yanımda olduğun halde aradım seni.. Ellerini tutup gözlerinin içine bakmak istedim. Kanımın akışındaki değişikliği bir kez daha anlatmak istedim. Biliyorum çok olmadı ayrılığımız.. Belki bir an bile değil.. Ama özlüyorum işte.. Elimde değil.. Gitme nolur gitme, itirazlar elimde değil Yalnızım, yalnızız, yalnızlıklar elimde değil Düşerken son bir kez yalana benimsin benim Yalansan; yalanı severim elimde değil.. Yaşantılar unutulmaz izlenimler bırakıyorsa eğer, yeniden benzerlerini yaşamak için çaba göstermeye değer.. Bazen bir tek an mutlu eder insanı.. Bazen de saatlerce sürer mutluluklar.. Bir de belleğimizin ömür boyu yaşattıkları var.. Sen dokusu olmuşsun belleğimin.. Sen, atar damarı olmuşsun yüreğimin.. Seni unutmaya, söküp atmaya imkan mı var?.. Bunu benden isteme ne olur, elimde değil.. Yüzü suyu hürmetine bir gel aşkın İçimde bir rüzgar essin Bu gece doldum, bu gece taştım Adımı yüzüme söylersin Sensiz zaman geçmek bilmiyor, geceler sensiz çok soğuk ve ben hep seni düşünüp üşüyorum ne yapsam yerine kimseleri koyamıyorum elimde değil seni çok seviyorum.. Çıkıp gelsen bana uzaklardan neler vermezdim ki yoluna.. Bu gece senle doluyum.. Dokunsalar ağlayacak gibiyim elimde değil.. Gel kollarına bir gel aşkın Içimde bir rüzgar essin Geceme doldun, geceme taştın Güzelsin ah güzelsin Ölüm gelecekse senin kolların da gelsin gözlerine bakarak ölmeyi tercih ederim. Gecelerce özlediğimsin sen benim vazgeçilmezimsin kendi dünyamda, kendi gecem de ne kadar da güzelsin.. Sensiz gülemiyorum her an seni düşünüyorum, elimde değil.. Gözlerinden sızan karanlıklar umrumda değil Ne şimdi ne sonra ne boşluklar umrumda değil Düşerken son bir kez yalana benimsin benim Yalansan yalanı severim elimde değil Gecelerce karanlıklarda kaldım gözlerinden bir ışık görebilmek için, hiçbirşey umrumda değil yeterki benimle ol istedim. Sadece seni sevdim başkasını değil, yalan da olsa herşey, elimde değil.. Dizime başını düşür uyu Saçlarım yüzünde gezsin Geceler uzun geceler boyu Ben yorgun sen güzelsin Şimdi elim yine yüreğim de düşünüyorum, gelir misin gelmez misin diye ama yine akşam oluyor ve sen yine yoksun. Öyleyse hayalin burada.. Dizime başını düşür uyu Korkular içimden aksın gitsin Geceler uzun geceler boyu Ben yorgun sen güzelsin Ben yoruldum sensiz geçen her geceden seni hala seviyorum, Elimde değil, Elimde değil..
12 Eylül 2007 Çarşamba
Ramazan ayı çok şereflidir
Sual: Ramazan ayı yaklaşmaktadır. Bu ayın önemi nedir? CEVAP: Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevab, başka aylarda yapılan farzlara verilen sevab gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin, günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevab verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz. Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin, bütün senesi günah işlemekle geçer.Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur'an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte, iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de, zaten bu demektir. Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama' vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman, affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda, Onun şanına yakışacak kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır. Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai](Ramazan orucunu farz bilip, sevab bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari] (Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi](Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani] (Ramazan ayında, ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevabdır.) [İbni Ebiddünya](Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevabdır.) [Deylemi] (Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, "Ben oruçluyum" deyin!) [Buhari]Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak, büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi) Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.
....................................................................
ABDnin_Ya...pps (335,1 KB)
1-Üç işletmeci ve üç muhendis is icabi trenle bir seyahate cikacaklardir. Tren garinda üç isletmeci uc bilet aldigi halde, muhendisler yalnizca bir tane alirlar.
Isletmeciler bunun sebebini sorduklarindaysa, "Bekleyin ve görün" derler. Trene binerler, bir sure sonra üç muhendis kalkip beraberce tuvalete gider.
Konduktor gelir, üç isletmeciden üç bileti aldiktan sonra tuvaletin kapisini calar,"biletiniz lutfen" der. Muhendislerden biri eliyle bileti disari uzatir.Isletmeciler de bunu gorurler. Artik taktigi kapmislardir. Donus zamani gelmistir, yine gar dalardir. Isletmeciler gidip bir bilet alirlar. Bakarlar muhendisler bu sefer hic bilet almiyor, saskinlikla yine sebebini sorarlar, "Bekleyin ve görün" der yine muhendisler.Yolculuk baslar. Isletmeciler beraberce kalkip tuvalete giderler, ardindan da muhendisler de karsisindaki tuvalete. Konduktorun gelmesine yakin, muhendislerden biri disari cikar, karsidaki tuvaletin kapisini tiklatip "biletiniz lütfen" der. Acilan kapidan bir el bileti uzatir. Bileti alan muhendis diğer tuvalete geri girer............
2) Buyuk bir sirketin ust duzey yoneticilerinden biri bir gun New York uzerinde balonla dolasmaya cikar.
Aksilik bu ya, pusulasini asagiya dusurur ve kaybolur.
Inmek icin uygun bir yer ararken bir gokdelenin tepesinde sigara icen bir adam gorur ve alcalir. - "Pardon. Ben neredeyim acaba?" diye sorar.- "Yerden 500 feet yukseklikte bir balonun icindesin" der adam. Yonetici sinirlenir:- "Sen mühendissin degil mi?" diye sorar.- "Evet." der adam. "Nereden bildin?" - "Çünkü basim belada ve sana bir soru soruyorum. Verdigin cevap 100% dogru fakat hiç bir işime yaramiyor." - "Sen de yoneticisin degil mi?"- "Evet sen nereden bildin?"- "Çünkü yerden 500 feet yukseklikte bir balonun icinde kaybolmussun. Pusulan yok, berbat durumdasin. Fakat bu şimdi benim suçum oldu........."
3) Bir rahip,bir doktor ve bir muhendis golf sahasinin boşalmasini beklemektedirler.Muhendis:"Bu adamlar ne yapiyor boyle, 15 dakikadir bitirmelerini bekliyoruz."Doktor: "Bilmiyorum ama hiç böyle bir saçmalik görmedim." Rahip: "Iste gorevli geliyor, onunla konusalim."Rahip: "Merhaba, Şu anda sahada olan grup ne zaman cikacak, neden bu kadar yavaslar?"Gorevli: "Evet onlar kör itfaiyeciler. Kulubumuzde gecen sene cikan yanginda gozlerini kaybettiler. Bu yuzden istedikleri zaman burada ucretsiz oynamalarina izin verildi. Rahip:"Ne kadar üzücü, bu akşam onlar icin dua edecegim."Doktor: "Cok guzel bir fikir, ben de hastanedeki doktor arkadaslarla konusup onlar icin bir seyler yapabilir miyiz diye bakacagim."Muhendis: "Bu adamlar neden geceleri oynamiyorlar?" *** YASAKLANAN REKLAM EKTE
1-Üç işletmeci ve üç muhendis is icabi trenle bir seyahate cikacaklardir. Tren garinda üç isletmeci uc bilet aldigi halde, muhendisler yalnizca bir tane alirlar.
Isletmeciler bunun sebebini sorduklarindaysa, "Bekleyin ve görün" derler. Trene binerler, bir sure sonra üç muhendis kalkip beraberce tuvalete gider.
Konduktor gelir, üç isletmeciden üç bileti aldiktan sonra tuvaletin kapisini calar,"biletiniz lutfen" der. Muhendislerden biri eliyle bileti disari uzatir.Isletmeciler de bunu gorurler. Artik taktigi kapmislardir. Donus zamani gelmistir, yine gar dalardir. Isletmeciler gidip bir bilet alirlar. Bakarlar muhendisler bu sefer hic bilet almiyor, saskinlikla yine sebebini sorarlar, "Bekleyin ve görün" der yine muhendisler.Yolculuk baslar. Isletmeciler beraberce kalkip tuvalete giderler, ardindan da muhendisler de karsisindaki tuvalete. Konduktorun gelmesine yakin, muhendislerden biri disari cikar, karsidaki tuvaletin kapisini tiklatip "biletiniz lütfen" der. Acilan kapidan bir el bileti uzatir. Bileti alan muhendis diğer tuvalete geri girer............
2) Buyuk bir sirketin ust duzey yoneticilerinden biri bir gun New York uzerinde balonla dolasmaya cikar.
Aksilik bu ya, pusulasini asagiya dusurur ve kaybolur.
