---ben----

---ben----
ilk sevdiğim ve sevildiğim sandığım insan ayrılığın kolay yolunu bulmuştu seb daha çocukdun ya (kolay kaçış) erkekler sevilmek size kolay mı geliyor...?_

Bu Blogda Ara

8 Eylül 2007 Cumartesi

O Bir Yazar...


Blog yazarını hepiniz tanıyor olmalısınız....
O bir yazı aşığı (ayrıca monitör aşığı:))

*********....................***************

KAVGAYI,
Ağacın yapraklarına yazmak isterim
Sonbahar gelsin yapraklar kurusun diye
ÖFKEYİ,
Bir bulutun üzerine yazmak isterim
Yağmur yağsın bulut yok olsun diye.
NEFRETİ,
Karların üzerine yazmak isterdim,
Güneş açsın karlar erisin diye.
ve DOSTLUĞU ve SEVGİYİ
Yeni doğmuş tüm bebeklerin,
Yüreğine yazmak isterdim,
Onlarla büyüsün,
Dünyayı sarsın diye...
Seni seviyorum
çünkü,Her sabah kalktığımda
Yaşamak için tek neden, sen varsin
Fakat seni sevmek için binlerce nedenim var
Seni seviyorum
çünkü,Bu siyah beyaz dünyada tek renk sensin,
Bir ressamın fırçasından çıkmış gibi.
Ama alelade bir renk değil,
Gökkuşağının her tonunu gölgede bırakan bir renk.
Seni seviyorum
çünkü,Bu soğuk günde içimi ısıtan bir esinti gibisin.
Hafiften esiyorsun,
iliklerime işleyerek.
Sonrada kaybolup gidiyorsun,
Daha nereden geldiğini anlamadan
Seni seviyorum
çünkü,Seni sevmekten başka bir şey gelmiyor içimden.
O kadar doğal ki bu duygu
Ruhumun derinliklerinde,
Sanki doğduğumdan beri var.
Sadece ortaya çıkmak için seni bekliyordu.
Seni seviyorum
çünkü,Sensiz bir yaşamı artık düşünemiyorum
Sensiz bu kuru dünyada yaşamaktansa,
Ölümün soğuk nefesini öpmeyi
Bir daha hiç seni görmemektense
Hayata arkamı dönmeyi tercih ederim.
Seni seviyorum
çünkü,Ne zaman bir aşk şiiri duysam,
Mısralardan sen akıyorsun.
Ne zaman eski bir şarkı gelse kulağıma,
Gitar telleri arasından süzülen notalar,
Seni getiriyor bana.
Seni seviyorum
çünkü,Sen hep benimsin.
Gözümü kapatmam yeterli…
Orada sen benimlesin
Gözümü kapatmam yeterli…
seni görmem için.
Tatlı narin tenini...
Seni seviyorum
çünkü,Belki de ilk defa bir kadının kokusu beni çılgına çeviriyor
İçimden ODYSEUS'a türkü söyleyen deniz kızları da
Onun aynı kokusuyla mı baştan çıktılar acaba diyorum.
Seni seviyorum
çünkü,Gözlerinin içindeki binlerce yıldız,
Gecenin karanlığını delip geçiyor.
Sana bakarken kendimi yıldızlara tepeden bakıyor gibi hissediyorum
Seni seviyorum
çünkü,
Benliğim sana ait.
Sen onu buruşturup çöpe de atsan,
Kalbine yakın bir yere de koysan.
Tanrım!
O kalbine yakın sıcak yerde olmak isterdim...
Seni seviyorum
çünkü,
Sen sensin.
Ama sen beni
Ben olduğum için seviyor musun?
Onu kim bilir.
Seni seviyorum
çünkü,
Seni sevmeyi seviyorum.
Seni koklamayı seviyorum.
Sana dokunmayı seviyorum.
Seni seviyorum
çünkü,Saçların ellerimin arasından kayıp giderken,
Dünyadaki cenneti bulmuş gibiyim.
Bir an elimde tutuyorum o cenneti.
Bir an sonra belki de
Tamamen ellerimden kayıp gitmiş olacak.
Seni seviyorum
çünkü,Ben hiç bir kadın için şiir yazmadım,
Bu hep tuhaf gelmişti.
Ama şimdi
Senin için şiir yazmamak tuhaf geliyor.
Seni seviyorum
çünkü,İçimde bir umut var.
Bu şiiri belki başucuna koparsın.
Kim bilir belki yanına da kırmızı bir gül...
Seni seviyorum
çünkü,Tanrı çiçekleri yaratırken
Seni de onlarla beraber yaratmış
Papatyadan güzel,
Zambaktan asil,
Manolyadan tatlı,
Gülden daha güzel kokulu.
Seni seviyorum
çünkü,
Güzelliğine melekler imreniyorlar.
Dünyada ise,
Ölümlüler arasında
Galiba bir tek benim gibi bir iki şanslı
Onu fark edebiliyor.
Seni seviyorum
çünkü,
Ölene kadar
Yok olana kadar
Seninle olsam,
Bu herhalde bir ceza gibi gelir,
Daha çok senle olmadığım için.
Seni seviyorum
çünkü,
Senin tarafından sevilme fikri bile
Bir insanı hayatı boyunca mutlu edebilecek kadar güzel ve...
Seni seviyorum
çünkü,Seni anlatmak için mısralar yetmiyor.
Düşünüyorum bir gecede bunu yazarken,
Acaba kaç şair seni anlatmak için
Binlerce mısra yazdı.
Seni seviyorum
çünkü,
Senin gülümsemen güneşin doğuşu gibi,
İnsana her şeyi unutturuyor,
Sadece seyredip tadına varma hissi uyandırıyor.
Seni seviyorum
çünkü,
Bu kadar nedenden sonra bile
Seni ne kadar sevdiğimi anlatamadım...

Telefon Rehberinden Kontrol Edilmiş....?

Coşkun Aptal, Emel Yalak, Duran Kalas, Sultan Kaltak ,İsmail Dümbelek Fahrettin Kalkmaz, Mehmet Kaldırır, Cafer Yalar ,Gurban Yalama
Ahmet Ali Emici ,Ayşe Cinsel,Mehmet Taşak,Sultan Kıç,Ali Anüs,Bahriye Kuku
Fevzi Zik,Mahmut Pipi ,Yusuf Kız,Gülten Karı,Zeki Kadın,Cemal Delik,Ramazan Deşik
Münevver Göbek,Münire Meme,Şükriye Memeli,Havva Kalça,Ali Kalktı,Nurcan Geliyor
Ali Geber,Münevver Ölü,Hanim Seviş,Alkın Azgın ,Mümin Abaza,Yunus Gay,Kemal Götürür
ibrahim Ziker,Subay Sokar,Abdullah Oyar,Adem Kayar,H. İbrahim Gömer,Gülfidan Gösterir
Nadir Verir,Duran Tekerlek,Döndü Yuvarlak,Özdemir Damızlık,İzzet Angut, Türkan Romantik,Hafize Kazma,Abdulkadir Anan,Abdulaziz Baban,İsmail Donsuz
Hatice Tüylü,Abdurrahman Kıllı,Aytekin Kıllıbacak,Makbule Kıllıbaldır, Atilla Otuzbiroğulları,Ahmet Yavşar ,Ökkeş Ford,Bayram Amca,Necati Yenge
Meliha Enişte,Zehra Eşekcanbazı,Yusuf Ziya Salakoğlu,Abudulsamet Döver Ramazan Öldürür,İsmail Öldürücü,Gülşen Motor,Hacı Benzin,Menemine Cart
Burhanettin Curt ,Cafer Cırt,Döndü Cort,Fedakar Pat,Şaban Küt,Vesile Aybaşı, Haziment Pet

BABASIYMIŞŞŞ....

Adam evlenir ve çalışmak amacıyla gurbet ellere gider. Yıllar sonra evine dönen adam bakar ki evde 3 çocuk bulunmaktadır...
Baba eşine bu çocukların kimden ve nasıl olduğundan kuşkulanarak karısına sorar...
Baba: "Büyük çocuk nasıl oldu?"
Karası: " Hani sen gurbete giderken var ya..."
Baba : Ya şu ortanca çocuk?
Karısı : "Hani sen bir ara izine gelmiştin ya..."
Baba tam kuşkulanmış ama son çocukta emin olacak...
Baba : Peki bu son çocuğa ne diyeceksin bakalım..?
Karısı : "Zaten onun da sana baba dediği mi var, baksana oturmuş yoğurdunu yiyor..."

