Aşk benim hiç Senim olmamış
Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi…
---ben----
ilk sevdiğim ve sevildiğim sandığım insan ayrılığın kolay yolunu bulmuştu seb daha çocukdun ya (kolay kaçış) erkekler sevilmek size kolay mı geliyor...?_
yararlı linkler
Bu Blogda Ara
1 Eylül 2007 Cumartesi
PINAR'SIZ SIKICI GELDİ NEYSE...
KEDİLER GİBİ BİRBİRİMİZİ TIRMALAYIP DURDUK
BUGÜN AMA BULOĞDA ÇOK EMEĞİ VAR ONUNKİNİ
Bİ GÖRSENİZ HARİKALAR YARATTI.
VEREYİM Mİ SİZE DURUN VEREYİM
(http://www.pinaraltuntas.blogspot.com/)
Öldür Beni Anne
bu anlatıcaklarımı,aşık olduklarını sanıp,daha gerçek aşkın ne olduğunu bile bilmeyenlerin daha dikkatli okumasını istiyorum,ondan sonra yaşadıkları gerçek aşkmıymış,basit bi hoşlanmamıymış karar versinler.
kalbimin hiç tanımadığı duyguları daha yeni yeni hissetmeye başladığı dönemlerdi,çevremde bir sürü erkek ve kız arkadaşlarım vardı,ama bi gariplik vardı,mutlu değildim sanki aradığım başka birşeydi,her akşam eve gelir odama çekilir ağlardım,noluyordu bana anlayamıyordum,birgün yine arkadaşlarla beraberdim,beraberdim derken nasıl bi beraberlik,onlar bi araya toplanır gülüp eğlenirlerken bense bi kenara çekilip içimdeki fırtınaları dinliyordum her zamanki gibi,artık arkadaşlarımda alışmıştı bu durumuma,yanıma gelip oturduğunu hiç farketmemişim,taki sanki çok derinlerden gelen bi SELAM sesini duyana kadar,selam dedim bende,neden yalnız oturuyosun dedi,bilmiyorum dedim,kimse seni anlamıyor,hatta kendin bile kendini anlamıyorsun değilmi dedi,evet dedim,bende bu yüzden yanına geldim zaten dedi,bende aynı durumdayım,seni arkadaşlarından ayrı derin düşüncelere dalmış görünce işte benim gibi biri daha dedim,
ve ilk defa onun yüzüne baktım,o anda kalbim durdu sanki,donup
kalmıştım,ne zaman ayrıldık eve nasıl geldim bilmiyorum,o gün sürekli onu düşündüm,sanki aradığım şey buydu hissedebiliyordum bunu,
o günden sonra hergün buluşmaya başladık,evleri iki mahalle kadar uzaktaydı,bizim mahallede akrabaları vardı,ilk tanıştığımız gün onlara gelmişler,böylece aylar geçti,artık ailelerimizde biliyordu,ya ben onlara gidiyordum yada o bize geliyordu,yani her günümüzü birlikte geçiriyorduk,
ama ikimizinde anlayamadığı birşeyler vardı,birbirimizi çok seviyorduk,görmeden yapamıyorduk,arkadaşlık değildi bu,çünki diğer arkadaşlarımızıda seviyorduk,bu çok farklı bişeydi,kimseyede soramıyorduk,nasıl soralımki,biz bile bilmiyorduk ne olduğunu,bu çok yoğun duyguların etkisiyle bazen mutluluktan bulutlara kadar çıkıyorduk,bazende o küçücük kalplerimize sığdıramadığımız ve bi türlü anlamadığımız hisler dünyasında sebepsiz yere ağlıyor gözyaşlarımızı birbirimize hediye ediyorduk,,belki size saçma gelicek ama birbirimizi ilk gördüğümüz günü anlatmıştım,ondan sonraki ilk buluşmamızda biraz konuştuktan sonra bi ara gözgöze gelmiştik,ve daha ne olduğunu anlamadan ikimizde sebepsiz yere birden ağlamaya başlamıştık,hemde ne ağlama sanki hiç bitmeyecek gibiydi göz yaşlarımız,işte o günden sonra bir daha biribirimizin yüzüne uzun süre bakamadık,hatta çoğu zaman sırtlarımız birbirimize dönük otururduk,bi gören olsa bize gülerdi heralde,ama elimizde değildiki bakamıyorduk işte,
ama ne olursa olsun çok mutluyduk,artık ne güneşin doğuşunun,ne çiçeklerin kokusunun,nede kuşların aşk şarkılarının farkındaydık,biz birbirimizde kaybolmuştuk,taki bi akşam bizim evin zili uzun uzun çalana kadar,kapıyı annem açtı,gelen onun teyzesinin kızıydı,anneme bişeyler söyledi,annemde hemen babamla bişiyler konuşup,banada sen evden ayrılma biz hemen geliyoruz diyerek aceleyle çıktılar,bende hemen arkalarından çıktım,hava kararmıştı,beni görmesinler diye onları uzaktan takip ettim,biraz gittikten sonra bizim evin biraz ilerisinde bi market vardı,orada bi kalabalık gördüm,oraya gidiyorlardı,biraz daha yaklaşınca babam koşmaya başladı,yerde yatan biri vardı,bende biraz daha yaklaştım,babam yerde yatan kişiyi kucağına almıştı,bikaç adım daha yaklaştım ve kalbime binlerce ok birden saplandı sanki,yerde yatan benim meleğimdi,oda beni gördü,eliyle bana gelme diye işaret yaptı,ve bana bişeyler söylemek için ağzını açtığında,ağzından kan boşaldığını gördüm,yanına gittim,o güzel başını babamın kucağından kendi kucağıma aldım,hafifçe gülümsedi ve bak dedi napmışsın yeni gömleğine,onun kanına bulanmış gömleğimi göstererek,iki hafta önce doğum günümde o almıştı,ve birden başını karanlıkta benim seçemediğim kazanın olduğu bi yere çevirip tüh yaa dedi,ne demek istediğini anlamamıştım,başını tekrar çevirdiğimde ölmüştü,ondan sonrasını hatırlamıyorum,gözümü evde açtım,orada bayılmışım,beni doktora götürmüşler sakinleştirici filan yapmışlar,uzun süre baygın halde yatmışım,