Inmek icin uygun bir yer ararken bir gokdelenin tepesinde sigara icen bir adam gorur ve alcalir. - "Pardon. Ben neredeyim acaba?" diye sorar.- "Yerden 500 feet yukseklikte bir balonun icindesin" der adam. Yonetici sinirlenir:- "Sen mühendissin degil mi?" diye sorar.- "Evet." der adam. "Nereden bildin?" - "Çünkü basim belada ve sana bir soru soruyorum. Verdigin cevap 100% dogru fakat hiç bir işime yaramiyor." - "Sen de yoneticisin degil mi?"- "Evet sen nereden bildin?"- "Çünkü yerden 500 feet yukseklikte bir balonun icinde kaybolmussun. Pusulan yok, berbat durumdasin. Fakat bu şimdi benim suçum oldu........."
3) Bir rahip,bir doktor ve bir muhendis golf sahasinin boşalmasini beklemektedirler.Muhendis:"Bu adamlar ne yapiyor boyle, 15 dakikadir bitirmelerini bekliyoruz."Doktor: "Bilmiyorum ama hiç böyle bir saçmalik görmedim." Rahip: "Iste gorevli geliyor, onunla konusalim."Rahip: "Merhaba, Şu anda sahada olan grup ne zaman cikacak, neden bu kadar yavaslar?"Gorevli: "Evet onlar kör itfaiyeciler. Kulubumuzde gecen sene cikan yanginda gozlerini kaybettiler. Bu yuzden istedikleri zaman burada ucretsiz oynamalarina izin verildi. Rahip:"Ne kadar üzücü, bu akşam onlar icin dua edecegim."Doktor: "Cok guzel bir fikir, ben de hastanedeki doktor arkadaslarla konusup onlar icin bir seyler yapabilir miyiz diye bakacagim."Muhendis: "Bu adamlar neden geceleri oynamiyorlar?" *** YASAKLANAN REKLAM EKTE
*********GÜNAYDIN**********
Gecenin karanlığına yaslanıp gözlerine yıldızları ördüğüm zaman diliminden yazıyorum bu pulsuz mektubu. Yüreğimi kelimelere ilmekleyip yine sana yağıyorum yağmurlara gebe kalmış yüreğimle. Bir gece yarısı içten ice kanayan yokluğunu gözlerime gömüp her sabah güneş ile yine sana doğuyorum. Perdelerine eğilip gözlerinin karanlık duvarlarını yıkıyorum kirpiklerimde asılı kalmış gözyaşlarımla. Dağınık saçlarını rüzgarla tarayıp bulutlarla taçlandırılmış dağlarımın son kardelenlerini örüyorum saçlarının ince tellerine.. Seni hasret kelimelerinin dilsiz duvarlarina cizilmis bir figürden öte kelebegin gözyaslariyla yaziyorum. Nedenini soracak olursan gülüm; topraga düsen her gözyasinda ciceklerin dudaklarinda her zaman yasa diye. Biliyorum her canli gibi bir gün vuslat surubunu Azrail'in avuclarindan kana kana icecegiz. Her insan gibi topragi gözlerinden öpüp bulutlarin kanatlarinda bu dünyadan göcecegiz . Lakin unuttugun birsey var sevdigim. Bedenler cürüse de, diller unutsa da satirlara ilmeklenmis gözlerin her zaman yacayacak. Sen benim yürek bahcemde Zümrüd-ü Anka'nın gözyaslariyla beslenen ve gözlerimde nefes bilinen bir yudum ömürsün. Her gün gözlerinde yeniden dogmak icin avuc iclerine bir bebek gibi kivrilip soluklarina gömülüyorum yine. Kirpiklerine yaslanmis rüzgarlarin kanatlarina uzanip gözlerinin huzurunu soluyorum. Yalnizlik anbarindan bir dirhem sevgini dudaklarima degdirip sana geliyorum. Topraga mevzilenmis günese seni anlatip sonsuzluga ciziyorum güllerin gözyaslarinda yikanmis ismini. Seni " sende " yasamaya geliyorum. Sehvet yüklü duygularina kiraci olmaya degil; dizlerinde kütük misali aglamak icin yüregine geliyorum. Ben gözlerine kangren acilari sermeye degil; yüzünün cografyasinda cicek acmis gülüsleri gözlerine ilmeklemeye geliyorum. Yasadigim sehrin tüm isiklarini söndürüp yüreginin aydinliginda karanliklarimi ezmeye geliyorum. Haydi gözyaslarinla sil terli yüregimi, gülüslerinle öp seni kirpiklerinden kiskanan gözlerimi. Nefeslerinden bir yudum sun susuz dudaklarimin kurak topraklarina. Yanina geldigimde, zehir olup dolassan damarlarimda. Durma sevdigim, imkansizligina gömülmektense gülüslerinin kurak topraklari olsun mezarim. Üsüdüm mü topragin altinda, sarilirim avuc iclerine bir cocugun annesinin gögsüne kivrilmasi gibi. Susadim mi, kirpiklerine ugrar kana kana icerim sevgini. Simdi sehrimin tüm isiklarini söndür ve sah damarima sür kör bicaklarini. Varliginin huzurunda sonlansin sen kokan kelimelerim. Bir yudum mutlulugun hazzinda vur beni. Gözlerim, gözlerinden baska yurt bilmesin. Dizlerim, yüregin gölgesinde topraga sarilip son kez gözlerinde gülümsesin Cennetin gölgelerine. Saclarindan örülmüs daragacindaki urganim olsun parmaklarin. Zehir olup dolassin damarlarimda keskin bakislarin. Simdi seni seviyorum diyen dilime kilit son kez vur ve sah damarımdan süzül içeriye. Zehrini sür hücrelerimin dudaklarina. Bal diye kana kana icsin damarlarim ölümün zehrini. Ne olur üzülme hicranim. Ölüm, senin kollarindan gelmeli. Cünkü; sen benim yüregimin satirlarina örülmüs ölümsüzlügümsün.... Günahlarina kefil olmusken, Sah damarlarimdan süzül iceriye. Zehrini bal diye icerim sen bende yasarken. Sehrimin tüm isiklarini söndürüp Acilarini kilitle üzerime. Kurtlanmis sancilari giydirip bedenime, Ölümün ipini gecir gözlerime. Ne olur sus ölüm melegim, Dizlerine egilsin yüregim. Senin ellerinden ölmenin ödülünü Gögsümün sol yanına takayim. Haydi zehir olup dolas damarlarimda. Azrail'in kollarina senin avuclarindan kanatlanayimalıntıdır...
11 Eylül 2007 Salı
İnanılmazzzzzz Düzenbazlıklar !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Anlatacaklarım ofısımde calısan sekreter arkadasımızın basına geldı.yasananolaya ve kurgusuna dıkkat edın.Sekreter arkadasımızın 16 ve 12 yaslarında ıkı adet cocugu var.Cocuklarokuldan donduklerı bır gun bılgısayarla oyun oynuyorlar. Telefoncalıyor. Telefondakı kısı kendısını soyle tanıtıyor."ben sıncan jandarma karakolu'ndan fılanca bascavus. Bugun oglen ıtıbarıyleostım kavsagında bır zıncırleme trafık kazası oldu. Kazaya karısanaraclardan bır tanesının de plakası 06 xx 900, yesıl renk mazda. Aracıkullanan ve olay yerınde vefat eden bayanın annenız olma ıhtımalı var." Ver! Ilen plaka ve arac tanımı annelerının profılıne uydugu ıcınCocuklarfenalasıyor. Olay soyle devam edıyor;"sımdı bayan maktulun uzerınden bır kımlık cıktı, ancak kımlıkParcalandıgı ıcın, elımızdekı bılgılerle dogrulama yapmamız gerekıyor. Annenızın tam adı/soyadı, dogum yerı, dogum tarıhı, kutuk bılgısı, anne adı, babaadı. sonolarak da annenızın kızlık soyadı."Cocuklar tabı o panık anında gereklı tum bılgılerı verıyorlar.Konusmaya arada arkadan baska bır erkek sesı de karısıyor. "komutanım, ambulansgelmısNe yapalım" seklınde sorular. Telefonu kapatmadan once de en son olarak"verdıgınız dogum yerı ve baba adı elımızdekı evraktakıne uymuyor, Olen kısı baska bırısı olabılır, bız sızınle baglantıya gecerız" dıyorlar.Cocuklar hemen annelerını arıyorlar. Anne ıs yerınde, sapasaglam.sekreterarkadas gelıp yasa! Dıgı olayı bana aktarıyor. Ilk aklıma gelen sey"derhal ınternet bankacılıgından yaralandıgınız bankalara haber verın vebılgı almaya calısın, bırısı sızın tum kımlık bılgılerınızı ele gecırmıs,hesaplarınıza ulasmaya calısıyorlar". Kendısı ılk olarak garantıBankası'nın ınternet bankacılıgına gırmeye çalısıyor, "bankanızıArayın mesajı alıyor. Derhal bankayı arıyor. Ilk olarak hesaptakı paradurumu kontrol edılıyor, kayıp yok. Ancak kredı kartları ve ınternetbankacılıgının garantı bankası merkezınce ıptal edıldıgı anlasılıyor. Detaylı gorusmelerden sonra, aynı gun bır bayanın sekreterımıze aıt ınternetsıfresını "degıstırmek" amacıyla destek telefon hattını aradıgı anlasılıyor.Tum kımlık bılgılerıne dogru cevaplar veren "saldırgan", anne kızlık soyadısorularına yanlıs cevap verıyor. Bunun uzerıne olayın bır saldırı oldugunu anlayan opera! Tor telefon numarasını not edıp, gereklı hesap kılıtleme veKredı kartı ıptal ıslemlerını yapıyorYasanan olayda adamların atladıgı sey su. Sekreter arkadasımız ve esı, yıllar once aralarında bır karar alıyorlar. Dıyorlar kı, anne kızlık soyadıOlarak ortak sanal bır ısım belırleyelım, her turlu ısımızde gercegı yerıne onu kullanalım. Evı arayan saldırganlar "gercek" kızlık soyadına ulasmısoluyorlar.Sızlere tavsıyem "anne kızlık soyadı" konusunu sız de benzer bır Yontemle degıstırın. Cok akıllıca.Inanılır gıbı degıl. 12 yasındakı cocugu yasadıgı duygusal travmaNedenıyle tedavı goruyor. Gereklı suc duyuruları yapıldı ve tahkıkat devamedıyor.Insanların acımasızlıgına ınanabılıyor musunuz?