***MEVLANA VE SEVGİ***

2007 senesi Mevlana'nın doğumunun 800 yılıdır. Aynı zamanda Unesco tarafından Mevlana Dünya Sevgi ve barış senesi olarak ilan edilmiştir.
Mevlana'nın engin insan sevgisini, hoş görülemeyeni hoş gören anlayışını, af edilemeyeni tekrar tekrar dergahına sevgiye ve aşka davetini ve insanı yaşamı aşkı ve sevgiyi aziz tutuşunu anlamak belki de bir ömrü harcamayı gerektirir.
En zor olanı ise Hazretin insanın özüne olan sevgisini kısacık bir zamanda aktarabilmektir.
Aşk ve sevgi nasıl anlatılabilsin ki. Aşk ve sevgi anlatılamaz olandır. Tanımlanamaz olandır. Yaşanması gerekir. Hissedilmesi gerekir.
Sevgi Şifadır. Sevgi Güçtür. Sevgi değişimin sihridir.
Ve sevgi nedensiz nedendir.
Sevginin bir nedeni yoktur. Gündemi yoktur. Düşünceye duyguya ve maddi şeylere bağımlı değildir.
Evrenin nedeni yoktur. Sadece basitçe vardırlar ve akarlar. Olurlar. Sevgi gibi.
Sevgi dağda açan bir çiçek gibidir. Hiç kimse o çiçeği koklamasa, muhteşem renklerinin farkına varamasa da, ÇİÇEK AÇAR. Sevgi Ruhun Duruşudur.
Mevlana der ki
"Sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, Diken düşünürsen, dikenlik olursun."
Ne düşünürseniz O'sunuz.
Sevgiyi düşündüğünüzde ve tüm ruhunuzda hissettiğinizde sadece seversiniz. Ve sevgi olursunuz.
Doğal olan sevgidir. Sevmektir.
Çünkü sevgi Hayattır. Evrenleri, dünyayı ve bedenlerimizi bir arada tutan güç İlahi Sevgidir.
Sevgi dünyaya bağışlanmış 5. Elementtir. Ateş-Su-Toprak-Hava dan oluşan dünyamızı bir arada tutan çekim gücü sevgidir.
Doğal olmayan İnsanoğlunun sevgiden sapmasıdır.
Binlerce yıldır yeryüzünde süregelen şiddetin, acımasızlığın, sefilliğin, savaşların ve her birimizin kalabalıklar içinde yalnız olmamızın ve bu dünyada artık gidecek bir yer bulamamızın nedeni sevgiden ayrılmamızdır.
Birbirimizi, insan kardeşlerimizi sevmeyi unuttuk. Yaşamın gerçek özünü ve manasını unuttuk.
Mevlana der ki "Sevgiden acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar, altın olur; sevgi yüzünden tortular durulur, arınır; sevgiden dertler şifa bulur; sevgi yüzünden padişah kul kesilir."
İnsanın gerçek bir insanoğlu olabilmesi için bize öğütte bulunur.
Der ki;
Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol
Hoşgörülülükte güneş gibi ol
Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol
Bütün mesele insanoğlunun dürüst olmamamsından kaynaklanır. Çünkü insan kutsal kitaplarda anlatılan nefsinin etkisi altındadır ve uyumaktadır. Nefs insanı hayatı boyu çıkmaz sokakların karanlıklarında dolaştıran, acıyla kederle mücadeleyle düşmanlıkla nefretle kinle beslenen ayıran bölen bir benlikler topluluğudur. İsteklerinin ardı arkası gelmez. Bütün dünyayı verseniz yine de mutlu olmaz.
Bu nedenle nefsi terk etmek, gerçek insan olmaktır. Ve nefis terk edildiğinde Ruh yani Efendi güneş gibi karanlıkların içine doğar. Güneş sevgidir. Sevgi Kendiniz olmaktır. Ne iseniz o olmaktır.
Kendiniz olmanın temel şartı da dürüst olmaktır. Dürüstlük insan olmanın en büyük erdemidir.
Yaşadığımız yüzyılda herkes, her şeyi kendi gözlüklerinin ardından ve kendi egosal dürüstlüğüne göre değerlendirmekte ve dürüstlük kendi çıkarlarımıza ve arzularımızın tatmin edilmesine uygun olarak şekil değiştirmektedir. Ve bin bir kılığa girmekte. Neden, nasıl dürüst olmamız gerektiği ise çoktan unutulmuş durumdadır. Gerçek insan olmak için, İnsanoğlu olmak için dürüst olmalıyız.
Yoksa Mevlana'nın dediği gibi ikiyi Bir edemeyiz. "Nice insanlar gördüm üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm içinde insan yok..."
Dürüst olmak ve "Kendimiz" olmak hem elbisemizin olması hem de içinde gerçek İnsan olan bizim olmamız demektir.
Neden dürüst olmalıyız biliyor musunuz?
Dünya gezegeninde insan onuruna yakışır bir şekilde, insan tadında yaşamak, gerçek bir insan olmak için ve diğer insan kardeşlerimizin yaşamasına da yardımcı olmak için dürüst olmamız gerekiyor.
Ne ekerseniz onu biçersiniz. Tasavvufa göre dünya bir aynalar evrenidir. Siz kendinizde dürüstlüğü ve kendine samimiyeti yaşadıkça ve "oldukça" size diğer insanlardan gelen yansımalarda dürüstlük ve samimiyet olacaktır.
Ayna size, sizden başkasını gösteremez.
Dürüstlük bulaşıcıdır ve güçlü - cesur kişiliği de beraberinde getirir.
Siz dürüst olunca diğerleri de dürüst olmak zorunda kalacaktır.
Ve bu yıldan başlayarak Mevlana'nın engin insan sevgisinin ve bilgeliğinin, İnsanoğluna yol göstermesini diliyorum.
Mevlana yüzyıllar öncesinden "Sevgi ve merhamet insanlığın; hiddet ve şehvet ise hayvanlığın vasıflarındandır" der ve savaşın, çocukların kavgasına benzeterek; hepsini de anlamsız ve saçma olduğunu söyler
Savaş yeryüzüne ve yüreklerimize kederden açıdan ve sefaletten başka bir şey getirmemiştir. İnsanlığın kendini bilmekten, bildikten sonra değişmekten başka çaresi yoktur.
Hatırlaması gereken şey ise İnsanın sevgi olduğu ve sevginin her şeyin çaresi olduğudur.
Senin canının içinde bir can var, o canı ara!
Senin dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!
Hazine sevgidir. Sevgi Ruhtur. Ve ruh barıştır. Ruh huzurdur.
Ve dünyamızın barışa, huzura ve sevgiye ihtiyacı var. Yani her birinizin içindeki sevgiyi açığa çıkarmanıza ihtiyacı var.
Siz sevgi olduğunuzda nihayet İnsan kardeşlerinizle insan tadında huzur içinde bu dünyada yaşayabilirsiniz.
Ve yaşadığınız gezeğenin, gezegen üzerinde var olan her bir canlının, cansızın değerini bilirsiniz. Çünkü siz her şey ile dengedesinizdir. Her şey siz olan bütünün eksiksiz bir parçasıdır.
Mevlana gibi herkesi ve her şeyi kabul edebilecek ve bağışlayabilecek, hoş görecek, Evren kadar geniş bir yüreğe sahip olursunuz.
Hiç bir zaman geç kalmadınız....kaç kere yoldan dönmüşte olsanız, kaç kere döndürülmüşte olsanız, dünyanın bütün günahını taşıyor da olsanız, hayatınızdaki her şeyden kendinizi suçlu hissediyor da olsanız, kendinizin "Yüreğiniz" tarafından kabul edileceğine inanmıyor olsanız da...siz yine de "Kendinize-Yüreğinize" yürüyün. Hiç kimse size inanmasa da siz kendinize inanın.
"gelin, ne olursanız olun yine gelin. İster kafir olun ister Mecusi ister puta tapan olun yine gelin. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değil. Yüz kere tövbenizi bozmuş olsanız da yine gelin.
Hepimizin gönlü hepimize Mevlana kadar açık olsun.
Çünkü hepimiz Mevlana'nın dediği gibi Tanrı'nın sırrının sırrıyız. Ve İlahi güzelliğin aynasıyız.
Mevlana'nın insanı gönül dergahına sevgiye çağırışında ki aşk öyle bir aşktır ki, ham iken pişmeyi ve yanmayı gerektirir.
Sevgiyi aşkı bilmeyen gönül hamdır. Aşk ateştir. Eriyiştir. Erimek, şimdiye kadar bildiğimiz her şeye ölmek demektir. Yeni olmak yenilenmek yeniden doğmak demektir.
Dünyada hiçbir şey yeni değildir. Yeni gibi görünür ama her şey eskidir. Her gün aynı karanlığı acıyı sefaleti yozlaşmayı didişmeyi mücadeleyi yaşamaktan yorgun yüreklerimiz, sıradan günlerin ve olağan duygusuzlukların içinde tükenip biter. Bütün mücadele kendimizi oyalayıştır.
Ve Yeni İnsan, Evrensel İnsan, Aşktan doğacaktır.
Şimdiye kadar sahip olduğu ve bildiği her şeye aşk için ölerek ve aşk içinde eriyerek küllerinden yeniden doğacaktır.
Küllerinden yeniden doğan insanlık medeni ve uygar bir insanlık Medeniyetini de kuracaktır.
Dünya gezegeninde savaşları çıkartan, açlığa sefilliğe neden olan açgözlü insanoğlu medeni değildir.
Medeniyet ve uygarlık; bir takım toplumların gurupların kişilerin zenginliği refahı ve yüksek teknolojisi demek değildir.
Hiçbir insan ve hiçbir ülke, diğer bir insanın ve dünyanın sefalet, korku, açlık, hastalık, savaş baskı altında yaşadığı bir dünyada, onunla aynı mekanı paylaştığı ve yaşadığı sürece; ne medeni sayılır ne de uygar.
Uygarlık; topluluğu oluşturan varlıkların düşüncelerinde, yaşamlarında bir biri ile ilişkilerinde ve ürettikleri değerleri paylaşımlarında ve kullanma amaçlarında, üzerinde yaşadıkları gezegen ve Evrenle bütünleşmelerinde ne kadar bilinçlerinin gelişkin olduğu ile ilgilidir.
Medenileşmek, diğerleriyle, yaşamla, gezegenle, Evrenle ilgili "sorumluluk almak" demektir;
Sorumluluk almak, diğerlerini, Yaşamı- Gezegeni, Evreni de yükseltmek, yüceltmek ve tüm güzellikleri sevgiyle paylaşabilme Bilincidir.
Ne zaman ki insanoğlu dünyaya hükmetmez, dünyanın ve diğerlerinin bir hizmetkarı olur sevinci coşkuyu tamamlanmayı diğerleriyle bütün olmakta ve hizmetin sevincinde bulur ise,
Ne zaman ki insanoğlu dünyayı zalimce tüketmekten ve yok etmekten vazgeçip, yeryüzünde yaptığı bütün pislikleri temizler ve gezegeni yüreğine alabilirse,
Ne zaman ki İnsanoğlu silahını savaş meydanlarından, savaşmanın mantıksızlığını ve yıkıcılığını görerek ve diğerleriyle kucaklaşarak terk eder ve bir daha asla dönmezse,
Ne zaman ki İnsanoğlu geçmiş binyılların acı hesaplarını kapatır, sınırları yüreğinde eritir, yürüdüğü yolların çıkmaz sokaklarından dönebilirse,
Ve Hazret der ki "halkın ayrılığı, aykırılığı addan meydana gelir, manaya ulaşan esenleşir" Halkların ayrılığı manaya ulaşıldığında, insan kendisi olduğunda kaybolur. Çünkü Birlik ve hakikat Güneş gibi bilenlerin görenlerin kalbinde parlamaya başlar.
İşte o zaman, İnsanoğlu medenileşir.
Bundan başka ne şekilde anlatılırsa anlatılsın ne yapılırsa yapılsın boştur. Acı bir düşün içinde oyalanıştır. Ve İnsanlığı oyalayıştır.
İnsanoğlu için bundan sonra;
Bir gün daha hayatta kalmak yetmez, gözlerini sonsuzluğa çevirmesi gerekir.
Bir adımlık nefes kesmez, bin adımlık bir nefes çekmesi gerek
Bir damla su kandırmaz, okyanusun sevginin sularına dalması gerek
Önünü görmek yetmez, başını kaldırıp dimdik, özlemle uzayda kaybolan ufuk çizgisine bakmak gerek.
Dört duvara ve bir avuç toprağa ait olmak da yetmez, kendini hesapsızca bilinmezin kucağına savurması gerek.
Kitaplardan önce kendimizi okumaya çalışalım! Der Mevlana. Kendini okumak, kendini bilmektir. ,
Ve sizler yüreğinizden okumaya başladığınızda; bütün insan kardeşlerinize sevgiyi okursunuz. Sevgi olursunuz.
Ve siz dünyada bir fark yaratırsınız. Daha güzel bir dünyada insan tadında yaşamak için Fikirleriniz eylemleriniz fark yaratır
"Fikir ona derler ki bir yol açsın, yol ona derler k; bir hakikate ulaştırsın."
Ne mutlu gören gözlere bilen kalplere, ne mutlu kendini bilenlere.
Ne kutlu ölmeden önce ölenlere ve gerçek insanoğlu olarak doğanlara.
Ölmeden önce ölebildiğinizde ve gerçeği cümle görünüşte, yüreğinizde bildiğinizde Mevlana 'yıda yüreğinizde bulursunuz. Mevlana'nın sizi çağırdığı yer gönlündeki koşulsuz sevgisidir. Gönlündeki ebedi dergahıdır. Ve gönül dergahlarımızda yalnızca sevgi vardır.
"Gelmez san bir ziyan ilahi aşktan gönlüm, can gitse de korkma başka bir candır ölüm."
"Öldüğüm zaman beni toprakta aramayın. Benim mezarım ariflerin gönüllerindedir." Mevlana