kendime gelir gelmez ağlamaya başladım,kimse müdahale etmedi,doktor ağlarsa müdahale etmeyin demiş,tekrar kendimden geçene kadar ağlamışım,ondan sonraki günlerde gözyaşım hiç dinmedi,aradan iki ay filan geçmişti,birgün anneme onlara gitmek istediğimi söyledim,annem önce kabul etmedi ama yalvarmalarıma dayanamayıp bi şartla kabul etti,gideriz ama orada ağlayıp annesini üzmeyeceğine söz verirsen dedi,bende söz verdim ve gittik,bi süre oturduk ama ben kendimi zor tutuyordum ağlamamak için,bak oğlum dedi annesi,biribirinizi ne kadar çok sevdiğinizi hepimiz biliyoruz,ne kadar üzüldüğünüde biliyorum ama senden bir ricam var dedi,kızım son nefesini senin kucağında vermiş,bana son anlarını anlatmanı istiyorum dedi,şaşırdım,nasıl anlatabilirdimki,anneme baktım boynunu büktü,bende onu üzmeyecek şekilde anlattım,ama bi ara karanlıkta bi yere bakıp tüh yaa dediğini anlamadığımı söyleyince,annesi bana sarılıp öyle bi ağlamaya başladıki,bende zaten zor tutuyordum kendimi,ikimizde uzun süre ağladık,
biraz sakinleştikten sonra,artık bu dünyada yaşamam için hiç bir sebebin kalmadığına karar vermeme sebep olan şeyi anlattı,
ogün annesi evlerinde benim çok sevdiğim bir yemeği yapmış,anne demiş bu yemeği ayhan çok sever,bizim yiyeceğimiz kadarını ver ben ayhanlara gidip onunla beraber yiyeceğim demiş,anneside yalnız göndermemek için yakınlarında oturan teyzesinin kızıyla bize göndermiş,yolda gelirlerken teyzesinin kızı,sen biraz bekle bende marketten içecek birşeyler alayım demiş,kaldırımda beklerken bi araba vurup kaçmış,bize yakın oldukları için teyzesinin kızı hemen bize haber vermeye gelmiş o akşam,ve o karanlığa bakıpta tüh yaa dediği şeyde,bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzüldüğü içinmiş,son anlarını yaşayan birisinin canından daha çok bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzülecek kadar seven bir kalp varmıdır daha şu lanet dünyada,başkasını sevebilirmiyim artık,aşık olabilirmiyim başkasına,tahammül edebilirmiyim artık saçma sapan şeylerin adını aşk koymalarına,bizim yaşadıklarımız bilemesekte gerçek aşktı,bunu şimdi biliyorum, ama o bilmiyor,birgün birbirimize bir söz vermiştik,hangimiz önce ölürsek diğerimizi cennetin kapısında bekleyecekti,şimdi bende bilmeden yaşadığımız o tarif edilmez duygunun gerçek aşk olduğunu,o aşkı sonsuza kadar yaşayacağımız cennetin kapısında beni bekleyen meleğime anlatmak için,gelmesi için hergün yalvarıp dua ettiğim beni ona kavuşturacak kişiyi bekliyorum,AZRAİLİ
O ÖLDÜKTEN SONRA
bu gün hafta sonu,aşkımla buluşacağız,en güzel elbiselerimi giymeliyim,hangi gömleği giysem acaba,yanakları gibi kırmızı olanımı yoksa gözleri gibi kapkara olanımı,yada kazanın olduğu gün kanıyla üzerine çiçekler yaptığı gömleğimi,ne kazası ne kanı yaa nerden çıktı şimdi offf,ben en iyisi son buluşmamızda başını omuzuma koyduğu o kokan gömleği giyeyim,evet evet bu daha iyi,anne ben çıkıyorum,onamı,
tabiki anne yaa,her hafta sonu kiminle buluşurum ben,iyide neden ağlıyosunki,şimdi gidip annesindende izin almalıyım,günaydın müsade ederseniz kızınızla gezicez biraz,tabi oğlum,ona iyi bak olurmu,bak buda ağlıyor,noluyo bunlara anlamıyorum,koşar adımlarla gidiyorum aşkıma,bu yolda ne kadar uzun,her zamanki gibi bekçi amca karşılıyo beni,hoşgeldin oğlum,oda seni bekliyodu,biliyorum,günaydın aşkım ben geldim,bak hala yatıyo,hemde bembeyaz gelinliğiyle,yanaklarına küçük bir öpücük kondurup uyandırıyorum onu,her zamanki gibi toprak kokuyor meleğim,
uzatıyor kollarını yattığı yerden,tutuyorum ellerinden,tüy kadar hafif,ne kadarda güzel meleğim benim,hoşçakal bekçi amca,bak koskoca adamda ağlıyo,iyi eğlenin olurmu diyor kirli sakallarından süzülen yaşları silerek,
onun en sevdiği yerleri geziyoruz elele,allahım onunla olunca o kadar mutluyumki,bi ara yine gözgöze geliyoruz,bakmamalıydık,yine ağlıycaz,ne kadar ağladığımızı akşam ezanını duyunca anlıyorum,işte bu günde bitti,gitmeliyiz,bekçi amca kızar sonra,hoşgeldiniz iyi eğlendinizmi bari,neler yaptınız bakalım,ağladık akşama kadar,her zamanki gibi ha,evet,hadi meleğim sen şimdi yat,ben haftaya yine gelirim,,birgün diyorum,birgün bende bembeyaz damatlıklarımı giyip geleceğim yanına,kapkara gözlerini açarak yalvarırcasına,çabuk gel olurmu diyor,yakında meleğim çok yakında,biliyorum şimdi iyi geceler öpücüğüm olmadan uyuyamaz bi tanem,yanaklarına bi öpücük konduruyorum,yine o toprak kokusu,geldim anne,hoşgeldin oğlum,ÖLDÜR BENİ ANNE BENDE TOPRAK KOKMAK İSTİYORUM.