Elveda...derken sana...
Bu sana son yazışım...? diye başlayan bir mektup var şu an karşımda. ?Bu sana son sözüm? dermiş gibi bakan. Simsiyah harflerle kirletilmiş, bembeyaz bir sayfa. Neresinden bakılsa acı, hangi satırından başlansa hüzün, hangi kelimesi okunsa güvensizlik. Oysa ki benim; batan güneşin ardından sarıldığım, tepeden aşağı inerken, çakıl taşlarıyla birlikte yuvarlandığımda düşündüğüm biri var? ?Bu sana son yazışım?? bir ayrılığın ilanı gibi, ölünün üzerine son kürektoprak, gözdeki son damla, son kez el sallamak gibi? Oysa ki benim; Kışın soğuğunda, dalgaların kayaları dövdüğü anlarda, fırtınalarda savrulurken sığındığım biri var? ?Bu sana son yazışım...? düşündüklerinin, hissettiklerinin ve yaşadıklarının benim için zerre kadar önemi yok demek değilse ne bu? Sen istediğini söyle, senin söylediklerinin hiç bir anlamı yok demek değilse ne bu? Oysa ki benim; derinlerde soluksuz kaldığımda ve nefesimin bana ait olmadığını sandığımda, sonsuz gibi görünen karanlığın ortasında, umudumun tükendiği anlarda düşündüğüm biri var? ?Bu sana son yazışım?? diye başlayan ve sana hiç inanmadım, sana hiç güvenmedim diye devam eden satırlar bunlar. Üstelik inanmam ve güvenmem için yaptığın her şey boşa kürek çekmek, yetersiz, yersiz ve saçma çabalardan başka hiçbir şey değil bunlar. Oysa ki benim; burnumda yağmur kokusu varken, bulutlar hızla akıp geçerken, ve çocuklar ağladığında, perdeler uçuştuğunda düşündüğüm biri var? ?Bu sana son yazışım?? ben bunları hak ettmedim? Ama sen herşeye müstehaksın, üzülmelisin, kırılmalısın, parçalanmalısın, yok olup gitmelisin? Senin söylediklerinden daha değerli başkalarının ne dediği, senden daha değerli bakalarının ne düşündüğü demek bu. Oysa ki benim; elimi uzattığımda ve satin her çalışında, yanımdayken özlediğim ve uzaklaşınca her an düşündüğüm biri var? ?Bu sana son yazışım?? Açıkca dilediğini yap, ben istediğim kadar daha yanındayım. Kendimi hazır hissedince girdiğim gibi çıkacağım hayatından demek bu? Oysa ki; Aklımın kıyısında dolaşan ve dilimin ucundayken yanarcasına düşündüğüm, deniz gözlerinde dolaşırken yemyeşil ormanlarda yok olup gittiğim biri var? Tek kişilik dünyamda ölçülü adımlarla yürüyorum. Boswer dim ve ben artık kendi MaSaL ıma dönüyorum. Sana geliyorum. Aylardan Nisan, sabahın erken saatleri ve bahar?
İnternet Cafecileri Çıldırtan Sorular........................
Sabah sabah biraz güldüreyim dedim umarım başarılı olmuşumdur.
Bilgisayarda çalışan öğrencinin elektrik kesildikten 15 dakika sonraki sorusu;-
Elektrik mi kesik?
2- Boş bilgisayar yok mu?- Yok- Hiç mi yok?
3- Word''lü bilgisayar var mı? - Hayır çilekli ve vanilyalı var sadece.
4-Çıkıntı alabilir miyim? (Printerdan çıktı almak için )- Çıktı versek
5- Çıktılar hep siyah beyaz mı oluyor?- Hayır ara sıra yeşil üzerine eflatun ördek desenli de çıkıyor.
6- 14 numaralı bilgisayar çok salak yaaaaa....-Rahmetli babasıda öyleydi,babasına çekmiş
7- Bilgisayar alabilir miyim?- Tabi 1 mi olsun, 1,5 mu?
8- Internet geri geldi mi?-Gitti hala dönmedi,kayıp ilanı verdik,aranıyor
9- İçeriye yiyecekle girme lütfen arkadaşım!..- hemen çıkıcam...- E herhalde çıkacaksın. Yatıya gelmedin di mi?
10- Masa alabilir miyim?- Alışveriş Sitelerinden bulabilirsin
11- Word''un olduğu bir yere oturup yazı yazabilir miyim? - Word''e sor kabul ederse oturursun.
12- Internet hala gidik mi?- Hayır gelik.- Hii?!
13- Bilgisayara disket sokabilir miyiz?- Sebep ?
14- Printer sayfası ne kadar?- 40 bin - 25''di artmış di mi?- Aferin
15- Bir word''lü birde internet''li bilgisayar alabilir miyim?- Ortaya karışık yaptıralım istersen
16- Internet kesik mi?- Kesik- Hepsinde mi kesik? - Hayır.. Sırayla gidiyor..1 kesik 1 bağlı....
17- Bilgisayarda ne yapabilirim?-Valla bilmiyorum senin yeteneğine kalmış
18- İnternete giricem.. ilk defa geliyorum- Heyecanlı mısın?
19-Yazıcı çalışıyor mu? - Hayır bugün izinli..- Nasıl yani???
20- İnternete girmek istiyorum.. Girebilir miyim?- Tabii ama bu kıyafetle giremezsin.. Üstünü değiştirmen lazım
21- Monitörün üzerinde takılı duran kağıt tutacağını gören öğrenci; - Hocam bu dikiz aynası mı?22- Öğrenci bilgisayar kartı almak için numara soruyor;- 3 ve 4 arasında en iyisi hangisi?- Valla 3.5 ve 3.7 en iyileri...
23- Yer var mı?- Var.. Pencere kenarı mı olsun koridor mu? - Hii?.
24-Bu mouse un niye topu yok??(optik mouse)
Bilgisayarda çalışan öğrencinin elektrik kesildikten 15 dakika sonraki sorusu;-
Elektrik mi kesik?
2- Boş bilgisayar yok mu?- Yok- Hiç mi yok?
3- Word''lü bilgisayar var mı? - Hayır çilekli ve vanilyalı var sadece.
4-Çıkıntı alabilir miyim? (Printerdan çıktı almak için )- Çıktı versek
5- Çıktılar hep siyah beyaz mı oluyor?- Hayır ara sıra yeşil üzerine eflatun ördek desenli de çıkıyor.
6- 14 numaralı bilgisayar çok salak yaaaaa....-Rahmetli babasıda öyleydi,babasına çekmiş
7- Bilgisayar alabilir miyim?- Tabi 1 mi olsun, 1,5 mu?
8- Internet geri geldi mi?-Gitti hala dönmedi,kayıp ilanı verdik,aranıyor
9- İçeriye yiyecekle girme lütfen arkadaşım!..- hemen çıkıcam...- E herhalde çıkacaksın. Yatıya gelmedin di mi?
10- Masa alabilir miyim?- Alışveriş Sitelerinden bulabilirsin
11- Word''un olduğu bir yere oturup yazı yazabilir miyim? - Word''e sor kabul ederse oturursun.
12- Internet hala gidik mi?- Hayır gelik.- Hii?!
13- Bilgisayara disket sokabilir miyiz?- Sebep ?
14- Printer sayfası ne kadar?- 40 bin - 25''di artmış di mi?- Aferin
15- Bir word''lü birde internet''li bilgisayar alabilir miyim?- Ortaya karışık yaptıralım istersen
16- Internet kesik mi?- Kesik- Hepsinde mi kesik? - Hayır.. Sırayla gidiyor..1 kesik 1 bağlı....
17- Bilgisayarda ne yapabilirim?-Valla bilmiyorum senin yeteneğine kalmış
18- İnternete giricem.. ilk defa geliyorum- Heyecanlı mısın?
19-Yazıcı çalışıyor mu? - Hayır bugün izinli..- Nasıl yani???
