---ben----

---ben----
ilk sevdiğim ve sevildiğim sandığım insan ayrılığın kolay yolunu bulmuştu seb daha çocukdun ya (kolay kaçış) erkekler sevilmek size kolay mı geliyor...?_

Bu Blogda Ara

28 Eylül 2007 Cuma

'''''''BİR UMUT'''

güneş yine doğuyor...
gözlerim hep o bıraktığın yerde,
gelmeni istediğim yere bakıyor...
kimi zaman düşünüyorum sensizliği,
kimi zaman dalıyorum rüyalara...
ama içimde o seni hiç unutamadığım
ve bende bıraktığın boşluğun...

bugün yine seni konuştum...
seni anlattım herkese...
gözlerim o kadar doldu ki,
ağlamak istedim yine,
beceremedim...

arkadaşlığımızın başladığı o gün ki
coşkusu vardı yine içimde...
sanki sen geçiyordun mahalleden
ve ben yine o caddeden sana bakıyorum.
sessizce...

yine yanılıyordum...

zaman geçtikçe içim eriyordu,
kendime hep aynı soruları soruyordum.
"neredeydin sen!!!"

gittiğin günden beri içimdeki umut
hiç tükenmedi...
bir umutla bekledim geleceğin günü...

bugün yine akşam oldu...
eve gidiyorum...

otobüs o kadar dolu ki insanların bir amacı,
bir kavuşma isteğiyle eve gitmeleri,
beni daha çok yaralıyor...
neden biliyor musun? onlar sevdiklerine gidiyor.

benim hiçbir zaman sana sahip olamayacağım şekilde...

yatağıma uzanıp seni düşlüyorum...
artık sadece hayallerimde ve rüyalarımda varsın...
şimdi gözlerimi kapatmak için saatleri bekliyorum...
bugün yine gelecekmişsin umuduyla.............

Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda.

Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda. "Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?" diye sordu Hayat. "Zamanın var mı?" diye sordum. Gülümsedi. "Benim zamanım Sonsuzluk" dedi Hayat. "Ne sorular var yüreğinde?" "İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?" diye sordum. Hayat yanıt verdi. "Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili endişelenmekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar." Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık.Derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum. Hayat yanıtladı. "Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim." "Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularınmı nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim." Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü. "Söylediklerimi yüreğine kaydet" dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim. "Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren". Yüreğim kuş gibi hafiflemişti. "Son bir soru daha, Hayat" dedim. "Benden ne istiyorsun?" Bütün odayı beyaz bir ışık kapladı... ve Hayat yanıtladı. "Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. ve gerçekten TEK değerli olanım. Değerimi bil." Hayat'ın içimde dışımda her yerde aktığını hissettim. Kendimizi sevdiğimiz kadar Hayat 'ı sevebilirdik ancak. Ne daha az ne daha fazla.............

HER ZAMAN BİR NEDENİ VARDIR

Acı yoksa kazanç ta yoktur. Acıyı kabullenin, o zaman gelecek sizin için daha verimli olacak yaptığınız işin size zahmet, ızdırap verdiğini düşünmeyin, çünkü bu iş ve zahmet için herzaman bir sebep vardır o halde acı ile karşı karşıya gelmekten çekinmeyin, göğüslediğiniz bu acı için, ileride mutlak bir mutluluk sizindir...

KDV DE ŞOK DURUM...