kalbimin hiç tanımadığı duyguları daha yeni yeni hissetmeye başladığı dönemlerdi,çevremde bir sürü erkek ve kız arkadaşlarım vardı,ama bi gariplik vardı,mutlu değildim sanki aradığım başka birşeydi,her akşam eve gelir odama çekilir ağlardım,noluyordu bana anlayamıyordum,birgün yine arkadaşlarla beraberdim,beraberdim derken nasıl bi beraberlik,onlar bi araya toplanır gülüp eğlenirlerken bense bi kenara çekilip içimdeki fırtınaları dinliyordum her zamanki gibi,artık arkadaşlarımda alışmıştı bu durumuma,yanıma gelip oturduğunu hiç farketmemişim,taki sanki çok derinlerden gelen bi SELAM sesini duyana kadar,selam dedim bende,neden yalnız oturuyosun dedi,bilmiyorum dedim,kimse seni anlamıyor,hatta kendin bile kendini anlamıyorsun değilmi dedi,evet dedim,bende bu yüzden yanına geldim zaten dedi,bende aynı durumdayım,seni arkadaşlarından ayrı derin düşüncelere dalmış görünce işte benim gibi biri daha dedim,
ve ilk defa onun yüzüne baktım,o anda kalbim durdu sanki,donup
kalmıştım,ne zaman ayrıldık eve nasıl geldim bilmiyorum,o gün sürekli onu düşündüm,sanki aradığım şey buydu hissedebiliyordum bunu,
o günden sonra hergün buluşmaya başladık,evleri iki mahalle kadar uzaktaydı,bizim mahallede akrabaları vardı,ilk tanıştığımız gün onlara gelmişler,böylece aylar geçti,artık ailelerimizde biliyordu,ya ben onlara gidiyordum yada o bize geliyordu,yani her günümüzü birlikte geçiriyorduk,
ama ikimizinde anlayamadığı birşeyler vardı,birbirimizi çok seviyorduk,görmeden yapamıyorduk,arkadaşlık değildi bu,çünki diğer arkadaşlarımızıda seviyorduk,bu çok farklı bişeydi,kimseyede soramıyorduk,nasıl soralımki,biz bile bilmiyorduk ne olduğunu,bu çok yoğun duyguların etkisiyle bazen mutluluktan bulutlara kadar çıkıyorduk,bazende o küçücük kalplerimize sığdıramadığımız ve bi türlü anlamadığımız hisler dünyasında sebepsiz yere ağlıyor gözyaşlarımızı birbirimize hediye ediyorduk,,belki size saçma gelicek ama birbirimizi ilk gördüğümüz günü anlatmıştım,ondan sonraki ilk buluşmamızda biraz konuştuktan sonra bi ara gözgöze gelmiştik,ve daha ne olduğunu anlamadan ikimizde sebepsiz yere birden ağlamaya başlamıştık,hemde ne ağlama sanki hiç bitmeyecek gibiydi göz yaşlarımız,işte o günden sonra bir daha biribirimizin yüzüne uzun süre bakamadık,hatta çoğu zaman sırtlarımız birbirimize dönük otururduk,bi gören olsa bize gülerdi heralde,ama elimizde değildiki bakamıyorduk işte,
ama ne olursa olsun çok mutluyduk,artık ne güneşin doğuşunun,ne çiçeklerin kokusunun,nede kuşların aşk şarkılarının farkındaydık,biz birbirimizde kaybolmuştuk,taki bi akşam bizim evin zili uzun uzun çalana kadar,kapıyı annem açtı,gelen onun teyzesinin kızıydı,anneme bişeyler söyledi,annemde hemen babamla bişiyler konuşup,banada sen evden ayrılma biz hemen geliyoruz diyerek aceleyle çıktılar,bende hemen arkalarından çıktım,hava kararmıştı,beni görmesinler diye onları uzaktan takip ettim,biraz gittikten sonra bizim evin biraz ilerisinde bi market vardı,orada bi kalabalık gördüm,oraya gidiyorlardı,biraz daha yaklaşınca babam koşmaya başladı,yerde yatan biri vardı,bende biraz daha yaklaştım,babam yerde yatan kişiyi kucağına almıştı,bikaç adım daha yaklaştım ve kalbime binlerce ok birden saplandı sanki,yerde yatan benim meleğimdi,oda beni gördü,eliyle bana gelme diye işaret yaptı,ve bana bişeyler söylemek için ağzını açtığında,ağzından kan boşaldığını gördüm,yanına gittim,o güzel başını babamın kucağından kendi kucağıma aldım,hafifçe gülümsedi ve bak dedi napmışsın yeni gömleğine,onun kanına bulanmış gömleğimi göstererek,iki hafta önce doğum günümde o almıştı,ve birden başını karanlıkta benim seçemediğim kazanın olduğu bi yere çevirip tüh yaa dedi,ne demek istediğini anlamamıştım,başını tekrar çevirdiğimde ölmüştü,ondan sonrasını hatırlamıyorum,gözümü evde açtım,orada bayılmışım,beni doktora götürmüşler sakinleştirici filan yapmışlar,uzun süre baygın halde yatmışım,
kendime gelir gelmez ağlamaya başladım,kimse müdahale etmedi,doktor ağlarsa müdahale etmeyin demiş,tekrar kendimden geçene kadar ağlamışım,ondan sonraki günlerde gözyaşım hiç dinmedi,aradan iki ay filan geçmişti,birgün anneme onlara gitmek istediğimi söyledim,annem önce kabul etmedi ama yalvarmalarıma dayanamayıp bi şartla kabul etti,gideriz ama orada ağlayıp annesini üzmeyeceğine söz verirsen dedi,bende söz verdim ve gittik,bi süre oturduk ama ben kendimi zor tutuyordum ağlamamak için,bak oğlum dedi annesi,biribirinizi ne kadar çok sevdiğinizi hepimiz biliyoruz,ne kadar üzüldüğünüde biliyorum ama senden bir ricam var dedi,kızım son nefesini senin kucağında vermiş,bana son anlarını anlatmanı istiyorum dedi,şaşırdım,nasıl anlatabilirdimki,anneme baktım boynunu büktü,bende onu üzmeyecek şekilde anlattım,ama bi ara karanlıkta bi yere bakıp tüh yaa dediğini anlamadığımı söyleyince,annesi bana sarılıp öyle bi ağlamaya başladıki,bende zaten zor tutuyordum kendimi,ikimizde uzun süre ağladık,
biraz sakinleştikten sonra,artık bu dünyada yaşamam için hiç bir sebebin kalmadığına karar vermeme sebep olan şeyi anlattı,