20- İnternete girmek istiyorum.. Girebilir miyim?- Tabii ama bu kıyafetle giremezsin.. Üstünü değiştirmen lazım
21- Monitörün üzerinde takılı duran kağıt tutacağını gören öğrenci; - Hocam bu dikiz aynası mı?22- Öğrenci bilgisayar kartı almak için numara soruyor;- 3 ve 4 arasında en iyisi hangisi?- Valla 3.5 ve 3.7 en iyileri...
23- Yer var mı?- Var.. Pencere kenarı mı olsun koridor mu? - Hii?.
24-Bu mouse un niye topu yok??(optik mouse)
10 Eylül 2007 Pazartesi
.....Hayırlı Haftalar..........
Herkese herkese beğenen beğenmeyen ilgilenen ilgilenmeyen seven sevmeyen herkese hayırlı haftalar....
Herkes de hani böle bir pazartesi sendromu vardır ya işte ondan bende de var:)
ama ama aması var ki ben bu hafta onu yenmekle uğraşıyorum ve sanırım başaracağım kendimi gayet iyi gayet rahat hissediyorum ve bu sendromu yaşayan herkese tavsiye ederim. Kendinizi rahatlatacak şeyleri düşünün mesela her gün gibi bugün de bitecek ve sona erecek bakın öğlen oldu bile değil mi ?:) İşimi seviyorum deyip kendini motive de edebilirsiniz
ya da önerileriniz varsa beklerim uygulamak rahatlatabilir....
Herkes de hani böle bir pazartesi sendromu vardır ya işte ondan bende de var:)
ama ama aması var ki ben bu hafta onu yenmekle uğraşıyorum ve sanırım başaracağım kendimi gayet iyi gayet rahat hissediyorum ve bu sendromu yaşayan herkese tavsiye ederim. Kendinizi rahatlatacak şeyleri düşünün mesela her gün gibi bugün de bitecek ve sona erecek bakın öğlen oldu bile değil mi ?:) İşimi seviyorum deyip kendini motive de edebilirsiniz
ya da önerileriniz varsa beklerim uygulamak rahatlatabilir....
8 Eylül 2007 Cumartesi
*********....................***************
KAVGAYI,
Ağacın yapraklarına yazmak isterim
Sonbahar gelsin yapraklar kurusun diye
ÖFKEYİ,
Bir bulutun üzerine yazmak isterim
Yağmur yağsın bulut yok olsun diye.
NEFRETİ,
Karların üzerine yazmak isterdim,
Güneş açsın karlar erisin diye.
ve DOSTLUĞU ve SEVGİYİ
Yeni doğmuş tüm bebeklerin,
Yüreğine yazmak isterdim,
Onlarla büyüsün,
Dünyayı sarsın diye...
Seni seviyorum
çünkü,Her sabah kalktığımda
Yaşamak için tek neden, sen varsin
Fakat seni sevmek için binlerce nedenim var
Seni seviyorum
çünkü,Bu siyah beyaz dünyada tek renk sensin,
Bir ressamın fırçasından çıkmış gibi.
Ama alelade bir renk değil,
Gökkuşağının her tonunu gölgede bırakan bir renk.
Seni seviyorum
çünkü,Bu soğuk günde içimi ısıtan bir esinti gibisin.
Hafiften esiyorsun,
iliklerime işleyerek.
Sonrada kaybolup gidiyorsun,
Daha nereden geldiğini anlamadan
Seni seviyorum
çünkü,Seni sevmekten başka bir şey gelmiyor içimden.
O kadar doğal ki bu duygu
Ruhumun derinliklerinde,
Sanki doğduğumdan beri var.
Sadece ortaya çıkmak için seni bekliyordu.
Seni seviyorum
çünkü,Sensiz bir yaşamı artık düşünemiyorum
Sensiz bu kuru dünyada yaşamaktansa,
Ölümün soğuk nefesini öpmeyi
Bir daha hiç seni görmemektense
Hayata arkamı dönmeyi tercih ederim.
Seni seviyorum
çünkü,Ne zaman bir aşk şiiri duysam,
Mısralardan sen akıyorsun.
Ne zaman eski bir şarkı gelse kulağıma,
Gitar telleri arasından süzülen notalar,
Seni getiriyor bana.
Seni seviyorum
çünkü,Sen hep benimsin.
Gözümü kapatmam yeterli…
Orada sen benimlesin
Gözümü kapatmam yeterli…
seni görmem için.
Tatlı narin tenini...
Seni seviyorum
çünkü,Belki de ilk defa bir kadının kokusu beni çılgına çeviriyor
İçimden ODYSEUS'a türkü söyleyen deniz kızları da
Onun aynı kokusuyla mı baştan çıktılar acaba diyorum.
Seni seviyorum
çünkü,Gözlerinin içindeki binlerce yıldız,
Gecenin karanlığını delip geçiyor.
Sana bakarken kendimi yıldızlara tepeden bakıyor gibi hissediyorum
Seni seviyorum
çünkü,
Benliğim sana ait.
Sen onu buruşturup çöpe de atsan,
Kalbine yakın bir yere de koysan.
Tanrım!
O kalbine yakın sıcak yerde olmak isterdim...
Seni seviyorum
çünkü,
Sen sensin.
Ama sen beni
Ben olduğum için seviyor musun?
Onu kim bilir.
Seni seviyorum
çünkü,
Seni sevmeyi seviyorum.
Seni koklamayı seviyorum.
Sana dokunmayı seviyorum.
Seni seviyorum
çünkü,Saçların ellerimin arasından kayıp giderken,
Dünyadaki cenneti bulmuş gibiyim.
Bir an elimde tutuyorum o cenneti.
Bir an sonra belki de
Tamamen ellerimden kayıp gitmiş olacak.
Seni seviyorum
çünkü,Ben hiç bir kadın için şiir yazmadım,
Bu hep tuhaf gelmişti.
Ama şimdi
Senin için şiir yazmamak tuhaf geliyor.
Seni seviyorum
çünkü,İçimde bir umut var.
Bu şiiri belki başucuna koparsın.
Kim bilir belki yanına da kırmızı bir gül...
Seni seviyorum
çünkü,Tanrı çiçekleri yaratırken
Seni de onlarla beraber yaratmış
Papatyadan güzel,
Zambaktan asil,
Manolyadan tatlı,
Gülden daha güzel kokulu.
Seni seviyorum
çünkü,
Güzelliğine melekler imreniyorlar.
Dünyada ise,
Ölümlüler arasında
Galiba bir tek benim gibi bir iki şanslı
Onu fark edebiliyor.
Seni seviyorum
çünkü,
Ölene kadar
Yok olana kadar
Seninle olsam,
Bu herhalde bir ceza gibi gelir,
Daha çok senle olmadığım için.
Seni seviyorum
çünkü,
Senin tarafından sevilme fikri bile
Bir insanı hayatı boyunca mutlu edebilecek kadar güzel ve...
Seni seviyorum
çünkü,Seni anlatmak için mısralar yetmiyor.
Düşünüyorum bir gecede bunu yazarken,
Acaba kaç şair seni anlatmak için
Binlerce mısra yazdı.
Seni seviyorum
çünkü,
Senin gülümsemen güneşin doğuşu gibi,
İnsana her şeyi unutturuyor,
Sadece seyredip tadına varma hissi uyandırıyor.
Seni seviyorum
çünkü,
Bu kadar nedenden sonra bile
Seni ne kadar sevdiğimi anlatamadım...
Ağacın yapraklarına yazmak isterim
Sonbahar gelsin yapraklar kurusun diye
ÖFKEYİ,
Bir bulutun üzerine yazmak isterim
Yağmur yağsın bulut yok olsun diye.
NEFRETİ,
Karların üzerine yazmak isterdim,
Güneş açsın karlar erisin diye.
ve DOSTLUĞU ve SEVGİYİ
Yeni doğmuş tüm bebeklerin,
Yüreğine yazmak isterdim,
Onlarla büyüsün,
Dünyayı sarsın diye...
Seni seviyorum
çünkü,Her sabah kalktığımda
Yaşamak için tek neden, sen varsin
Fakat seni sevmek için binlerce nedenim var
Seni seviyorum
çünkü,Bu siyah beyaz dünyada tek renk sensin,
Bir ressamın fırçasından çıkmış gibi.
Ama alelade bir renk değil,
Gökkuşağının her tonunu gölgede bırakan bir renk.
Seni seviyorum
çünkü,Bu soğuk günde içimi ısıtan bir esinti gibisin.
Hafiften esiyorsun,
iliklerime işleyerek.
Sonrada kaybolup gidiyorsun,
Daha nereden geldiğini anlamadan
Seni seviyorum
çünkü,Seni sevmekten başka bir şey gelmiyor içimden.
O kadar doğal ki bu duygu
Ruhumun derinliklerinde,
Sanki doğduğumdan beri var.
Sadece ortaya çıkmak için seni bekliyordu.
Seni seviyorum
çünkü,Sensiz bir yaşamı artık düşünemiyorum
Sensiz bu kuru dünyada yaşamaktansa,
Ölümün soğuk nefesini öpmeyi
Bir daha hiç seni görmemektense
Hayata arkamı dönmeyi tercih ederim.