7 Eylül 2007 Cuma

UMUT...

Pers Sultani iki adamı ölüme mahkûm etmiş.
Sultan’ın atini ne kadar sevdiğini bilen mahkûmlardan bir tanesi hayatini bağışlarsa bir yıl içinde ata uçmayı öğretebileceğini söylemiş. Kendini dünyadaki tek ucan ata binerken hayal eden Sultan bunu kabul etmiş..
Diğer mahkûm inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve
"Atların uçamadığını biliyorsun. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya..?

Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar."
" Pek değil " demiş birinci mahkûm.
" Kendime dört özgürlük şansı veriyorum.


Birincisi : Sultan bu yıl ölebilir.
İkincisi : Ben ölebilirim.
Üçüncüsü : At ölebilir...
Dördüncüsü. : Belki ata uçmayı öğretebilirim



UMUTLARIMIZ HİÇ BİTMEMESİ DİLEĞİYLE.....

***İMKANSİZ AŞK***




Gözlerim gözlerini arıyor
Ellerim ellerini arıyor
Yüreğim sevmeni bekliyor
Ama imkansız bir aşka tutuldum galiba

Her gece gözyaşlarım akar bağrıma
Ben sana ne yaptım da
Sen bana böyle yaptın

Kim bilir
Bir gün çıkıp gelirsin
Kim bilir
Ellerimi seversin
Kim bilir

Yüreğim sevinir
Ama imknsız bir aşka tutuldum
Galiba
Her gece göz yaşlarım akar bağrıma...

Ben sana ne yaptım da
Sen bana böle yaptın
Sen bana ne yaptın da...
Ben sana böyle yazdım...!!!

Karne(Biraz da Eğlenelim)

Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir:
-"Getir bakayım şu karneyi!"
-"Al baba..."
Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf.
-"Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali, rezil şey!"
-"Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum..."

Öğrenci Evine Hırsız Girerse...