ogün annesi evlerinde benim çok sevdiğim bir yemeği yapmış,anne demiş bu yemeği ayhan çok sever,bizim yiyeceğimiz kadarını ver ben ayhanlara gidip onunla beraber yiyeceğim demiş,anneside yalnız göndermemek için yakınlarında oturan teyzesinin kızıyla bize göndermiş,yolda gelirlerken teyzesinin kızı,sen biraz bekle bende marketten içecek birşeyler alayım demiş,kaldırımda beklerken bi araba vurup kaçmış,bize yakın oldukları için teyzesinin kızı hemen bize haber vermeye gelmiş o akşam,ve o karanlığa bakıpta tüh yaa dediği şeyde,bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzüldüğü içinmiş,son anlarını yaşayan birisinin canından daha çok bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzülecek kadar seven bir kalp varmıdır daha şu lanet dünyada,başkasını sevebilirmiyim artık,aşık olabilirmiyim başkasına,tahammül edebilirmiyim artık saçma sapan şeylerin adını aşk koymalarına,bizim yaşadıklarımız bilemesekte gerçek aşktı,bunu şimdi biliyorum, ama o bilmiyor,birgün birbirimize bir söz vermiştik,hangimiz önce ölürsek diğerimizi cennetin kapısında bekleyecekti,şimdi bende bilmeden yaşadığımız o tarif edilmez duygunun gerçek aşk olduğunu,o aşkı sonsuza kadar yaşayacağımız cennetin kapısında beni bekleyen meleğime anlatmak için,gelmesi için hergün yalvarıp dua ettiğim beni ona kavuşturacak kişiyi bekliyorum,AZRAİLİ
O ÖLDÜKTEN SONRA
bu gün hafta sonu,aşkımla buluşacağız,en güzel elbiselerimi giymeliyim,hangi gömleği giysem acaba,yanakları gibi kırmızı olanımı yoksa gözleri gibi kapkara olanımı,yada kazanın olduğu gün kanıyla üzerine çiçekler yaptığı gömleğimi,ne kazası ne kanı yaa nerden çıktı şimdi offf,ben en iyisi son buluşmamızda başını omuzuma koyduğu o kokan gömleği giyeyim,evet evet bu daha iyi,anne ben çıkıyorum,onamı,
tabiki anne yaa,her hafta sonu kiminle buluşurum ben,iyide neden ağlıyosunki,şimdi gidip annesindende izin almalıyım,günaydın müsade ederseniz kızınızla gezicez biraz,tabi oğlum,ona iyi bak olurmu,bak buda ağlıyor,noluyo bunlara anlamıyorum,koşar adımlarla gidiyorum aşkıma,bu yolda ne kadar uzun,her zamanki gibi bekçi amca karşılıyo beni,hoşgeldin oğlum,oda seni bekliyodu,biliyorum,günaydın aşkım ben geldim,bak hala yatıyo,hemde bembeyaz gelinliğiyle,yanaklarına küçük bir öpücük kondurup uyandırıyorum onu,her zamanki gibi toprak kokuyor meleğim,
uzatıyor kollarını yattığı yerden,tutuyorum ellerinden,tüy kadar hafif,ne kadarda güzel meleğim benim,hoşçakal bekçi amca,bak koskoca adamda ağlıyo,iyi eğlenin olurmu diyor kirli sakallarından süzülen yaşları silerek,
onun en sevdiği yerleri geziyoruz elele,allahım onunla olunca o kadar mutluyumki,bi ara yine gözgöze geliyoruz,bakmamalıydık,yine ağlıycaz,ne kadar ağladığımızı akşam ezanını duyunca anlıyorum,işte bu günde bitti,gitmeliyiz,bekçi amca kızar sonra,hoşgeldiniz iyi eğlendinizmi bari,neler yaptınız bakalım,ağladık akşama kadar,her zamanki gibi ha,evet,hadi meleğim sen şimdi yat,ben haftaya yine gelirim,,birgün diyorum,birgün bende bembeyaz damatlıklarımı giyip geleceğim yanına,kapkara gözlerini açarak yalvarırcasına,çabuk gel olurmu diyor,yakında meleğim çok yakında,biliyorum şimdi iyi geceler öpücüğüm olmadan uyuyamaz bi tanem,yanaklarına bi öpücük konduruyorum,yine o toprak kokusu,geldim anne,hoşgeldin oğlum,ÖLDÜR BENİ ANNE BENDE TOPRAK KOKMAK İSTİYORUM.
İncitmeyecek kadar uzak,üşümeyecek kadar da yakın olabilmek...
Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş,büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var.Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış,çözüm aramaya başlamış.Tartışa tartışa,nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına,birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş.Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak,aralarındaki hava tedavülünü önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış. İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler.Ama başka bir problem çıkmış ortaya.Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş.Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu seferde;donmalar meydana gelmiş.Ne var ki, her gece kah uzaklaşa kah yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın,ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.
KISACA ; Bizim de uzun dikenlerimiz var.Bunlar hayata karşı filtrelerimiz. Bazen faydalı,bazen de zararlı.Çoğu zaman,kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza. Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza.Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün. Birbirini incitmeyecek kadar uzak,hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz. Aynen kirpiler gibi...
KISACA ; Bizim de uzun dikenlerimiz var.Bunlar hayata karşı filtrelerimiz. Bazen faydalı,bazen de zararlı.Çoğu zaman,kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza. Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza.Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün. Birbirini incitmeyecek kadar uzak,hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz. Aynen kirpiler gibi...
SANA
Aşk benim hiç Senim olmamış
Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi…
Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi…
31 Ağustos 2007 Cuma
CAN (?)İLE CANAN(?)