Seni seviyorum
çünkü,Ne zaman bir aşk şiiri duysam,
Mısralardan sen akıyorsun.
Ne zaman eski bir şarkı gelse kulağıma,
Gitar telleri arasından süzülen notalar,
Seni getiriyor bana.
Seni seviyorum
çünkü,Sen hep benimsin.
Gözümü kapatmam yeterli…
Orada sen benimlesin
Gözümü kapatmam yeterli…
seni görmem için.
Tatlı narin tenini...
Seni seviyorum
çünkü,Belki de ilk defa bir kadının kokusu beni çılgına çeviriyor
İçimden ODYSEUS'a türkü söyleyen deniz kızları da
Onun aynı kokusuyla mı baştan çıktılar acaba diyorum.
Seni seviyorum
çünkü,Gözlerinin içindeki binlerce yıldız,
Gecenin karanlığını delip geçiyor.
Sana bakarken kendimi yıldızlara tepeden bakıyor gibi hissediyorum
Seni seviyorum
çünkü,
Benliğim sana ait.
Sen onu buruşturup çöpe de atsan,
Kalbine yakın bir yere de koysan.
Tanrım!
O kalbine yakın sıcak yerde olmak isterdim...
Seni seviyorum
çünkü,
Sen sensin.
Ama sen beni
Ben olduğum için seviyor musun?
Onu kim bilir.
Seni seviyorum
çünkü,
Seni sevmeyi seviyorum.
Seni koklamayı seviyorum.
Sana dokunmayı seviyorum.
Seni seviyorum
çünkü,Saçların ellerimin arasından kayıp giderken,
Dünyadaki cenneti bulmuş gibiyim.
Bir an elimde tutuyorum o cenneti.
Bir an sonra belki de
Tamamen ellerimden kayıp gitmiş olacak.
Seni seviyorum
çünkü,Ben hiç bir kadın için şiir yazmadım,
Bu hep tuhaf gelmişti.
Ama şimdi
Senin için şiir yazmamak tuhaf geliyor.
Seni seviyorum
çünkü,İçimde bir umut var.
Bu şiiri belki başucuna koparsın.
Kim bilir belki yanına da kırmızı bir gül...
Seni seviyorum
çünkü,Tanrı çiçekleri yaratırken
Seni de onlarla beraber yaratmış
Papatyadan güzel,
Zambaktan asil,
Manolyadan tatlı,
Gülden daha güzel kokulu.
Seni seviyorum
çünkü,
Güzelliğine melekler imreniyorlar.
Dünyada ise,
Ölümlüler arasında
Galiba bir tek benim gibi bir iki şanslı
Onu fark edebiliyor.
Seni seviyorum
çünkü,
Ölene kadar
Yok olana kadar
Seninle olsam,
Bu herhalde bir ceza gibi gelir,
Daha çok senle olmadığım için.
Seni seviyorum
çünkü,
Senin tarafından sevilme fikri bile
Bir insanı hayatı boyunca mutlu edebilecek kadar güzel ve...
Seni seviyorum
çünkü,Seni anlatmak için mısralar yetmiyor.
Düşünüyorum bir gecede bunu yazarken,
Acaba kaç şair seni anlatmak için
Binlerce mısra yazdı.
Seni seviyorum
çünkü,
Senin gülümsemen güneşin doğuşu gibi,
İnsana her şeyi unutturuyor,
Sadece seyredip tadına varma hissi uyandırıyor.
Seni seviyorum
çünkü,
Bu kadar nedenden sonra bile
Seni ne kadar sevdiğimi anlatamadım...
Telefon Rehberinden Kontrol Edilmiş....?
Coşkun Aptal, Emel Yalak, Duran Kalas, Sultan Kaltak ,İsmail Dümbelek Fahrettin Kalkmaz, Mehmet Kaldırır, Cafer Yalar ,Gurban Yalama
Ahmet Ali Emici ,Ayşe Cinsel,Mehmet Taşak,Sultan Kıç,Ali Anüs,Bahriye Kuku
Fevzi Zik,Mahmut Pipi ,Yusuf Kız,Gülten Karı,Zeki Kadın,Cemal Delik,Ramazan Deşik
Münevver Göbek,Münire Meme,Şükriye Memeli,Havva Kalça,Ali Kalktı,Nurcan Geliyor
Ali Geber,Münevver Ölü,Hanim Seviş,Alkın Azgın ,Mümin Abaza,Yunus Gay,Kemal Götürür
ibrahim Ziker,Subay Sokar,Abdullah Oyar,Adem Kayar,H. İbrahim Gömer,Gülfidan Gösterir
Nadir Verir,Duran Tekerlek,Döndü Yuvarlak,Özdemir Damızlık,İzzet Angut, Türkan Romantik,Hafize Kazma,Abdulkadir Anan,Abdulaziz Baban,İsmail Donsuz
Hatice Tüylü,Abdurrahman Kıllı,Aytekin Kıllıbacak,Makbule Kıllıbaldır, Atilla Otuzbiroğulları,Ahmet Yavşar ,Ökkeş Ford,Bayram Amca,Necati Yenge
Meliha Enişte,Zehra Eşekcanbazı,Yusuf Ziya Salakoğlu,Abudulsamet Döver Ramazan Öldürür,İsmail Öldürücü,Gülşen Motor,Hacı Benzin,Menemine Cart
Burhanettin Curt ,Cafer Cırt,Döndü Cort,Fedakar Pat,Şaban Küt,Vesile Aybaşı, Haziment Pet
Ahmet Ali Emici ,Ayşe Cinsel,Mehmet Taşak,Sultan Kıç,Ali Anüs,Bahriye Kuku
Fevzi Zik,Mahmut Pipi ,Yusuf Kız,Gülten Karı,Zeki Kadın,Cemal Delik,Ramazan Deşik
Münevver Göbek,Münire Meme,Şükriye Memeli,Havva Kalça,Ali Kalktı,Nurcan Geliyor
Ali Geber,Münevver Ölü,Hanim Seviş,Alkın Azgın ,Mümin Abaza,Yunus Gay,Kemal Götürür
ibrahim Ziker,Subay Sokar,Abdullah Oyar,Adem Kayar,H. İbrahim Gömer,Gülfidan Gösterir
Nadir Verir,Duran Tekerlek,Döndü Yuvarlak,Özdemir Damızlık,İzzet Angut, Türkan Romantik,Hafize Kazma,Abdulkadir Anan,Abdulaziz Baban,İsmail Donsuz
Hatice Tüylü,Abdurrahman Kıllı,Aytekin Kıllıbacak,Makbule Kıllıbaldır, Atilla Otuzbiroğulları,Ahmet Yavşar ,Ökkeş Ford,Bayram Amca,Necati Yenge
Meliha Enişte,Zehra Eşekcanbazı,Yusuf Ziya Salakoğlu,Abudulsamet Döver Ramazan Öldürür,İsmail Öldürücü,Gülşen Motor,Hacı Benzin,Menemine Cart
Burhanettin Curt ,Cafer Cırt,Döndü Cort,Fedakar Pat,Şaban Küt,Vesile Aybaşı, Haziment Pet
BABASIYMIŞŞŞ....
Adam evlenir ve çalışmak amacıyla gurbet ellere gider. Yıllar sonra evine dönen adam bakar ki evde 3 çocuk bulunmaktadır...
Baba eşine bu çocukların kimden ve nasıl olduğundan kuşkulanarak karısına sorar...
Baba: "Büyük çocuk nasıl oldu?"
Karası: " Hani sen gurbete giderken var ya..."
Baba : Ya şu ortanca çocuk?
Karısı : "Hani sen bir ara izine gelmiştin ya..."
Baba tam kuşkulanmış ama son çocukta emin olacak...
Baba : Peki bu son çocuğa ne diyeceksin bakalım..?
Karısı : "Zaten onun da sana baba dediği mi var, baksana oturmuş yoğurdunu yiyor..."
Baba eşine bu çocukların kimden ve nasıl olduğundan kuşkulanarak karısına sorar...
Baba: "Büyük çocuk nasıl oldu?"
Karası: " Hani sen gurbete giderken var ya..."
Baba : Ya şu ortanca çocuk?
Karısı : "Hani sen bir ara izine gelmiştin ya..."
Baba tam kuşkulanmış ama son çocukta emin olacak...
Baba : Peki bu son çocuğa ne diyeceksin bakalım..?
Karısı : "Zaten onun da sana baba dediği mi var, baksana oturmuş yoğurdunu yiyor..."
***MEVLANA VE SEVGİ***
2007 senesi Mevlana'nın doğumunun 800 yılıdır. Aynı zamanda Unesco tarafından Mevlana Dünya Sevgi ve barış senesi olarak ilan edilmiştir.
Mevlana'nın engin insan sevgisini, hoş görülemeyeni hoş gören anlayışını, af edilemeyeni tekrar tekrar dergahına sevgiye ve aşka davetini ve insanı yaşamı aşkı ve sevgiyi aziz tutuşunu anlamak belki de bir ömrü harcamayı gerektirir.
En zor olanı ise Hazretin insanın özüne olan sevgisini kısacık bir zamanda aktarabilmektir.