Ö: Abi sigaran var mı ya?
H: Masanın üstüne bıraktım iki tane. sen uyumaya devam et, ben gidiyordum zaten.
Ö: Eywallah abi. Çıkarken kapıyı sıkı çek. Biraz zor kapanıyor.
H: Tamam oğlum sen yat
Ö: Abi merhaba naapıyosun
H: Naapıyım lan bulaşık yıkıyom
Ö: Hayrola abi tanıyamadım
H: Hırsızım lan ben utanın olm utanın
Ö: Hıı abi sen devam et zaten sıra sendeydi bugün bir de makarna suyu koysana
Ö: Abi ne çalacaksan çal işte uğraşma uyuyom
H: Şu delphi notları nerde onları söyle bari kırtasiyeye satayım bari 5 milyon eder belki
Ö: Nahhh veririm, onları iki saatte yazdım ben
H: Edebiyatı ver bari
Ö: Masanın üstünde git al zzzzzzzz
H: Kalk alooov kalk! tü! allah belanızı versinl lan… Bu ne pislik, kalk arkadaşına sordum sıra sendeymiş.
Ö: noolyo lan
H: Ver bakiim o sopayı… Şu toza bak…
Ö: Ama?
H: Çekil… çekil… ulan şu dağınıklıga bak… La ya bi misafir gelse?
Ö: Ha?
H: Ben bulaşığa giriyom sende tuvaleti temizle pislik herif
H: Kalk lan kalk şunları yerleştir
Ö: Höö.. sen kimsin? abi bunlar ne.. saat. radyo. off off tabak. gümüş kaşık..
H: Gençlik günlerim aklıma geldi dayanamadım
Ö: Ağlama abi. bi bak makarna varmı o torbada
Ö: oooooooo hoşgeldin abi naber?
Ö2: Geç kaldın abi biz partiye başlamıştık..
H: Len sizin yarın sınavınız yok muydu?
Ö: Salla abi sınavı.. gel bak burda kızlar da var…
H: Ben aslında gelmicektim de bi uğriim dedim..
Ö: Ay inanmıyorum ayy inanmıyorum..kim gelmiş?
H: Kim gelmiş? (nerden tanıyo beni bea? ulen bu benim eskilerden olmasın? !)
Ö: Amanın da amanın kim gelmiş..evimize erkek gelmiş..
H: Ulan bu ne dağınık böyle köpek yaşamaz be burda
Ö: Abicim öğrenci evi bi el at toplayalım hadi
H: Bak yardım ederim ama pc yi götürcem giderken
Ö: Neden abi yaww
H: Kardeşim işim bu benim
Ö: Eyvallah abi sen öle diosan öledir
(aynı gün akşam)
Ö2: Beeerk pc nerde beee
Ö: Ya sabah çok iyi bi abi geldi evi topladık baksanıza
Ö2: Kimmiş oğlum o iyi abi
Ö: Ya tanımıyorum evi toplamana yardım ederim ama pc yi alırım giderken dedi bende tamam dedim
Ö2: laaaan laaaan salaaaaaaaaaaaaaaaaaaaak……………………
H: Ala alaaa e burda birileri oturuyor sanıyordum ben..
Ö: zzzzzzzzzzz….
H: IIyykk ne kokuyo burası bea.. mutfağa bak şuraya bak mutfak mı birahane mi belli değil..
Ö: (gözlerini ovuşturarak mutfağa gelir) Abi bi kave yapsana bana yaa..
H: hönk..
Ö: Abi bakma mal mal yapıver işte.. kendinede yap tamam sigaralar benden o sırada iki laflarız kendime gelirim bende..
H: (haalaaaaa hönkk..) Tanışıyomuyuz birader..
Ö: Abi, ya Emre'nin arkadaşısındır, ya Selim'in, ya Ferda'nın, a Uğur'un, ya Sanem'in, ya Duygu'nun, ya Kemal'in vs vs vss.. Bu eve girip çıkan belli değilki.. Ne farkeder kimsen kimsin hepimiz öğrenci değilmiyiz..
H: Oha ohaa olm küçücük evi yurda çevirmişsiniz siz anlaşılan ama içi boş..
Ö: Nasıl içi boş abi..
H: Bayaa olm 17 senelik hırsızım ilk defa böyle boş ve piss kokulu bi ev görüyorum..
Ö: Hırsızmı abi bana bişi yapma ne istiyosan alabilirsin..
H: Kafamı geçiyosun olm sen ne varda neyi alcam ala alaaa… Al şu paraları da bişiler alın temizletin şu evi bidaa görmiyim..
Ö: höö.. peki abi..
H: Bu ne be? çalınacak bişiy yok nasıl ev bu?
Ö ? ? (hırsızın girdiğini farkedince bi köşede bekler)
H: Elli tane bira şişesi dışında…
Ö: (hala beklemektedir)
H: Dağınıklığa bak..Hayrıma toparlıyayım bari şurayı..Şu şişeleri atmakla başlayayım..
Ö: (hemen atılır) Abi dur ne yapıyosun?
H: Ne yapalım toplayıp çalacak bişey bulamayınca ortalığı toplamaya başladım.
Ö: Abi onu demiyorum.. Sen potansiyel beş ytl.yi çöpe atmaya çalışıyosun ona engel olmaya çalışıyorum..
H: Abi işte bu ev
H2: İyi olum hadi girelim
H: Abi bu ne yaa fenerin pili bitti herhalde evdeki hiç bir şeyi göremiyorum..
H2: Lan salak fenerde problem yok. evde var problem.
H: Nasıl yanii
H2: Lan gerizekalı burası öğrenci evine benziyo
H: Eee ne olmuş ki
H2: Allah cezanı versin…
H: Ya abi ne var bundaa.
H2: Olm fener ışık veriyoda ışığı alacak mücevher eşya filan yok. boş boş duvar her yer..
H: Yyaa abi acıdım ben şimdi bu öğrencilere.
H2: Yaa olum gör gör..
H: Abi şu diğer evden aşırdıklarımız varya..
H2: eee
H: Onları sevabına buraya bıraksak diyorum haa
H2: İyi fikir ulan.. sevaptır. Sadakamız olsun anasını satayım..
H: Abi büyüksün.
H2: Eeee öyleyim
Ö: Sen kimsin lan
H: Benmi şey
Ö: Kimsin dedim kaldır ellerini.
H: Evini soyacaktım sadece, affet elini ayağını öpeyim, bırak gideyim.
Ö: Affetmemi istiyor musun?
H: Evet evet.
Ö: O zaman önce kirli çamaşırlarımı yıka..Ardından gömlekleri ütüle, sonra bulaşıkları yıka affederim
H: Emredersin abi.
Ö: Ulan şansa bak keşke her ay böyle hırsız girse yırttık falla
H: Hadi ğglum bak ben planı yaptım bu evi soycaz bu gece
H2: Tamam abi hadi girelim
H: Hee girdik başla bak mucehver falan ne bulursan topla
H2: Abi abi
H: Ne oldu yine
H2: Abi burda bişey yok ki
H: Nasıl yok laannn
H2: Abi bi halı var iki koltuk
H: Bırak, onları ne yapalım bee
H2: Mutfaga bi bakayım abi ben
H: Tamam hadi çabuk ol
H2: Bu neyaaaaaaaaa
H: Buldunmu lan ne kadar para varmış?
H2: Ne parası abi tezgah pislikle dolmuş
H: Hadi gel bi el atalımda temizleyelim
H2: Laan salak biz temizlikçimiyiz hırsızız biz
H: Yazık abi ya
H2: Al şu mucevherleri bırak ta evi temizlesinler
H: Hadi abi sırf zarar bu ev kaçalım
H2: Çabuk lan uyanmasınlar. Bunlar şimdi açtır yemek falan da ister
H: Hadi topuklayalım
H: Ulen şu eve bir giriyim kapısıda sağlam değil
Ö: Aha yakaladım 3 aylık kirayı alalım koçum
H: Abicim ben bu evde kalmıyorum
Ö: Giren çıkan belli değil yalan söyleme
H:
Ö: Kira aslanım kiraa
H: Abi ne kadardı

O Anı Yakalamak.....

İşte gidiyorum;
Birşey demeden
Arkamı dönmeden
Şikayet etmeden
Hiçbirşey almadan
Birşey vermeden
Yol ayrılmış, görmeden GİDİYORUM!

Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır herbir adımda
Ayak izim kalmadan GİDİYORUM!

Gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
Gönülkuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işığımız sönmeden GİDİYORUM!


not: Şiir belki resimle uyuşmadı ama bakmak gözde değil yürektedir....

Herşeye Rağmen Şanslı Biriyim Ben.!

Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne.
Avuçlarımdan umuda uçan kelebek..
Hiç ağlamadığımdan değil; çok akıttım gözyaşımı içime.
Hiç kaybetmediğimden değil birini.Çok yandım ciğerimden.Baktığım her yere, sevdiklerimin yüzünü kazıdı hasret.
Yıldızlarla doluydu gökyüzüm; kapkara bir boşluk bıraktılar kayanlar. Bir daha asla dolduramadım.
Gidene soramadığımdan, kalanın ıstırabı daha çok sandım.
Hiç ihanete uğramadığımdan da değil; yarası her zaman taze, birkaç hançerle dolaştım durdum sırtımda; hem öfkelendim, hem anlamsız geldi kızmak.
Herkesten farklı değildi başımdan gelip geçenler.
Herkes kadar ağladım, herkes kadar yandım.
Acısız olmuyordu ki hayat!
Ağlamaktaydı bereket, yağmurda ıslanmadan yeşermiyordu ki toprak!
Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne.
Mutlu bir çocuktum ben!
Kalabalık bir ailenin sevgisiyle büyümüştüm. Bir sürü arkadaş, bir sürü oyun..kuyruğuna tutunmuştum kırmızı bir uçurtmanın.
Hayat hep veriyordu, alacağı günleri hiç düşünmemiştim.
Sancılıydı ilk gençlik!
Şimdiki hüzünlerimle, o zamanları karşılaştırdığımda, çocukluk deyip geçiyorum.
Ah, nerdesiniz 17lik dertlerim!
On yedimde başlamıştı hayatla kavgam.
Artık sadece, tartışıyoruz.
Acıya alıştığımı söyleyemem hala; hele, nasır tuttuğunu kalbimin.
Unutmayı becerdiğimi de söyleyemem; asla unutamadım, kusurluydu hafızam; almayı biliyordu da silmeyi, asla!
İyi ki hatırlıyorum!
Yaşamımdan çıkanlara kızmıyorum; öğrettikleri her şey için minnettarım. Bir zamanlar, doyasıya güldüğümüz içindi uğurlarken akıttığım göz yaşlarım..Paylaştıklarımız kadar değerliydiler.
Paylaşamayacaklarımızın adıydı hasret!
İhanete de alışamadım elbette; ama, edenlere de eyvallah! Kir tutsa da kin tutmaz yüreğimiz. Az şey sayılmaz, utanmayı bilmeyenden öğrendiğim; sırf bu nedenle bile affedebilirim.
Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne....
Şanslı biriyim ben!
Mükemmel bir anne-baba; harika kardeşlerimle; hem büyük, hem mutludur ailem!
Eski-yeni fark etmez; hem köklü, hem sınanmıştır dostluklarım!
Kolay yere gelmez sırtım; ne yaparsa yapsın, kolay vazgeçmem hayattan!
Kokladığım gülleri, teker teker solduracak biliyorum. Asla hazır olamayacağım acıya; ama, çekmeyi de öğrendim artık. Bütün duyularım açık, elimde suyum, yüreğimde umut, güllerimin yanındayım.
Az şey midir, biteceğini bildiğin bir hayatı son nefese kadar paylaşmaya hazır olmak.
Ve baş kaldırmak ölüme, sonsuza kadar, sevip hatırlayarak..
Zaman bir değirmen; keder girer, hüzün çıkar kapıdan..
Ben de toy girip, olgun çıktım içinden..
Bakmayın dertlenip içlenmeme; yağmur yağar, toprak kokarım; güneş açar, çiçek kokarım!
Avuçlarımdan umuda uçan kelebek..
Sadece, Güneşli günlerde kalem oynatmaz yürek!

6 Eylül 2007 Perşembe

O GECE SEN GİDİYORDUN

O gece sen gidiyordun
Yıldızlar bir bir düşüyordu
Günlerden bir yaz gecesi
Ama kalbim üşüyordu

O gece sen gidiyordun
Bir aşk daha bitiyordu
Buz gibiydi ellerin
Ayakların titriyordu

O gece sen gidiyordun
İçimde dağlar yıkılıyordu
Sanki bütün mermiler
Üzerime sıkılıyordu

O gece sen gidiyordun
Yollar sana küsüyordu
Yüreğimde bir ihtilal
Dudaklarım susuyordu

O gece sen gidiyordun
Oysa gölgen duruyordu
Kimsesizdim pencereme
Binlerce sen vuruyordu

O gece sen gidiyordun
Yeni bir son başlıyordu
Gururum direnişte
Duygularım çıldırıyordu

O gece sen gidiyordun
Bütün denizlerim yanıyordu
Böyle bir ayrılığa
Ölü kuşlar ağlıyordu

O gece sen gidiyordun
Ama kimse bilmiyordu
Olacak şey miydi bu
Dünya hala dönüyordu
Hayat devam ediyordu!


Ahmet Selçuk İlkan

HALA KOYNUMDA RESMİN

Sımsıcak konuşurdun konuşunca
ırmak gibi rüzgar gibi konuşurdun
yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki
çiğdemler güller mor menevşeler açardı
Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Hâlâ koynumda resmin

Dağları anlatırdın ve dostluğu
bir ceylan gibi sekerdi kelimeler
Sesini duymasam çölleşirdi dünya
dağlar yarılır ırmaklar kururdu
bulutlar çökerdi yüreğime
Hâlâ koynumda resmin

Gün akşam olur elinde kitaplar
ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin
bir kez bile unutmadın "merhaba" demeyi
ve en yanık türküleri nasıl da söylerdin
bir dostun vurulduğu gün
Hâlâ koynumda resmin

Kaç mevsim kırlara çıkıp
çiçekler topladık mezarlar için
Belki ürküttük tarla kuşlarını
belki kurdu kuşu ürküttük
ama aşkı ürkütmedik hiç
Hâlâ koynumda resmin

Ve hâlâ sımsıcak durur anılar
sımsıcak ve biraz boynu bükük
Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış
yasak bir kitap gibi durmaktadır
ve firari bir sevda gibi
Şimdi duvarlarda resmin

AHMET TELLİ

Yılın Fıkrası :)))

çok iyiydi wallaa
>
> >>> >tayyip ile bush ilk buluşmalarında birbirlerine hava atarlar.
> bush tayyip'e : "bizde öyle bir teknoloji var ki, ölüyü diriltiriz" der.
> tayyip altta kalmaz ve o da; "bizdeki teknoloji çok farklı, partimizin
> bütün elemanları 100 metreyi, 3 saniyede koşmayı beceriyor" der. türkiye'ye
> döndüğünde tayyip'i bir düşünce alır. danışmanlarını çağırır ve attığı
> palavrayı anlatır; "haftaya bush geliyor, yalanımız ortaya çıkarsa ne
> yaparız?" diye sorar. danışmanlardan biri hemen cevap verir:
> >- onlara ölüyü nasıl dirilttiğini sordunuz mu?
> >- hayır sormadık.
> >- o halde hiç korkmayın başbakanım, alın bush'u anıtkabir'e
> götürün ve atatürk'ü diriltmesini isteyin. diriltemezse o rezil olur. yok
> eğer diriltirse, siz zaten 100 metreyi 3 saniyede
> koşarsınız!..
>
> >>>>>İYİLER DAİMA KAZANIR......

Umutsuzluğun Umutsuzluğu

SENİ ASLA BIRAKMAYACAĞIM BEDENEN OLMASA DA RUHEN HEP YANINDA OLACAĞIM DİYENLERE ASLA İNANMAYIN
ÇÜNKÜ SONRADAN BİR KIVILCIMDI AMA ALEVE DÖNÜŞMEDİ DEYİP BÜTÜN HAYATINIZI MAHVEDEBİLİRLER..
BUNU YAZDIM KESİNLİKLE OKUMASINI İSTİYORUMMMMMMMMM.

(DEVAM EDECEK....)

5 Eylül 2007 Çarşamba

Aşk Mektubu

Ben sabırlıyım ve aşkım için her teste tabi olurum diyorsanız alın size 100 soruluk bir test :) Yapmanız gereken tek şey, aşağıdaki 100 soruya cevap vermek, ve alacağınız test puanına göre, aşağıdaki değerlendirmeler ile aşkınızı ölçmek.