SEVİYORLARDI BİRBİRLERİN BELKİ ARKADAŞÇA
FAKAT YILLAR SONRA DÖNÜŞTÜ BU SEVGİ BÜYÜK BİR AŞKA
CANAN SEVİYORDU CAN'ISEVEMEZDİ ÖMRÜ BOYUNCA BİRBAŞKASINI
CAN LİSEYE BAŞLAYINCA KAPTIRDI KENDİNİ YENİ BİR KIZA
YILLAR GEÇTİ ARADAN CANAN BEKLEDİ HİÇ USANMADAN
EVLENECEK ÇAĞA GELİNCE HAYALLER KURARDI ZAMAN ZAMAN
DEDİLER Kİ CAN EVLENECEKMİŞ KIZ İSTEMEYE GİDECEKMİŞ
CANAN SANMIŞ KENDİSİNE SÜSLENİP PÜSLENİP CANI BEKLEMİŞ
SABAHA KADAR OTURMUŞ PENCEREDE GELDİ GELECEKLER DİYE
OYSAQ NE GELEN VAR NE DE GİDEN CANAN ŞAŞIRIP KALMIŞ ÖLECE
O AN ANLAMIŞ KENDİSİ DEĞİL YENİ ŞIMARIK SEVGİLİSİ İMİŞ
NİŞAN BİR AY İÇİNDEYMİŞ BAŞLADI BİR TELEŞ
NİŞAN OLDU BÜYÜK BİR ŞATA FATA İLE CANAN GÖZ YAŞLARINI TUTA TUTA
DURMADAN AĞLAYARAK EVE GİDİYORDU KOŞA KOŞA HIÇKIRIKLARLA DOLU BOŞ ODA
CANAN KADERİNE SİTEM EDİYORDU YALNIZ O DEĞİL GÖKTEKİ MELEKLER BİLE DÖNECEKSE DÖNSÜN ARTIK GERİYE, DUALAR HİÇ FAYDA ETMEDİ CAN GERİYE DÖNMEDİ
TAKIMLAR İÇİNDE CAN BİR HARİKAYDI BAKIŞI CANAN'IN BÜTÜN VÜCUDUNU YAKTI
CANAN HALA UMUTLUYDU ALLAH'TAN BİR MUCİZE BEKLİYORDU ELLERİ SEMEDAN HİÇ İNMİYORDU
BEYAZ GELİNLİĞİ BEN GİYECEĞİM DİYORDU
SAATLER GELDİ GEÇİYORDU OLMUŞ SAAT ÜÇ DAMATLA GELİN GİRDİ İÇERİ
ALKIŞLARALA TÜM SALON İNLEDİ CAN -EVET- DİYEREK İNLETTİ SALONU
DEFTER NİKAH ŞAHİTLERİNE YÖNELDİ YENİ EVLİLER ÇIKTILAR KOŞA KOŞA
BİRAZ DOLAŞTILAR ARABAYLA BİR CANAN KALDI PENCERE KENARINDA
BAKIYORDU BOYNU BÜKÜK ONLARA ODA ÇIKTI SONRA GÜÇLÜKLE DIŞARI
GÖZYAŞLARI SÜZÜLÜYORDU YANAKLARINDAN ÇILGINCA KOŞUYORDU KENDİNİ BİLMEDEN
BİR FREN SESİ DUYULDU ANİDENGÜNEŞ DOĞMADAN BİR SELA SESİ DUYULDU
DEDİLER CANAN ÖLMÜŞ BIRAKMIŞ BİZİ CAN İSE BU DURUMA HİÇ ALDIRMAZ GİBİ
BİRDE ÇOCUKLARI OLDU AYNI CANAN ONA BENZİYORDU; SAÇ,GÖZ BURUN HER YAN
CAN ÇOCUĞA BAKINCA İÇİNDE BİR KIPIRTI BELİRDİ
KAVGALAR GİT GİDE ŞİDDETLENİYORDU SANKİ CAN'IN İKİZİ ÇIKIYORDU
BELKİ ALLAH'IN CAN'A BİR AZABIYDI BU CAN MUM GİBİ ERİYORDU
SONUNDA DAYANAMADI ASTI KENDİNİ BİR AĞACA
CANA BEKLİYORDU CAN'I CENNET KAPISINDA
CENNETTE BULUŞTULAR..........
FAKAT YILLAR SONRA DÖNÜŞTÜ BU SEVGİ BÜYÜK BİR AŞKA
CANAN SEVİYORDU CAN'ISEVEMEZDİ ÖMRÜ BOYUNCA BİRBAŞKASINI
CAN LİSEYE BAŞLAYINCA KAPTIRDI KENDİNİ YENİ BİR KIZA
YILLAR GEÇTİ ARADAN CANAN BEKLEDİ HİÇ USANMADAN
EVLENECEK ÇAĞA GELİNCE HAYALLER KURARDI ZAMAN ZAMAN
DEDİLER Kİ CAN EVLENECEKMİŞ KIZ İSTEMEYE GİDECEKMİŞ
CANAN SANMIŞ KENDİSİNE SÜSLENİP PÜSLENİP CANI BEKLEMİŞ
SABAHA KADAR OTURMUŞ PENCEREDE GELDİ GELECEKLER DİYE
OYSAQ NE GELEN VAR NE DE GİDEN CANAN ŞAŞIRIP KALMIŞ ÖLECE
O AN ANLAMIŞ KENDİSİ DEĞİL YENİ ŞIMARIK SEVGİLİSİ İMİŞ
NİŞAN BİR AY İÇİNDEYMİŞ BAŞLADI BİR TELEŞ
NİŞAN OLDU BÜYÜK BİR ŞATA FATA İLE CANAN GÖZ YAŞLARINI TUTA TUTA
DURMADAN AĞLAYARAK EVE GİDİYORDU KOŞA KOŞA HIÇKIRIKLARLA DOLU BOŞ ODA
CANAN KADERİNE SİTEM EDİYORDU YALNIZ O DEĞİL GÖKTEKİ MELEKLER BİLE DÖNECEKSE DÖNSÜN ARTIK GERİYE, DUALAR HİÇ FAYDA ETMEDİ CAN GERİYE DÖNMEDİ
TAKIMLAR İÇİNDE CAN BİR HARİKAYDI BAKIŞI CANAN'IN BÜTÜN VÜCUDUNU YAKTI
CANAN HALA UMUTLUYDU ALLAH'TAN BİR MUCİZE BEKLİYORDU ELLERİ SEMEDAN HİÇ İNMİYORDU
BEYAZ GELİNLİĞİ BEN GİYECEĞİM DİYORDU
SAATLER GELDİ GEÇİYORDU OLMUŞ SAAT ÜÇ DAMATLA GELİN GİRDİ İÇERİ
ALKIŞLARALA TÜM SALON İNLEDİ CAN -EVET- DİYEREK İNLETTİ SALONU
DEFTER NİKAH ŞAHİTLERİNE YÖNELDİ YENİ EVLİLER ÇIKTILAR KOŞA KOŞA
BİRAZ DOLAŞTILAR ARABAYLA BİR CANAN KALDI PENCERE KENARINDA
BAKIYORDU BOYNU BÜKÜK ONLARA ODA ÇIKTI SONRA GÜÇLÜKLE DIŞARI
GÖZYAŞLARI SÜZÜLÜYORDU YANAKLARINDAN ÇILGINCA KOŞUYORDU KENDİNİ BİLMEDEN
BİR FREN SESİ DUYULDU ANİDENGÜNEŞ DOĞMADAN BİR SELA SESİ DUYULDU
DEDİLER CANAN ÖLMÜŞ BIRAKMIŞ BİZİ CAN İSE BU DURUMA HİÇ ALDIRMAZ GİBİ
BİRDE ÇOCUKLARI OLDU AYNI CANAN ONA BENZİYORDU; SAÇ,GÖZ BURUN HER YAN
CAN ÇOCUĞA BAKINCA İÇİNDE BİR KIPIRTI BELİRDİ
KAVGALAR GİT GİDE ŞİDDETLENİYORDU SANKİ CAN'IN İKİZİ ÇIKIYORDU
BELKİ ALLAH'IN CAN'A BİR AZABIYDI BU CAN MUM GİBİ ERİYORDU
SONUNDA DAYANAMADI ASTI KENDİNİ BİR AĞACA
CANA BEKLİYORDU CAN'I CENNET KAPISINDA
CENNETTE BULUŞTULAR..........