Aşk ve sevgi nasıl anlatılabilsin ki. Aşk ve sevgi anlatılamaz olandır. Tanımlanamaz olandır. Yaşanması gerekir. Hissedilmesi gerekir.
Sevgi Şifadır. Sevgi Güçtür. Sevgi değişimin sihridir.
Ve sevgi nedensiz nedendir.
Sevginin bir nedeni yoktur. Gündemi yoktur. Düşünceye duyguya ve maddi şeylere bağımlı değildir.
Evrenin nedeni yoktur. Sadece basitçe vardırlar ve akarlar. Olurlar. Sevgi gibi.
Sevgi dağda açan bir çiçek gibidir. Hiç kimse o çiçeği koklamasa, muhteşem renklerinin farkına varamasa da, ÇİÇEK AÇAR. Sevgi Ruhun Duruşudur.
Mevlana der ki
"Sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, Diken düşünürsen, dikenlik olursun."
Ne düşünürseniz O'sunuz.
Sevgiyi düşündüğünüzde ve tüm ruhunuzda hissettiğinizde sadece seversiniz. Ve sevgi olursunuz.
Doğal olan sevgidir. Sevmektir.
Çünkü sevgi Hayattır. Evrenleri, dünyayı ve bedenlerimizi bir arada tutan güç İlahi Sevgidir.
Sevgi dünyaya bağışlanmış 5. Elementtir. Ateş-Su-Toprak-Hava dan oluşan dünyamızı bir arada tutan çekim gücü sevgidir.
Doğal olmayan İnsanoğlunun sevgiden sapmasıdır.
Binlerce yıldır yeryüzünde süregelen şiddetin, acımasızlığın, sefilliğin, savaşların ve her birimizin kalabalıklar içinde yalnız olmamızın ve bu dünyada artık gidecek bir yer bulamamızın nedeni sevgiden ayrılmamızdır.
Birbirimizi, insan kardeşlerimizi sevmeyi unuttuk. Yaşamın gerçek özünü ve manasını unuttuk.
Mevlana der ki "Sevgiden acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar, altın olur; sevgi yüzünden tortular durulur, arınır; sevgiden dertler şifa bulur; sevgi yüzünden padişah kul kesilir."
İnsanın gerçek bir insanoğlu olabilmesi için bize öğütte bulunur.
Der ki;
Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol
Hoşgörülülükte güneş gibi ol
Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol
Bütün mesele insanoğlunun dürüst olmamamsından kaynaklanır. Çünkü insan kutsal kitaplarda anlatılan nefsinin etkisi altındadır ve uyumaktadır. Nefs insanı hayatı boyu çıkmaz sokakların karanlıklarında dolaştıran, acıyla kederle mücadeleyle düşmanlıkla nefretle kinle beslenen ayıran bölen bir benlikler topluluğudur. İsteklerinin ardı arkası gelmez. Bütün dünyayı verseniz yine de mutlu olmaz.
Bu nedenle nefsi terk etmek, gerçek insan olmaktır. Ve nefis terk edildiğinde Ruh yani Efendi güneş gibi karanlıkların içine doğar. Güneş sevgidir. Sevgi Kendiniz olmaktır. Ne iseniz o olmaktır.
Kendiniz olmanın temel şartı da dürüst olmaktır. Dürüstlük insan olmanın en büyük erdemidir.
Yaşadığımız yüzyılda herkes, her şeyi kendi gözlüklerinin ardından ve kendi egosal dürüstlüğüne göre değerlendirmekte ve dürüstlük kendi çıkarlarımıza ve arzularımızın tatmin edilmesine uygun olarak şekil değiştirmektedir. Ve bin bir kılığa girmekte. Neden, nasıl dürüst olmamız gerektiği ise çoktan unutulmuş durumdadır. Gerçek insan olmak için, İnsanoğlu olmak için dürüst olmalıyız.
Yoksa Mevlana'nın dediği gibi ikiyi Bir edemeyiz. "Nice insanlar gördüm üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm içinde insan yok..."
Dürüst olmak ve "Kendimiz" olmak hem elbisemizin olması hem de içinde gerçek İnsan olan bizim olmamız demektir.
Neden dürüst olmalıyız biliyor musunuz?
Dünya gezegeninde insan onuruna yakışır bir şekilde, insan tadında yaşamak, gerçek bir insan olmak için ve diğer insan kardeşlerimizin yaşamasına da yardımcı olmak için dürüst olmamız gerekiyor.
Ne ekerseniz onu biçersiniz. Tasavvufa göre dünya bir aynalar evrenidir. Siz kendinizde dürüstlüğü ve kendine samimiyeti yaşadıkça ve "oldukça" size diğer insanlardan gelen yansımalarda dürüstlük ve samimiyet olacaktır.
Ayna size, sizden başkasını gösteremez.
Dürüstlük bulaşıcıdır ve güçlü - cesur kişiliği de beraberinde getirir.
Siz dürüst olunca diğerleri de dürüst olmak zorunda kalacaktır.
Ve bu yıldan başlayarak Mevlana'nın engin insan sevgisinin ve bilgeliğinin, İnsanoğluna yol göstermesini diliyorum.
Mevlana yüzyıllar öncesinden "Sevgi ve merhamet insanlığın; hiddet ve şehvet ise hayvanlığın vasıflarındandır" der ve savaşın, çocukların kavgasına benzeterek; hepsini de anlamsız ve saçma olduğunu söyler
Savaş yeryüzüne ve yüreklerimize kederden açıdan ve sefaletten başka bir şey getirmemiştir. İnsanlığın kendini bilmekten, bildikten sonra değişmekten başka çaresi yoktur.
Hatırlaması gereken şey ise İnsanın sevgi olduğu ve sevginin her şeyin çaresi olduğudur.
Senin canının içinde bir can var, o canı ara!
Senin dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!
Hazine sevgidir. Sevgi Ruhtur. Ve ruh barıştır. Ruh huzurdur.
Ve dünyamızın barışa, huzura ve sevgiye ihtiyacı var. Yani her birinizin içindeki sevgiyi açığa çıkarmanıza ihtiyacı var.
Siz sevgi olduğunuzda nihayet İnsan kardeşlerinizle insan tadında huzur içinde bu dünyada yaşayabilirsiniz.
Ve yaşadığınız gezeğenin, gezegen üzerinde var olan her bir canlının, cansızın değerini bilirsiniz. Çünkü siz her şey ile dengedesinizdir. Her şey siz olan bütünün eksiksiz bir parçasıdır.
Mevlana gibi herkesi ve her şeyi kabul edebilecek ve bağışlayabilecek, hoş görecek, Evren kadar geniş bir yüreğe sahip olursunuz.
Hiç bir zaman geç kalmadınız....kaç kere yoldan dönmüşte olsanız, kaç kere döndürülmüşte olsanız, dünyanın bütün günahını taşıyor da olsanız, hayatınızdaki her şeyden kendinizi suçlu hissediyor da olsanız, kendinizin "Yüreğiniz" tarafından kabul edileceğine inanmıyor olsanız da...siz yine de "Kendinize-Yüreğinize" yürüyün. Hiç kimse size inanmasa da siz kendinize inanın.
"gelin, ne olursanız olun yine gelin. İster kafir olun ister Mecusi ister puta tapan olun yine gelin. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değil. Yüz kere tövbenizi bozmuş olsanız da yine gelin.
Hepimizin gönlü hepimize Mevlana kadar açık olsun.
Çünkü hepimiz Mevlana'nın dediği gibi Tanrı'nın sırrının sırrıyız. Ve İlahi güzelliğin aynasıyız.
Mevlana'nın insanı gönül dergahına sevgiye çağırışında ki aşk öyle bir aşktır ki, ham iken pişmeyi ve yanmayı gerektirir.
Sevgiyi aşkı bilmeyen gönül hamdır. Aşk ateştir. Eriyiştir. Erimek, şimdiye kadar bildiğimiz her şeye ölmek demektir. Yeni olmak yenilenmek yeniden doğmak demektir.
Dünyada hiçbir şey yeni değildir. Yeni gibi görünür ama her şey eskidir. Her gün aynı karanlığı acıyı sefaleti yozlaşmayı didişmeyi mücadeleyi yaşamaktan yorgun yüreklerimiz, sıradan günlerin ve olağan duygusuzlukların içinde tükenip biter. Bütün mücadele kendimizi oyalayıştır.
Ve Yeni İnsan, Evrensel İnsan, Aşktan doğacaktır.
Şimdiye kadar sahip olduğu ve bildiği her şeye aşk için ölerek ve aşk içinde eriyerek küllerinden yeniden doğacaktır.
Küllerinden yeniden doğan insanlık medeni ve uygar bir insanlık Medeniyetini de kuracaktır.
Dünya gezegeninde savaşları çıkartan, açlığa sefilliğe neden olan açgözlü insanoğlu medeni değildir.
Medeniyet ve uygarlık; bir takım toplumların gurupların kişilerin zenginliği refahı ve yüksek teknolojisi demek değildir.