Fiş 2008'de geri geliyorKDV gelirlerinde düşüş şoku yaşayan Maliye başka çözüm bulamadı27.09.2007 08:39 % 23.6 ARTMASI BEKLENİRKEN... Maliye'de KDV gelirlerinin düşüşünün şoku yaşanıyor. Bu yılın başında fiş toplama zorunluluğunun kalkmasıyla vergi gelirlerinde aşırı düşüş meydana geldi. Bu yıl vergi gelirlerinin yüzde 23.6 artmasını hedefleyen Maliye, rakamların geçen yılın altında kalması nedeniyle çözüm arayışına girdi.40 MİLYON YTL'LİK GERİLEME OLDU Bakanlık yetkililerinin aklına gelen ilk önlem, vergi iadesi uygulamasının geri getirilmesi oldu. Yeni yılda çalışanlar yeniden fiş toplamaya başlayacak. Yılın ilk 8 ayında 10 milyar 920 milyon YTL olan vergi gelirleri, bu yıl 10 milyar 880 milyon YTL'de kaldı. ***Vergi iadesine geri dönüş gündemdeFiş toplama zorunluluğu kalkınca, KDV tahsilatı geriledi. Maliye vergi iadesi uygulamasını yeniden getirmenin üzerinde duruyor. Maliye Bakanlığı, Katma Değer Vergisi'nde (KDV) düşüş şoku yaşıyor. Alışverişlerde fiş toplama zorunluluğu kalkınca, vergi tahsilatında beklenen olmadı. Bu yıl KDV gelirinde 2006'ya göre yüzde 23.6 artış hedefleniyordu. 'ARTAR' DENİYORDU, DÜŞTÜ Ancak Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü'nün yaptığı hesaplamalara göre; bu yılın ilk 8 ayında KDV tahsilatı 10 milyar 880 milyon YTL'de kaldı. Tahsilat, yüzde 23.6'lık artış bir yana, 2006'nın dahi gerisinde kaldı. 2006'nın ilk 8 ayında KDV tahsilatı 10 milyar 920 milyon YTL düzeyinde gerçekleşmişti. KDV gelirindeki beklenilmeyen düşüş, bakanlık bürokratlarını harekete geçirdi. Bürokratlar, 2008 bütçe taslağına yeniden KDV için fiş toplama uygulamasının konulması ve 2009 başında da 'vergi iadesi' ödemelerine yeniden başlanılması seçeneği üzerinde duruyor. 2008 yılı bütçe tasarısının Meclis'teki görüşmeleri sırasında da vergi iadesi uygulamasına geçilip geçilmemesinin değerlendirileceği kaydediliyor. Öneri, Meclis tarafından da benimsenirse, Türkiye önümüzdeki yılın başından itibaren yeniden vergi iadesi için fiş toplamaya başlayacak. Sadece KDV tahsilatında değil, ithalde alınan KDV ve Özel Tüketim Vergisi tahsilatında da hedefin altında kalındı.

27 Eylül 2007 Perşembe

KUSURLU..........

Bir adam, boynuna astığı bir sopanın iki ucunda bulunan testilerle her gün evine su taşırmış. Testilerden bir tanesi kusursuzmuş. Ancak diğer testinin yanında bir çatlak varmış. Her seferin de kusursuz testi suyun tamamını eve taşırken kusurlu testi ancak suyun yarısını eve götürebiliyormuş. Adam onca zahmete rağmen her gün iki testi su doldurmuş ama evine ancak bir buçuk testi su götüre bilmiş. Bu durum bir yaz boyunca devam etmiş. Yinede adamın hiçbir önlem almadan çatlak testiyle su taşımaya devam etmesi etrafındakilerce yadırganmaya başlamış. Hatta bazıları yeterince akıllı bir adam olmadığını da düşünüyorlarmış. Yine bir gün adamın arkadaşlarından biri:Yaz boyunca her gün iki testi su taşıdın ama hiç evine iki testi su götüremedin. Testinin birinin çatlak olduğunu görmüyor musun? Demiş. Adam gülümsemiş. Öyleyse gel benimle demiş arkadaşına. Onu su taşıdığı patika yola götürmüş. Sırtına yine testileri almış. Beni izle ve ne gördüğünü söyle demiş. Adamın arkadaşı kırık testinin olduğu taraftaki yolun tamamının çiçeklerle dolu olduğunu ama kusursuz testinin tarafında ki yolun kupkuru olduğunu görmüş. Adam devam etmiş. Evet, ben o testinin kusurlu olduğunu biliyorum. Bu yüzden yolun o tarafına çiçek tohumu ektim. Her gün su taşırken bu kusurdan yararlanarak çiçeklerimi de sulamış oldum. Hem eve su taşıdım hem de her gün gittiğim yolu zahmetsizce güzelleştirdim. Bu yüzden benim için, kusurlu testim kusursuz olan kadar önemlidir.