SERT BİR MİZAHİM OLDUĞU SÖLENİR..
BİR GÜNÜN DEĞERİ BİR YILA BEDEL
BİR YILIN DEĞERİ BİR ÖMRE BEDEL
ÖMRÜMÜN DEĞERİ
SANA BEDEL
BİR YILIN DEĞERİ BİR ÖMRE BEDEL
ÖMRÜMÜN DEĞERİ
SANA BEDEL
29 Ağustos 2007 Çarşamba
MÜTHİŞ BİR OLAY
ARILAR,
500 GRAM BAL İÇİN ARILAR, 3 MİLYON 750 BİN DEFA ÇİÇEGE KONUP KALKIYOR.
BİR KG
BAL İÇİN İSE 40 BİN TANE ARI, 6 MİLYON ÇİÇEGİ DOLASIYOR. BAL ARILARI BİR
PETEGİ DOLDURABİLMEK İÇİN 100 MİLYON ÇİÇEGİN NEKTARINI EMİYOR VE 100.000
KM KANAT ÇIRPIYOR.
BU DELİ ÇALISMANIN ARASINDA, DÖNÜP 'DÖNÜP ÖBÜR ARI BENİM KADAR
DOLASIYOR MU?'
DİYE KONTROL GEREGİDE DUYMUYORLAR.
BİRBİRLERİNE TAM BİR GÜVEN İÇİNDE SADECE HEDEFLERİNE ODAKLANMISLAR!...
NEREDEYSE
KÖLESİ OLDUGUMUZ BİLGİSAYAR SANİYEDE 16 MİLYAR ARİTMETİK İSLEM YAPARKEN,
BİLGİSAYARIN DOGADAKİ RAKİBİ BAL ARILARI BU SÜREDE DAHA AZ ENERJİ
HARCAYARAK 10 TRİLYONLUK İSLEM YETENEGİNE SAHİP. DEMEK Kİ BİLGİSAYARDA
HALA BILL GATES'İN KESFEDEMEDİGİ BİR SEYLER VAR..!
BİR KOLONONİN PAZARLANACAK 1 KG BAL ÜRETMESİ VE YASAMINI
SÜRDÜREBİLMESİ İÇİN, 8
KG BAL TÜKETMESİ GEREKİYOR . BU DA KOLONİNİN 6 KEZ DÜNYA ÇEVRESİNİ DÖNMESİ
DEMEK...
ONLAR BU İSİ CANLA BASLA YAPIYOR, VE GENETİK OLARAK NESİLDEN NESİLE
AKTARILMIS
BİR TEMBELLİK ASLA SÖZ KONUSU OLMAMIS! BU ARI CUMHURİYETİNDE CİNLİK YAPMAK
İÇİN 'BİRKAÇ GRAM BAL DA KENDİME SAKLAYAYIM' DİYE PETEGİ HORTUMLAYANADA
SİMDİYE DEK RASTLANMAMIS.
HEPSİ GÜNESİN 'KALK' ZİLİYLE ÇALISMAYA BASLAYIP, GÜNESİN PAYDOS' ZİLİYLE
DİNLENMEYE ÇEKİLİYORLAR.
HİÇBİR ARI, 'KRALİÇE HANIM İSİN KAYMAGINI YİYECEK DİYE BEN GEBERENE KADAR
ÇALISMAM ABİ...'DE DEMEMİS, BİRLİKTEN VE KOVANDAN ÇIKININI ALIP BASKA
YOLLARA DÜSÜP BASKA BİR KOVANDA CUMHURİYET KURMAYI DÜSÜNMEMİS!
KARSI KOVANDAKİLERİ KISKANIP O PETEGE DADANMAMIS! ARI, VÜCUT
AGIRLIGININ 330
KATI YÜK ÇEKİYORMUS.
HER BİR PETEK GÖZÜNÜN ALTIGEN PRİZMA SEKLİNDE İNSA EDİLMESİ ESAS PETEGİN
DİRENCİNİ SAGLIYORMUS. BU NEDENLE KİLOLARCA BALI RAHATLIKLA TASIYABİLİYOR.
'GERÇEKTEN DE EN AZ BALMUMU HARCAYARAK, MAKSİMUM ÖLÇÜDE BAL DEPOLAMAK
İÇİN EN
UYGUN SEKİL, ARILARIN İNSA ETTİGİ ALTIGEN PRİZMADIR' DİYE ONAYLIYOR
FİZİKÇİLER.
HADİ BAKALIM ARILADAN ÖZÜRDİLEYELİM, ONLARA 'HAYVAN' DEDİGİMİZ İÇİN. ELİN
HAYVANI DÜZEN TUTTURMUS, MİLYON YILDIR HAYATINA FESAT SOKMADAN SÜRDÜRÜYOR
SORUMLULUGU İÇİNDE SAKLI!
ARILARIN 'AYIKLA PİRİNCİN TASINI' DİYE BİR SÖZLERİ YOK. BASKA ARILARIN
YAPTIKLARINI, ONLAR HAYATLARINI KISITLAYARAK TEMİZLEMEK ZORUNDA DEGİLLER!..
SİZ HİÇ ARIYI SOKAN BİR ARI BİLİYOR MUSUNUZ? ???????
500 GRAM BAL İÇİN ARILAR, 3 MİLYON 750 BİN DEFA ÇİÇEGE KONUP KALKIYOR.
BİR KG
BAL İÇİN İSE 40 BİN TANE ARI, 6 MİLYON ÇİÇEGİ DOLASIYOR. BAL ARILARI BİR
PETEGİ DOLDURABİLMEK İÇİN 100 MİLYON ÇİÇEGİN NEKTARINI EMİYOR VE 100.000
KM KANAT ÇIRPIYOR.
BU DELİ ÇALISMANIN ARASINDA, DÖNÜP 'DÖNÜP ÖBÜR ARI BENİM KADAR
DOLASIYOR MU?'
DİYE KONTROL GEREGİDE DUYMUYORLAR.