Lütfen Sorulara içtenlikle cevap verin:
1. Onunla ilk tanıştığınız anı hatırlıyor musunuz ?
Hayır Evet

2. İlk andaki heyecanı hala yaşıyor musunuz ?
Hayır Evet

3. İlk buluştuğunuz yeri hatırlıyor musunuz ?
Hayır Evet

4. İlk Öpücüğü ?
Hayır Evet

5. ilk kez size" seni seviyorum" demesini ?
Hayır Evet

6. Birlikte yediğiniz ilk yemeği ?
Hayır Evet

7. ilk dokunuşu ?
Hayır Evet

8. ilk kavganızı ?
Hayır Evet

9. ilk hediyeyi ?
Hayır Evet

10. En çok sevdiği rengi biliyor musunuz ?
Hayır Evet

11. En çok sevdiği şarkıyı ?
Hayır Evet

12. En çok sevdiği yemeği ?
Hayır Evet

13. Onun için hiç ağladınız mı ?
Hayır Evet

14. O sizin için ağladı mı ?
Hayır Evet

15. Size sürpriz yapmayı sever mi ?
Hayır Evet

16. Çok sevdiğiniz son çikolatanızı ona verir misiniz ?
Hayır Evet

17. Cüzdanınızda veya odanızda onun resmi var mı ?
Hayır Evet

18. Sadece sesini duymak için, ona telefon açıp kapattığınız oldu mu ?
Hayır Evet

19. Onu kıskanır mısınız ?
Hayır Evet

20. Gözlerinizi kapatıp, sadece dokunarak onu başkalarından ayırt edebilir misiniz ?
Hayır Evet

21. Peki kokusunu hissedebilir misiniz ?
Hayır Evet

22. Size ilk yazdığı mektup veya şiiri hatırlıyor musunuz ?
Hayır Evet

23. Sevdanızı dağlara yazmak istediniz mi ?
Hayır Evet

24. Sizce gerçek aşkı yaşıyor musunuz ?
Hayır Evet

25. Sevgililer gününde onu hatırlıyor musunuz ?
Hayır Evet

26. Ona hiç hediye aldınız mı ? ?
Hayır Evet

27. Onun sıcak bir öpücüğü sizi mutlu etmeye yetiyor mu ?
Hayır Evet

28. Sizin için kaf dağına çıkar mı ?
Hayır Evet

29. O'nun Arkadaşlarını seviyor musunuz ?
Hayır Evet

30. Ortak zevkleriniz oldukça fazla mı ?
Hayır Evet

31. Onun sadece varlığı bile sizi mutlu etmeye yetiyor mu ?
Hayır Evet

32. Onu eğlenceli buluyor musunuz ?
Hayır Evet

33. Kavga ettiğinizde hemen özür diliyor mu ?
Hayır Evet

34. Onu en iyi arkadaşınıza değişir misiniz ?
Hayır Evet

35. Ona güvenir misiniz ?
Hayır Evet

36. O size ?
Hayır Evet

37. Ona olan aşkınızı her gün belirtir misiniz ?
Hayır Evet

38. Her saat. . . . ?
Hayır Evet

39. Onsuz hayatı düşününce , hayat çekilmez oluyor mu ?
Hayır Evet

40. Size yüz milyar verip ondan vazgeçmenizi isteseler, yine onumu seçersiniz ? ?
Hayır Evet

41. Onunla rahat konuşabiliyor musunuz ?
Hayır Evet

42. Şu an bile onu düşünüyor musunuz ?
Hayır Evet

43. Aileniz karşı çıksa bile, yine onu sevmeye devam eder misiniz ?
Hayır Evet

44. İkiniz de yaşamayı seviyor musunuz ?
Hayır Evet

45. Sizce o, Doğru İnsan mı ?
Hayır Evet

46. Bir gün ayrı kalsanız, onu özlüyor musunuz ?
Hayır Evet

47. Ona çok kızsanız bile, yine de hemen yumuşuyor musunuz ?
Hayır Evet

48. Ailesini tanıyor musunuz ?
Hayır Evet

49. Ona hiç şiir yazdınız mı ?
Hayır Evet

50. Aşk Mektubu ?
Hayır Evet

51. "işte bu bizim şarkımız olsun" dediğiniz bir şarkı oldu mu hiç ?
Hayır Evet

52. Uzak bir yere taşınsa, peşinden gider misiniz ?
Hayır Evet

53. Kendi aranızda belirlediğiniz " özel bir gününüz" var mı ?
Hayır Evet

54. Özel günlerde sizi hatırlıyor mu ?
Hayır Evet

55. Onun bir gülüşü sizi mutlu etmeye yetiyor mu ?
Hayır Evet

56. Onu kırdığınızda üzülüyor musunuz ?
Hayır Evet

57. Sizce o " Bir tane" mi ?
Hayır Evet

58. Arkadaşlarınızın yanında ona "seni seviyorum" dediğiniz oldu mu ?
Hayır Evet

59. Aşkınızı " çikolatalı dondurmaya" benzetir misiniz ?
Hayır Evet

60. Problemlerini olunca içtenlikle dinliyor musunuz ?
Hayır Evet

61. Onun doğum gününü biliyor musunuz ?
Hayır Evet

62. Nelerden hoşlandığını biliyor musunuz ?
Hayır Evet

63. Ona özel söylediğiniz sevimli " lakaplarınız" var mı ?
Hayır Evet

64. Aşkınız su kadar temiz ve saf mı ?
Hayır Evet

65. Sizi aldattığınızı öğrendiniz. Ama onu çok seviyorsunuz. Affeder misiniz ?
Hayır Evet

66. Onun için kendi prensiplerinizden taviz verir misiniz ?
Hayır Evet

67. O sizin için ?
Hayır Evet

68. Bundan emin misiniz ?
Hayır Evet

69. Aşkınız da " ilk gün" yaşanan heyecan devam ediyor mu ?
Hayır Evet

70. Sizce siz" birbiriniz için mi yaratılmışsınız" ?
Hayır Evet

71. Aşkınıza "Leyla Mecnun aşkı " diyebilir miyiz ?
Hayır Evet

72. Aşkınız, bir kitaba sığamayacak kadar çok mu büyük ?
Hayır Evet

73. Sadece sesini duymak bile sizi mutlu ediyor mu ?
Hayır Evet

74. Zor günlerinde onun yanında olur musunuz ?
Hayır Evet

75. Haftanın her günü birlikte olmak ister misiniz, ?
Hayır Evet

76. Onu benden iyi kimse tanıyamaz diyebilir misiniz ?
Hayır Evet

77. O da sizi iyi tanıyor mu ?
Hayır Evet

78. Ona aldığınız bir hediye için size teşekkür etmeyi unuttu. . yine de affeder misiniz ?
Hayır Evet

79. En sevdiği çiçeği biliyor musunuz ?
Hayır Evet

80. Hiç onun için bir radyo programında " ona özel" istek şarkıda bulundunuz mu ?
Hayır Evet

81. Ona ihtiyacınız var. Ama o an çok işi var. Yine de yardıma gelir mi ?
Hayır Evet

82. O sizin için bir " Ömür boyu" mu ?
Hayır Evet

83. Birlikte seyahate çıktınız mı, veya çıkmayı düşündünüz mü ?
Hayır Evet

84. Bir tartışmanızda, haklıysanız bile onu üzmemek için yine onu dinler misiniz ?
Hayır Evet

85. Onun sözünü dinler misiniz ?
Hayır Evet

86. Sizce o " Fantezilerinizin insanı mı" ?
Hayır Evet

87. Emin misiniz ?
Hayır Evet

88. Sizce o da bu teste katılsa sizin kadar başarılı olur mu ?
Hayır Evet

89. İkinizde romantik misiniz ?
Hayır Evet

90. Sizi mutlu edebiliyor mu ? ?
Hayır Evet

91. Sevmediğiniz özellikleri var, ama yine de ona katlanabiliyor musunuz ?
Hayır Evet

92. Sık sık buluşur musunuz ?
Hayır Evet

93. Çok fakir olsa yine de onu sever misiniz ?
Hayır Evet

94. Birlikte alışverişe çıkar mısınız ?
Hayır Evet

95. Onun zevkine güvenir misiniz ?
Hayır Evet

96. Onu kaybetmektense, en sevdiğiniz bir şeyden vazgeçer misiniz ?
Hayır Evet

97. Geleceğe yönelik planlar kurdunuz mu ?
Hayır Evet

98. Ondan hiç evlilik sözü duydunuz mu ?
Hayır Evet

99. Onunla evlenir misiniz ?
Hayır Evet

100. Bu testin kısa ve öz sorusuna geldik. Sizce hayatın anlamı O' mu ?
Hayır Evet


Test Sonucunuz:
EVET CEVABININ SAYISI YÜZDE CİNSİNDEN AŞKINIZIN DERECESİNİ GÖSTERİR...