Hiçbir insan ve hiçbir ülke, diğer bir insanın ve dünyanın sefalet, korku, açlık, hastalık, savaş baskı altında yaşadığı bir dünyada, onunla aynı mekanı paylaştığı ve yaşadığı sürece; ne medeni sayılır ne de uygar.
Uygarlık; topluluğu oluşturan varlıkların düşüncelerinde, yaşamlarında bir biri ile ilişkilerinde ve ürettikleri değerleri paylaşımlarında ve kullanma amaçlarında, üzerinde yaşadıkları gezegen ve Evrenle bütünleşmelerinde ne kadar bilinçlerinin gelişkin olduğu ile ilgilidir.
Medenileşmek, diğerleriyle, yaşamla, gezegenle, Evrenle ilgili "sorumluluk almak" demektir;
Sorumluluk almak, diğerlerini, Yaşamı- Gezegeni, Evreni de yükseltmek, yüceltmek ve tüm güzellikleri sevgiyle paylaşabilme Bilincidir.
Ne zaman ki insanoğlu dünyaya hükmetmez, dünyanın ve diğerlerinin bir hizmetkarı olur sevinci coşkuyu tamamlanmayı diğerleriyle bütün olmakta ve hizmetin sevincinde bulur ise,
Ne zaman ki insanoğlu dünyayı zalimce tüketmekten ve yok etmekten vazgeçip, yeryüzünde yaptığı bütün pislikleri temizler ve gezegeni yüreğine alabilirse,
Ne zaman ki İnsanoğlu silahını savaş meydanlarından, savaşmanın mantıksızlığını ve yıkıcılığını görerek ve diğerleriyle kucaklaşarak terk eder ve bir daha asla dönmezse,
Ne zaman ki İnsanoğlu geçmiş binyılların acı hesaplarını kapatır, sınırları yüreğinde eritir, yürüdüğü yolların çıkmaz sokaklarından dönebilirse,
Ve Hazret der ki "halkın ayrılığı, aykırılığı addan meydana gelir, manaya ulaşan esenleşir" Halkların ayrılığı manaya ulaşıldığında, insan kendisi olduğunda kaybolur. Çünkü Birlik ve hakikat Güneş gibi bilenlerin görenlerin kalbinde parlamaya başlar.
İşte o zaman, İnsanoğlu medenileşir.
Bundan başka ne şekilde anlatılırsa anlatılsın ne yapılırsa yapılsın boştur. Acı bir düşün içinde oyalanıştır. Ve İnsanlığı oyalayıştır.
İnsanoğlu için bundan sonra;
Bir gün daha hayatta kalmak yetmez, gözlerini sonsuzluğa çevirmesi gerekir.
Bir adımlık nefes kesmez, bin adımlık bir nefes çekmesi gerek
Bir damla su kandırmaz, okyanusun sevginin sularına dalması gerek
Önünü görmek yetmez, başını kaldırıp dimdik, özlemle uzayda kaybolan ufuk çizgisine bakmak gerek.
Dört duvara ve bir avuç toprağa ait olmak da yetmez, kendini hesapsızca bilinmezin kucağına savurması gerek.
Kitaplardan önce kendimizi okumaya çalışalım! Der Mevlana. Kendini okumak, kendini bilmektir. ,
Ve sizler yüreğinizden okumaya başladığınızda; bütün insan kardeşlerinize sevgiyi okursunuz. Sevgi olursunuz.
Ve siz dünyada bir fark yaratırsınız. Daha güzel bir dünyada insan tadında yaşamak için Fikirleriniz eylemleriniz fark yaratır
"Fikir ona derler ki bir yol açsın, yol ona derler k; bir hakikate ulaştırsın."
Ne mutlu gören gözlere bilen kalplere, ne mutlu kendini bilenlere.
Ne kutlu ölmeden önce ölenlere ve gerçek insanoğlu olarak doğanlara.
Ölmeden önce ölebildiğinizde ve gerçeği cümle görünüşte, yüreğinizde bildiğinizde Mevlana 'yıda yüreğinizde bulursunuz. Mevlana'nın sizi çağırdığı yer gönlündeki koşulsuz sevgisidir. Gönlündeki ebedi dergahıdır. Ve gönül dergahlarımızda yalnızca sevgi vardır.
"Gelmez san bir ziyan ilahi aşktan gönlüm, can gitse de korkma başka bir candır ölüm."
"Öldüğüm zaman beni toprakta aramayın. Benim mezarım ariflerin gönüllerindedir." Mevlana
Mevlana'nın engin insan sevgisini, hoş görülemeyeni hoş gören anlayışını, af edilemeyeni tekrar tekrar dergahına sevgiye ve aşka davetini ve insanı yaşamı aşkı ve sevgiyi aziz tutuşunu anlamak belki de bir ömrü harcamayı gerektirir.
En zor olanı ise Hazretin insanın özüne olan sevgisini kısacık bir zamanda aktarabilmektir.
Aşk ve sevgi nasıl anlatılabilsin ki. Aşk ve sevgi anlatılamaz olandır. Tanımlanamaz olandır. Yaşanması gerekir. Hissedilmesi gerekir.
Sevgi Şifadır. Sevgi Güçtür. Sevgi değişimin sihridir.
Ve sevgi nedensiz nedendir.
Sevginin bir nedeni yoktur. Gündemi yoktur. Düşünceye duyguya ve maddi şeylere bağımlı değildir.
Evrenin nedeni yoktur. Sadece basitçe vardırlar ve akarlar. Olurlar. Sevgi gibi.
Sevgi dağda açan bir çiçek gibidir. Hiç kimse o çiçeği koklamasa, muhteşem renklerinin farkına varamasa da, ÇİÇEK AÇAR. Sevgi Ruhun Duruşudur.
Mevlana der ki
"Sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, Diken düşünürsen, dikenlik olursun."
Ne düşünürseniz O'sunuz.
Sevgiyi düşündüğünüzde ve tüm ruhunuzda hissettiğinizde sadece seversiniz. Ve sevgi olursunuz.
Doğal olan sevgidir. Sevmektir.
Çünkü sevgi Hayattır. Evrenleri, dünyayı ve bedenlerimizi bir arada tutan güç İlahi Sevgidir.
Sevgi dünyaya bağışlanmış 5. Elementtir. Ateş-Su-Toprak-Hava dan oluşan dünyamızı bir arada tutan çekim gücü sevgidir.
Doğal olmayan İnsanoğlunun sevgiden sapmasıdır.
Binlerce yıldır yeryüzünde süregelen şiddetin, acımasızlığın, sefilliğin, savaşların ve her birimizin kalabalıklar içinde yalnız olmamızın ve bu dünyada artık gidecek bir yer bulamamızın nedeni sevgiden ayrılmamızdır.
Birbirimizi, insan kardeşlerimizi sevmeyi unuttuk. Yaşamın gerçek özünü ve manasını unuttuk.
Mevlana der ki "Sevgiden acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar, altın olur; sevgi yüzünden tortular durulur, arınır; sevgiden dertler şifa bulur; sevgi yüzünden padişah kul kesilir."
İnsanın gerçek bir insanoğlu olabilmesi için bize öğütte bulunur.
Der ki;
Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol
Hoşgörülülükte güneş gibi ol
Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol
Bütün mesele insanoğlunun dürüst olmamamsından kaynaklanır. Çünkü insan kutsal kitaplarda anlatılan nefsinin etkisi altındadır ve uyumaktadır. Nefs insanı hayatı boyu çıkmaz sokakların karanlıklarında dolaştıran, acıyla kederle mücadeleyle düşmanlıkla nefretle kinle beslenen ayıran bölen bir benlikler topluluğudur. İsteklerinin ardı arkası gelmez. Bütün dünyayı verseniz yine de mutlu olmaz.
Bu nedenle nefsi terk etmek, gerçek insan olmaktır. Ve nefis terk edildiğinde Ruh yani Efendi güneş gibi karanlıkların içine doğar. Güneş sevgidir. Sevgi Kendiniz olmaktır. Ne iseniz o olmaktır.
Kendiniz olmanın temel şartı da dürüst olmaktır. Dürüstlük insan olmanın en büyük erdemidir.
Yaşadığımız yüzyılda herkes, her şeyi kendi gözlüklerinin ardından ve kendi egosal dürüstlüğüne göre değerlendirmekte ve dürüstlük kendi çıkarlarımıza ve arzularımızın tatmin edilmesine uygun olarak şekil değiştirmektedir. Ve bin bir kılığa girmekte. Neden, nasıl dürüst olmamız gerektiği ise çoktan unutulmuş durumdadır. Gerçek insan olmak için, İnsanoğlu olmak için dürüst olmalıyız.
Yoksa Mevlana'nın dediği gibi ikiyi Bir edemeyiz. "Nice insanlar gördüm üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm içinde insan yok..."
Dürüst olmak ve "Kendimiz" olmak hem elbisemizin olması hem de içinde gerçek İnsan olan bizim olmamız demektir.
Neden dürüst olmalıyız biliyor musunuz?
Dünya gezegeninde insan onuruna yakışır bir şekilde, insan tadında yaşamak, gerçek bir insan olmak için ve diğer insan kardeşlerimizin yaşamasına da yardımcı olmak için dürüst olmamız gerekiyor.