BİRBİRLERİNE TAM BİR GÜVEN İÇİNDE SADECE HEDEFLERİNE ODAKLANMISLAR!...
NEREDEYSE
KÖLESİ OLDUGUMUZ BİLGİSAYAR SANİYEDE 16 MİLYAR ARİTMETİK İSLEM YAPARKEN,
BİLGİSAYARIN DOGADAKİ RAKİBİ BAL ARILARI BU SÜREDE DAHA AZ ENERJİ
HARCAYARAK 10 TRİLYONLUK İSLEM YETENEGİNE SAHİP. DEMEK Kİ BİLGİSAYARDA
HALA BILL GATES'İN KESFEDEMEDİGİ BİR SEYLER VAR..!
BİR KOLONONİN PAZARLANACAK 1 KG BAL ÜRETMESİ VE YASAMINI
SÜRDÜREBİLMESİ İÇİN, 8
KG BAL TÜKETMESİ GEREKİYOR . BU DA KOLONİNİN 6 KEZ DÜNYA ÇEVRESİNİ DÖNMESİ
DEMEK...
ONLAR BU İSİ CANLA BASLA YAPIYOR, VE GENETİK OLARAK NESİLDEN NESİLE
AKTARILMIS
BİR TEMBELLİK ASLA SÖZ KONUSU OLMAMIS! BU ARI CUMHURİYETİNDE CİNLİK YAPMAK
İÇİN 'BİRKAÇ GRAM BAL DA KENDİME SAKLAYAYIM' DİYE PETEGİ HORTUMLAYANADA
SİMDİYE DEK RASTLANMAMIS.
HEPSİ GÜNESİN 'KALK' ZİLİYLE ÇALISMAYA BASLAYIP, GÜNESİN PAYDOS' ZİLİYLE
DİNLENMEYE ÇEKİLİYORLAR.
HİÇBİR ARI, 'KRALİÇE HANIM İSİN KAYMAGINI YİYECEK DİYE BEN GEBERENE KADAR
ÇALISMAM ABİ...'DE DEMEMİS, BİRLİKTEN VE KOVANDAN ÇIKININI ALIP BASKA
YOLLARA DÜSÜP BASKA BİR KOVANDA CUMHURİYET KURMAYI DÜSÜNMEMİS!
KARSI KOVANDAKİLERİ KISKANIP O PETEGE DADANMAMIS! ARI, VÜCUT
AGIRLIGININ 330
KATI YÜK ÇEKİYORMUS.
HER BİR PETEK GÖZÜNÜN ALTIGEN PRİZMA SEKLİNDE İNSA EDİLMESİ ESAS PETEGİN
DİRENCİNİ SAGLIYORMUS. BU NEDENLE KİLOLARCA BALI RAHATLIKLA TASIYABİLİYOR.
'GERÇEKTEN DE EN AZ BALMUMU HARCAYARAK, MAKSİMUM ÖLÇÜDE BAL DEPOLAMAK
İÇİN EN
UYGUN SEKİL, ARILARIN İNSA ETTİGİ ALTIGEN PRİZMADIR' DİYE ONAYLIYOR
FİZİKÇİLER.
HADİ BAKALIM ARILADAN ÖZÜRDİLEYELİM, ONLARA 'HAYVAN' DEDİGİMİZ İÇİN. ELİN
HAYVANI DÜZEN TUTTURMUS, MİLYON YILDIR HAYATINA FESAT SOKMADAN SÜRDÜRÜYOR
SORUMLULUGU İÇİNDE SAKLI!
ARILARIN 'AYIKLA PİRİNCİN TASINI' DİYE BİR SÖZLERİ YOK. BASKA ARILARIN
YAPTIKLARINI, ONLAR HAYATLARINI KISITLAYARAK TEMİZLEMEK ZORUNDA DEGİLLER!..
SİZ HİÇ ARIYI SOKAN BİR ARI BİLİYOR MUSUNUZ? ???????
SEVENE
Gecelerimin depremlerinde yıkıldım sana hep...
Her acı daha da acıydı ötekinden...
Zifiri bir enkaz parçasıydım her artçı gözyaşımda...
Yenik bir düşmüşüm meğer sebepsiz uykularımda...
Yenik düşmüşüm sana...
Şimdi anlıyorum...
Anlaşılması gereken her bir dokunuşu...
Önceden...
Kendime dokunuyorum...
Üşümüş bir soğuk algınlığı..
Tat vermiyor senin gibi..
Varlığını bilmek..
Yokluğunu anlamlandırıyor..
Sen yokken..
Varlığın bana yetiyor...
Her acı daha da acıydı ötekinden...
Zifiri bir enkaz parçasıydım her artçı gözyaşımda...
Yenik bir düşmüşüm meğer sebepsiz uykularımda...
Yenik düşmüşüm sana...
Şimdi anlıyorum...
Anlaşılması gereken her bir dokunuşu...
Önceden...
Kendime dokunuyorum...
Üşümüş bir soğuk algınlığı..
Tat vermiyor senin gibi..
Varlığını bilmek..
Yokluğunu anlamlandırıyor..
Sen yokken..
Varlığın bana yetiyor...
AŞKA B-A-K
Eski zamanlarda civarın kralının kızı ile bir balıkçı birbirlerine aşık olmuş.Ancak, kral kızı balıkçıya varamaz...Hal böyle olunca,kız ile delikanlı gizli gizli buluşuyorlar tabii...Kral baba bunu zaman içerisinde öğreniyor ve bir gece takip ettiriyor kızını...
Diyorlar ki; balıkçı denizden geliyor, kız kumsalda onu bekliyor, bulunduğu yeri ışıkla işaret ediyor delikanlıya...
Ve kral kızı ile delikanlı, gün ağarana kadar aşk oyunları Yapıyorlar birbirlerine...
Kral bir gece askerlerine kızını yakalamalarını ve kumsalda Işıkla balıkçıya işaret göndermelerini buyuruyor. Delikanlı ışığı görünce atlıyor kayığına ve kürek çekiyor bir manga askerin üzerine doğru...Kız askerlerin elinden kurtuluyor ve koşmaya başlıyor sevdiğini kurtarabilmek için ama koyun taaa öbür ucuna yetişmesi imkansız...
Ama sevda bu; kural falan dinlemez, atıyor kendini sulara...İşte o anda bir mucize gerçekleşiyor!
Kızın adım attığı her yer kumsala dönüşürken peşinden koşan askerler bastıkça denize gömülüyor onca ağırlıkla...Kız kayığa kadar koşabiliyor...