Ve işte aldığınız puana göre Sevgi Testi değerlendirmeniz. . .

100% Gerçek Aşk bu. Kalbimsin.Net'den Altın Madalya Kazandınız.
80 - 99% Gümüş Madalya Kazandınız. Tebrikler. .
50 - 79% Seviyorsunuz ama. Neyse, yine de Bronz Madalya Kazandın
30 - 49% Seviyorsunuz fakat sorunlarınız var, İlişkinizi gözden geçirin.
10 - 29% Gitgide aşktan uzaklaşıyorsunuz. Bu ilişki yürümeyecek gibi.
1 - 9% Siz tam bir aşk fakirisiniz. . .
0% Kendinizi kandırmayın. Aşkın zerresi bile yok.

RAFETTEN



SANIRIM PİŞMANLIK YA...
Pişmanlıklarımızın Uslanmaz Tetikçisi, Yaşama karşı İnancımızın Katiliyiz!!!
Sırf her şey güzel olsun ve insanlar mutlu olsun diye,
o an gidemeyeceğin yere gitmek, yapamayacağın şeyi yapmak,
ayıramayacağın vakti ayırmak, tahammül edemeyeceğin kişilere ve
durumlara tahammül etmek zorunda kalmak,
ne kadar ulaştırdı başını göğe ey içindeki bitmek bilmeyen sevgi yumağının
karmaşasında ayağı takılıp düşen, içindeki poliyana kimliğinin adsız kahramanı güzel insan?

Yaşamın neresinden sondaj yapıp da umut çıkarsam diye çırpınan;
sırf duygusal yakınlığını yitirmemek adına, yanlışlarını, yanılgılarını,
seni içine hapsettiği kalın soğuk duvarları görmezden gelerek
her gün biraz daha eksildiğin insanların sayısı, boyunu geçerken;
pişmanlıklarını bile bile her şey güzel olsun diye çoğaltan, kedinden veren
ve kendini yitiren sen ne zaman akıllanacaksın?

Noktasal ve santim santim ilerleyen yanlış bir çizgiyi karalarsın.
Olsun boş ver, bunu da unuturum nasılsa, ben önemli değilim,
bu da geçer, yeter ki yüz çevirmeler olmasın, kırgınlıklar olmasın,
ruhum bunlardan dolayı yaralı ve çaresiz çırpınan bir kuş gibi
ellerinde ölmesin diyerek içini doldurduğun bu çizginin;
içine atılmış kan revan içindeki izlerin sebebi olduğunu bilirsin bilirsin de hala neden
pişmanlıklarının sebeplerini çoğaltır, onları pohpohlarsın, pışpışlar büyütürsün?

Nedeni basittir amma esarettir o;
kendinize, güçsüzlüğünüze yenilmişliğin soluk resmidir,
gözlerinizin değdiği her an yağmura yoldaş olan…
Silip geçememek, kapıyı çarpıp çıkamamak, elini masaya vuramamak,
yanlışı; kaybederim korkusuyla mimarının yüzüne vuramamaktan ve
buna cesaret edememekten kaynaklanır tüm bunlar.

Aman kimseyi incitme felsefesi ile yetişmişsen,
her düştüğünde seni sevgisi ve uzattığı sıcacık eliyle tutup kaldıran,
toparlayan, birleştiren birilerinin varlığı yaşama karşı sesini hiç yükseltemeyen ve
bunun sancılarıyla kıvranan bir birey olmana sebep olur.
Ama sadece hep veren, canı yansa da sesi çıkmayan, isyanlarını bastıran,
özün çirkinliğini yansıtan söze karşı, yutkunup sustukça bir birey olduğun hatırlanır ancak.
Harcına gözyaşı, masumiyet, çıkarsızlık, saflık, iyi niyet kattıkça her halini;
azına tav olup çoğunda şaşıran birilerine hoşgörü ve güler yüz tepsisiyle sundukça,
haddini aşan, boyundan büyük laflar eden, kendini olmadığı ama senin sürekli ifade ederek
inandırdığın bir şey sanan insanlar türetiyorsun.
Sonra pişmanlıklarını tetikliyor, seni vücuduna girerek halsiz düşüren mikroplara
bu kadar yol vererek, fırsat vererek yaşama karşı inancının da katili oluyorsun,
Ey kalabalıklar içinde kaybolmuş bir toplu iğne kadar yalnız insanoğlu…

Bu yazı iyilerin yüzü suyu hürmetine yazıldı…

Sen Olmayınca!

Hasretine dayanamaz oldum artık
Dudaklarını,gözlerini,saçlarını,özledim
Seni özledim be bitanem
Bir şeyler kemiriyor içimi bir şeyler
Bilmezdim özleminin bu kadar acı olduğunu
Bilmezdim yokluğunun bu kadar yakıcı olduğunu
Yok be sevdalım
Yaşanmaz bu dünyada SEN OLMAYINCA
Ellerini arıyorum şu anda
O sıcacık ellerini
Biliyorum artık yoksun yanımda
Düşünemiyorum sensiz bir yaşamı
Yıldızsız geceye benziyor
Ya da yapraksız bir ağaca
Bu gece bulutlar bile ağlıyor
Ayrılığımıza
Göz yaşlarım yağmur olup,
Akıyor sonsuzluğa
Belki sana ulaşır diye
Düşünüyorumda
Şimdi geriye getirebilirmiyim o sevgiyi?
Yaşanan güzel günleri, mutluluğu, o sevinci,
Seni yeniden hayata döndürebilirmiyimki?
İstesemde yapamam be bitanem
Ben ölüyü diriltemem ki!

4 Eylül 2007 Salı

Bana Komik Geldi Bilmiyorum...

Kazadır Görünür Görünmez
Rize^ de kaza geçiren bir işçi,olayı ayrıntılarıyla anlatmak için, şantiye şefine bir mektup yazmış ki, evlere şenlik...
itiraf etmek gerekirse,klasik Karadaniz fıkralarından biri sandım önce... Değilmiş...Birebir gerçek...
''Sayın Şantiye Şefim, iş kazası tutanağında planlama hatası diye yazmıştım.
Bunu yeterli görmeyerek ayrıntılı istemişsiniz .Şu anda hastanede yatmama neden olan olaylar aynen aşağıdaki gibi olmuştur.Bildiğiniz gibi ben duvar ustasıyım,inşaatın 6. katındaki işimi bitirdiğimde, biraz tuğla artmıştı.Yaklaşık 250 kg kadar olduğunu sandığım bu tuğlaları aşağıya indirmem gerekiyordu.Bunun için bir varil buldum.Ona sağlam bir ip bağladım.6. kata çıkıp ipi bir çıkrıktan geçirerek,ucunu aşağıya saldım. Tekrar aşağıya inip, ipi çekerek varili 6. kata çıkardım.İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp tekrar yukarı çıktım. Tüm tuğlaları varile doldurup aşağı indim. Tam ipin ucunu çözdüm ki, kendimi havalarda buldum. Ben yaklaşık 70 kiloyum. 250 kiloluk varil aşağı düşerken, beni yukarı çekti. Heyecandan ipi bırakmayı akıl edemedim. Yolun yarısında dolu varille çarpıştık. Sanıyorum sağ iki kaburgam bu sırada kırıldı.Tam yukarı çıkınca, iki parmağım iple birlikte çıkrığa sıkıştı. Böylece parmaklarım da kırılmış oldu. O sırada yere çarpan varilin dibi çıktı ve tuğlalar çevreye saçıldı.
Varil hafifleyince, bu kez ben aşağıya inmeye, varil yukarı çıkmaya başladı ve yolun yarısında yine kendisi ile çarpıştık. Sol bacağımın kavak kemiği de bu sırada kırıldı. Can havliyle ipi bırakmayı akıl ettim ve tabi yaklaşık 3. kat hizasından aşağıya düştüm. Sol kaburgalarım, sol el bileğim de o zaman kırıldı sanırım. Başımı yukarı kaldırdığımda boş varilin hızla üzerime geldiğini gördüm. Kafa tasımın da böyle çatladığını düşünüyorum. Bayılmışım...
Gözümü hastanede açtım. Allah'ın, herkesi böyle görünmez kazalardan korunmasını diler,hürmetle ellerinizden öperim.
Duvarcı Ustanız :Cengiz Sarıgül