Ne ekerseniz onu biçersiniz. Tasavvufa göre dünya bir aynalar evrenidir. Siz kendinizde dürüstlüğü ve kendine samimiyeti yaşadıkça ve "oldukça" size diğer insanlardan gelen yansımalarda dürüstlük ve samimiyet olacaktır.
Ayna size, sizden başkasını gösteremez.
Dürüstlük bulaşıcıdır ve güçlü - cesur kişiliği de beraberinde getirir.
Siz dürüst olunca diğerleri de dürüst olmak zorunda kalacaktır.
Ve bu yıldan başlayarak Mevlana'nın engin insan sevgisinin ve bilgeliğinin, İnsanoğluna yol göstermesini diliyorum.
Mevlana yüzyıllar öncesinden "Sevgi ve merhamet insanlığın; hiddet ve şehvet ise hayvanlığın vasıflarındandır" der ve savaşın, çocukların kavgasına benzeterek; hepsini de anlamsız ve saçma olduğunu söyler
Savaş yeryüzüne ve yüreklerimize kederden açıdan ve sefaletten başka bir şey getirmemiştir. İnsanlığın kendini bilmekten, bildikten sonra değişmekten başka çaresi yoktur.
Hatırlaması gereken şey ise İnsanın sevgi olduğu ve sevginin her şeyin çaresi olduğudur.
Senin canının içinde bir can var, o canı ara!
Senin dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!
Hazine sevgidir. Sevgi Ruhtur. Ve ruh barıştır. Ruh huzurdur.
Ve dünyamızın barışa, huzura ve sevgiye ihtiyacı var. Yani her birinizin içindeki sevgiyi açığa çıkarmanıza ihtiyacı var.
Siz sevgi olduğunuzda nihayet İnsan kardeşlerinizle insan tadında huzur içinde bu dünyada yaşayabilirsiniz.
Ve yaşadığınız gezeğenin, gezegen üzerinde var olan her bir canlının, cansızın değerini bilirsiniz. Çünkü siz her şey ile dengedesinizdir. Her şey siz olan bütünün eksiksiz bir parçasıdır.
Mevlana gibi herkesi ve her şeyi kabul edebilecek ve bağışlayabilecek, hoş görecek, Evren kadar geniş bir yüreğe sahip olursunuz.
Hiç bir zaman geç kalmadınız....kaç kere yoldan dönmüşte olsanız, kaç kere döndürülmüşte olsanız, dünyanın bütün günahını taşıyor da olsanız, hayatınızdaki her şeyden kendinizi suçlu hissediyor da olsanız, kendinizin "Yüreğiniz" tarafından kabul edileceğine inanmıyor olsanız da...siz yine de "Kendinize-Yüreğinize" yürüyün. Hiç kimse size inanmasa da siz kendinize inanın.
"gelin, ne olursanız olun yine gelin. İster kafir olun ister Mecusi ister puta tapan olun yine gelin. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değil. Yüz kere tövbenizi bozmuş olsanız da yine gelin.
Hepimizin gönlü hepimize Mevlana kadar açık olsun.
Çünkü hepimiz Mevlana'nın dediği gibi Tanrı'nın sırrının sırrıyız. Ve İlahi güzelliğin aynasıyız.
Mevlana'nın insanı gönül dergahına sevgiye çağırışında ki aşk öyle bir aşktır ki, ham iken pişmeyi ve yanmayı gerektirir.
Sevgiyi aşkı bilmeyen gönül hamdır. Aşk ateştir. Eriyiştir. Erimek, şimdiye kadar bildiğimiz her şeye ölmek demektir. Yeni olmak yenilenmek yeniden doğmak demektir.
Dünyada hiçbir şey yeni değildir. Yeni gibi görünür ama her şey eskidir. Her gün aynı karanlığı acıyı sefaleti yozlaşmayı didişmeyi mücadeleyi yaşamaktan yorgun yüreklerimiz, sıradan günlerin ve olağan duygusuzlukların içinde tükenip biter. Bütün mücadele kendimizi oyalayıştır.
Ve Yeni İnsan, Evrensel İnsan, Aşktan doğacaktır.
Şimdiye kadar sahip olduğu ve bildiği her şeye aşk için ölerek ve aşk içinde eriyerek küllerinden yeniden doğacaktır.
Küllerinden yeniden doğan insanlık medeni ve uygar bir insanlık Medeniyetini de kuracaktır.
Dünya gezegeninde savaşları çıkartan, açlığa sefilliğe neden olan açgözlü insanoğlu medeni değildir.
Medeniyet ve uygarlık; bir takım toplumların gurupların kişilerin zenginliği refahı ve yüksek teknolojisi demek değildir.
Hiçbir insan ve hiçbir ülke, diğer bir insanın ve dünyanın sefalet, korku, açlık, hastalık, savaş baskı altında yaşadığı bir dünyada, onunla aynı mekanı paylaştığı ve yaşadığı sürece; ne medeni sayılır ne de uygar.
Uygarlık; topluluğu oluşturan varlıkların düşüncelerinde, yaşamlarında bir biri ile ilişkilerinde ve ürettikleri değerleri paylaşımlarında ve kullanma amaçlarında, üzerinde yaşadıkları gezegen ve Evrenle bütünleşmelerinde ne kadar bilinçlerinin gelişkin olduğu ile ilgilidir.
Medenileşmek, diğerleriyle, yaşamla, gezegenle, Evrenle ilgili "sorumluluk almak" demektir;
Sorumluluk almak, diğerlerini, Yaşamı- Gezegeni, Evreni de yükseltmek, yüceltmek ve tüm güzellikleri sevgiyle paylaşabilme Bilincidir.
Ne zaman ki insanoğlu dünyaya hükmetmez, dünyanın ve diğerlerinin bir hizmetkarı olur sevinci coşkuyu tamamlanmayı diğerleriyle bütün olmakta ve hizmetin sevincinde bulur ise,
Ne zaman ki insanoğlu dünyayı zalimce tüketmekten ve yok etmekten vazgeçip, yeryüzünde yaptığı bütün pislikleri temizler ve gezegeni yüreğine alabilirse,
Ne zaman ki İnsanoğlu silahını savaş meydanlarından, savaşmanın mantıksızlığını ve yıkıcılığını görerek ve diğerleriyle kucaklaşarak terk eder ve bir daha asla dönmezse,
Ne zaman ki İnsanoğlu geçmiş binyılların acı hesaplarını kapatır, sınırları yüreğinde eritir, yürüdüğü yolların çıkmaz sokaklarından dönebilirse,
Ve Hazret der ki "halkın ayrılığı, aykırılığı addan meydana gelir, manaya ulaşan esenleşir" Halkların ayrılığı manaya ulaşıldığında, insan kendisi olduğunda kaybolur. Çünkü Birlik ve hakikat Güneş gibi bilenlerin görenlerin kalbinde parlamaya başlar.
İşte o zaman, İnsanoğlu medenileşir.
Bundan başka ne şekilde anlatılırsa anlatılsın ne yapılırsa yapılsın boştur. Acı bir düşün içinde oyalanıştır. Ve İnsanlığı oyalayıştır.
İnsanoğlu için bundan sonra;
Bir gün daha hayatta kalmak yetmez, gözlerini sonsuzluğa çevirmesi gerekir.
Bir adımlık nefes kesmez, bin adımlık bir nefes çekmesi gerek
Bir damla su kandırmaz, okyanusun sevginin sularına dalması gerek
Önünü görmek yetmez, başını kaldırıp dimdik, özlemle uzayda kaybolan ufuk çizgisine bakmak gerek.
Dört duvara ve bir avuç toprağa ait olmak da yetmez, kendini hesapsızca bilinmezin kucağına savurması gerek.
Kitaplardan önce kendimizi okumaya çalışalım! Der Mevlana. Kendini okumak, kendini bilmektir. ,
Ve sizler yüreğinizden okumaya başladığınızda; bütün insan kardeşlerinize sevgiyi okursunuz. Sevgi olursunuz.
Ve siz dünyada bir fark yaratırsınız. Daha güzel bir dünyada insan tadında yaşamak için Fikirleriniz eylemleriniz fark yaratır
"Fikir ona derler ki bir yol açsın, yol ona derler k; bir hakikate ulaştırsın."
Ne mutlu gören gözlere bilen kalplere, ne mutlu kendini bilenlere.
Ne kutlu ölmeden önce ölenlere ve gerçek insanoğlu olarak doğanlara.
Ölmeden önce ölebildiğinizde ve gerçeği cümle görünüşte, yüreğinizde bildiğinizde Mevlana 'yıda yüreğinizde bulursunuz. Mevlana'nın sizi çağırdığı yer gönlündeki koşulsuz sevgisidir. Gönlündeki ebedi dergahıdır. Ve gönül dergahlarımızda yalnızca sevgi vardır.
"Gelmez san bir ziyan ilahi aşktan gönlüm, can gitse de korkma başka bir candır ölüm."
"Öldüğüm zaman beni toprakta aramayın. Benim mezarım ariflerin gönüllerindedir." Mevlana
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)