Ancak bir okçu tam o anda delikanlıyı hedefleyip salıyor okunu...
Heyhat!
Kız ile delikanlı birbirlerine sarılmışlardır bile ve ok gelip Kızla buluşuyor...
Derler ki; o kumlar, kızın kanı denize karışınca kırmızıya boyanmış...
Delikanlı ise aldığı gibi gidiyor kızı, sonrasını ne gören var ne duyan!...
Marmaris'e karayolu ile 1.5 saat uzaklıkta...) Şimdi sıra resimde!
Diyorlar ki; balıkçı denizden geliyor, kız kumsalda onu bekliyor, bulunduğu yeri ışıkla işaret ediyor delikanlıya...
Ve kral kızı ile delikanlı, gün ağarana kadar aşk oyunları Yapıyorlar birbirlerine...
Kral bir gece askerlerine kızını yakalamalarını ve kumsalda Işıkla balıkçıya işaret göndermelerini buyuruyor. Delikanlı ışığı görünce atlıyor kayığına ve kürek çekiyor bir manga askerin üzerine doğru...Kız askerlerin elinden kurtuluyor ve koşmaya başlıyor sevdiğini kurtarabilmek için ama koyun taaa öbür ucuna yetişmesi imkansız...
Ama sevda bu; kural falan dinlemez, atıyor kendini sulara...İşte o anda bir mucize gerçekleşiyor!
Kızın adım attığı her yer kumsala dönüşürken peşinden koşan askerler bastıkça denize gömülüyor onca ağırlıkla...Kız kayığa kadar koşabiliyor...
Ancak bir okçu tam o anda delikanlıyı hedefleyip salıyor okunu...
Heyhat!
Kız ile delikanlı birbirlerine sarılmışlardır bile ve ok gelip Kızla buluşuyor...
Derler ki; o kumlar, kızın kanı denize karışınca kırmızıya boyanmış...
Delikanlı ise aldığı gibi gidiyor kızı, sonrasını ne gören var ne duyan!...
Marmaris'e karayolu ile 1.5 saat uzaklıkta...) Şimdi sıra resimde!
Öğrenci Sözlüğü
Atmak : Ders anlatmak
Asmak : Sözlü günü yapılan gezi
Cesur : Kopya çeken kimse
Çöp Kutusu : Basket potası
Dalga Geçme : Ders dinleme
Disiplin : Öğretmenin kozu
Esnemek : Ders esnasında ortaya çıkan bulaşıcı hastalık
Felç : Karnenin alınmasıyla baş gösteren hastalık
Gardiyan : Nöbetçi öğretmen
Hastalık : Mazeret
Hayır Sever : Kopya veren
Okul : Hapishane
İnekleme : Çok ders çalışma
Karne : Loto Kuponu
Şaşkın : Yeni öğrenci
Tebeşir : Cephane
Komedi : Yazılıların açıklanması
Veli : Ara karneden bile haberi olmayan gariban
Çıkış Zili : Can kurtaran
Sözlü : Ecel teri,mizan terazisi
Not Defteri : Loto kağıdı
Öğrenci : Hilkat garibesi,zavallı
Öğretmen : Ahiret sualcisi
Sınıf : Muhabbethane
Ödev : Angarya
Sınıf Geçmek : Tahayyül
Sınıfta Kalmak : Küme düşmek
Teneffüs : Kudurma saati
Giriş Zili : Cenaze marşı
Masal : Anlatılan ders
Enflasyon : Notların öğretmen tarafından düşürülmesi
Devalüasyon : Öğretmenlerin kolay sorarak başarı oranını yükseltmeleri
Vaka-ı Vakvak : İyi bekleyip düşük alan öğrencilerin sözleri
İstenmeyen Gün : Pazartesi
İstenen Gün : Cuma
En İyi Haber : Hoca Yok, ders boş, vallaha…
NASI YORUMLARINIZI BEKLİYORUM...
Asmak : Sözlü günü yapılan gezi
Cesur : Kopya çeken kimse
Çöp Kutusu : Basket potası
Dalga Geçme : Ders dinleme
Disiplin : Öğretmenin kozu
Esnemek : Ders esnasında ortaya çıkan bulaşıcı hastalık
Felç : Karnenin alınmasıyla baş gösteren hastalık
Gardiyan : Nöbetçi öğretmen
Hastalık : Mazeret
Hayır Sever : Kopya veren
Okul : Hapishane
İnekleme : Çok ders çalışma
Karne : Loto Kuponu
Şaşkın : Yeni öğrenci
Tebeşir : Cephane
Komedi : Yazılıların açıklanması
Veli : Ara karneden bile haberi olmayan gariban
Çıkış Zili : Can kurtaran
Sözlü : Ecel teri,mizan terazisi
Not Defteri : Loto kağıdı
Öğrenci : Hilkat garibesi,zavallı
Öğretmen : Ahiret sualcisi
Sınıf : Muhabbethane
Ödev : Angarya
Sınıf Geçmek : Tahayyül
Sınıfta Kalmak : Küme düşmek
Teneffüs : Kudurma saati
Giriş Zili : Cenaze marşı
Masal : Anlatılan ders
Enflasyon : Notların öğretmen tarafından düşürülmesi
Devalüasyon : Öğretmenlerin kolay sorarak başarı oranını yükseltmeleri
Vaka-ı Vakvak : İyi bekleyip düşük alan öğrencilerin sözleri
İstenmeyen Gün : Pazartesi
İstenen Gün : Cuma
En İyi Haber : Hoca Yok, ders boş, vallaha…
NASI YORUMLARINIZI BEKLİYORUM...
.....
SANA YAPILMASINI İSTEMEDİĞİNİ ASLA VE ASLA BAŞKASINA YAPMA...
KARAR VERMEN GEREKEN ZAMAN SANA VERİLEN SÜREYİ NASIL KULLANACAĞINDIR...
KARAR VERMEN GEREKEN ZAMAN SANA VERİLEN SÜREYİ NASIL KULLANACAĞINDIR...
Hayata Dair
HAYATA DAİR NE VARSA ÖNCE İÇİMİZDE BAŞLAR SONRA PAYLAŞIRIZ... İSTENİRSE TABİ TIPKI İSTEMLİ ÇALIŞTIRDIMIZI KASLARIMIZ GİBİ...
BİZ YÖNETİRİZ ., YÖNETİCİ BİZİZ...!
BİZ YÖNETİRİZ ., YÖNETİCİ BİZİZ...!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)