3 Eylül 2007 Pazartesi

Stres Ben ve Süreyya

Son günlerde işyerimde çok stresli ve gergin günler geçiriyorum…
Tabiî ki sebepsiz değil, pek çok sebep var ama uzun uzadıya sebeplerini sıralamayacağım.
Ama öyle bir hale geldim ki; biri küçücük bir şey dahi diyecek olsa, hemen pençelerimi çıkarıp üzerine atlama arzusunu doğuran öylesine güçlü bir tahammülsüzlük var ki üzerimde anlatamam, her şey sinirimi bozuyor ve her şey tabiri caizse batıyor…
Güzel bir şey olduğundan veya övünülecek bir durum olduğundan yazmıyorum bunları, aksine kimi zaman düşündüklerimden ve içimden geçenlerden dolayı bende kendimi tanıyamıyorum ve kimseye bir şey yapmasam da kafamın içinden şiddetle (şimdi buna karşılık şöyle bir cevap verseydim nasıl olurdu acaba? – veya – birinin üzerine atlayarak kafa atmak insanın canını ne kadar yakar acaba?) gibi düşünceler ve hayaller geçerken kafamdan, karşımda gözümün içine baka baka yalan söyleyen insanlara sırf bulunduğum konumda firmamı temsil ediyor olmanın sorumluluğundan ve karşımdaki de genelde MÜŞTERİ olduğundan, üstüne üstlük birde “müşteri her zaman haklıdır” gibi bir tutumla güler yüzlü davranmak zorunda olduğumdan kendi kendime stres yaparak, bu ve buna benzer sinir bozucu durumlara sabahtan akşama kadar tahammül etmek zorunda kaldığımdan günün sonunda geriye kalan hiçbir şeye tahammülüm kalmıyor…
Bilmiyorum zaman zaman herkese olur mu ama son dönemde dediğim gibi bana ve davranışlarıma tuhaf bir tahammülsüzlük hâkim…

İşte bütün bunların arasında bana ve benim tahammülsüzlüklerime tahammül eden bir arkadaşım var ki, kendime gelip de sağlıklı ve sakince düşünmeye başladığımda “her şeyi geçtim de bu kız bana nasıl tahammül ediyor acaba?” diyorum kendime…
Bir şey soruyor; o an ben kafamın içinde başka bir şeyle kendi kendime tartıştığım veya başka bir şey düşündüğüm için cevap veremiyorum… (hı? Efendim? anlamadım Süreyya bir daha sorar mısın?) ya da (ya canım kusura bakma , tekrar sorar mısın duymadım da) veya onun soru sormasından bir 5 -10 dakika sonra kendime gelip (efendim Süreyya bir şey mi sormuştun canım?) diyormuşum!!!
Bunları bana akşam olup da eve gitmeden önce sert birer yorgunluk kahvesi içerken; müşterilerin bütün yalanlarını dinleyip bitirdikten ve siğneye çektikten; kendime geldiğimi anlayıp da “Pınar, iyimsin canım” diye sorup teyid aldıktan sonra başlıyor eğlene eğlene anlatmaya…
Günün kritiğini yaparken, kendi halimizi düşündükçe ve özellikle Süreyya bana beni anlatırken ve taklidimi yaparken çok eğleniyoruz…
Hatta bazen “yok canııım ben bunu yapmamışımdır, hadi canım sende!” dediğim bile oluyor…
Ben bu kızı nabıcam bilemiyorum ama ileriye dönük güzel planlar tasarlıyorum ;)

Ama şu an için sadece;
Tatil istiyorum! Tatil istiyorum! Tatil istiyorum!

İşte Süreyya;


Süreyya’cık 1986 Samsun – Kavak doğumlu, çok zeki ve pratik bir kız…
İstediğiniz kadar bilgi yükleyebilirsiniz sünger gibi çekiyor maşallah! Bir lafı ikiletmeyen yani leb demeden leblebiyi anlayan cinsten bir şey :)
Yani gelecek vaad eden el atacağı her işte başarılı olabileceğine inandığım bir kardeşim.






Not: (Dikkat ettim de; evlenip beni terk eden Ayşe’mden sonra ikinci Samsun’lu kız arkadaşım,
- Ayşe, ne hayallerimiz vardı hatırlıyor musun? Terme’ye gidip finduk toplayacağıduk ama sen ,ama sen !!!) ıyh cıvıttım yine :)

İşte Öyle Birşeyyy....

HANİ BİR YAĞMUR YAĞARDA BAZEN...
Birden aklınıza uzun zamandır haber alamadığınız eski sevgiliniz gelir.
HANİ GÖK GÜRLER YA ARKASINDAN...
Arayıp aramama arasında gidip gelirsiniz, içinizden bir ses ara demektedir ve o ses giderek yükselmektedir, telefon ellerinizdedir numaralar aklınızda dayanamaz dokunursunuz tuşlara.
HANİ ŞİMŞEKLER ÇAKAR YA PEŞİNDEN...
Oda sevinmiştir sesinizi duyduğuna, nasılsın diye sorarsınız ama aslında merak ettiğiniz bensiz nasılsındır
HANİ ISSIZ BİR YOLDAN GEÇERKEN...
Duyduğunuz o ses o kadar tanıdıktır ki güven verir birlikte paylaştığınız anılar birer birer geçit yapmaya başlar önünüzden
HANİ BİR KORKU DUYARDA İNSAN...
Sesini test etmeye çalışırsınız en ufak bir heyecan kırıntısını kendinize yonmaya çalısırsınız,demek oda etkileniyor dersiniz ya da tam tersi sesindeki soğukluğu algılamaktan korkarsınız,o soğukluk size dair içinde hiç bir sey kalmadığını gösterir ve bununla yüzleşmek o an hiçte işinize gelmeyecektir.
HANİ BİR ŞARKI SÖYLER İÇİNDEN..
Söylemek istediğiniz o kadar çok sey vardır özledim demek istersiniz ama bunu içinizden söylersiniz aynı şekilde karşılık görememeyi kaldıramıyacağınız için tedirginsinizdir.
HANİ ESKİBİR RESME BAKARKEN..
Sahi neden ayrılmıştınız siz neydi bu aşkı bitiren düşündüğünüzde ne kadarda anlamsız gelir belki basit bir kavga belkide bir kıskançlık belki bir ihanet ama artık hiçbirşeyin önemi yoktur artık oradasınızdır onun yanında gözünüzün önünde hep onunla olduğunuz anlar vardır.
HANİ YILLARI SAYARDA İNSAN...
Ayrıldığınız anlarda ne kadar umutsuzdunuz günler geceler geçmek bilmedi tek tek sayardınız ama bitmezdi.
HANİ GÖZLERİ DOLARYA BİRDEN...
Gözyaşlarınız hücuma kalkmaya hazır askerler gibi beklemektedir gözlerinizin içinde.ağlamamak için kendizi zor tutarsınız .neden demek istersiniz neden bitti ,diyemezsiniz dudaklarınızı ısırırsınız içinize akan gözyaşları çaresiz zayıflığınızı anlamasını istemezsiniz.
HANİ YILDIZLAR YANIP SÖNERKEN...
O'ydu yıldızınız bir zamanlar siz her yıldıza o'nun adını verirdiniz.
HANİ BİR YILDIZ KAYARDA BİRDEN...
Ama yoktur o yıldız,artık yıldızsız gecelerde yaşamaya mahkumsunuzdur ya da kendinize başka bir yıldız bulmuşsunuzdur.
HANİ BİR TELAŞ DUYAR YA BİRDEN...
Ne yapıyorum ben diye sormaya başlarsınız bir anda telefonu kendine iyi bak sözleriyle kaparsınız ve uyuyakalırsınız sabah uyanır ve sorarsınız neydi bu cevabı yoktur çünkü;
İŞTE ÖYLE BİR ŞEY... dir bu o an yaşadığınız ve belki bir daha hiç yaşayamayacağınız bir şey...