"Kusursuz dost arayan dostsuz kalır" Türk atasözü.

26 Eylül 2007 Çarşamba

ISRARLI İSTEK

Konfüçyus, bazı insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun bunu örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti. Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı.Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içinde bıraktıktan sonra, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi:"Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı yiyebilir."Çocuklardan biri acıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor, ama başaramıyordu. "Elimi çıkaramıyorum!"Konfüçyus, "Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır," dedi. Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda mecbûren bıraktı.Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu. Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı? Konfüçyus, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü. Çocukların hepsi gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu! Konfüçyus, "Fakat bu, göründüğü kadar basit değil," dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken."Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğinizi görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz."

Kıssadan Hisse

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: 'Bir hayat deneyimine katılmak istermisiniz?' Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. 'O zaman' der öğretmen. 'Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin' Öğrenciler bunu da yaparlar. 'Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!' Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: 'Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.' Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine 'Peki şimdi ne olacak?' der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: 'Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar.'Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: 'Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.' 'Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk?' Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: 'Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir!!

Fantezi zehir oldu

İngiltere'de sevgilisini yatağa bağlayan adam kelepçenin anahtarını kaybedince polis ve itfaiye teşkilatı seferber oldu. Kelepçe açıldı ancak çift de utancından yerin dibine girdi... 2 saat bağlı kaldı İngiltere'de Stuart Fischer (34) ile sevgilisi Zoe Comaish'in (32) yatak fantezisi hiç ummadıkları bir skandala dönüştü. Kız arkadaşını kelepçeyle yatağa bağlayan Stuart Fischer, seviştikten sonra kelepçenin anahtarını bir türlü bulamadı. Fischer sevgilisini kurtarmak için mecburen polisi aradı. 2 saat boyunca yatağa bağlı kalan kadını kurtarmak için gelen 3 polis kelepçenin zincirini çözdü. Kilit açılmadı Kadın, yatağa bağlı olmaktan kurtarıldı ancak kelepçenin kilidi açılmadı. Polis, çifte bölgedeki itfaiye istasyonuna gitmelerini önerdi. Genç kadın ve adam Southampton itfaiye istasyonunun yolunu tuttu. İstasyonda 20 kadar itfaiye eri bulunuyordu. İtfaiyecilerin kelepçeyi keskiyle kırmasıyla özgürlüğüne kavuşan Zoe Comaish, "İlişkimize heyecan katmak istemiştik ama planda polis ve itfaiye yoktu" dedi.

not:fantazilerinin zehir olasına mı
yoksa
beyinlerine mi yazık desek....?

*************************

Düşündüğümüz,
Söylemek istediğimiz,
Söylediğimizi sandığımız,
Söylediğimiz,
Karşımızdakinin duymak istediği,
Duyduğu,
Anlamak istediği,
Anladığını sandığı,
Anladığı….
arasında farklar vardır.
Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 olasılık vardır

BİRAZDA ŞAKA YAPIP STRES ATALIM ARKADAŞLAR

FLAŞ FLAŞ FLAŞ
İspanak ilinin maydanoz ilçesine bağlı domates köyünde aci biberlerin pusu kurarak şehit ettiği 17 patlican törenle mutfağa verildi;Ayrıca yaralan 25 tane dolmalık biber tencere hastanesine kaldırıldı.Köy muhtarı karpuzun verdığı bilgilere göre 8 tane uzun namlulu pirasa 3 göz yaşartıcı soğan ve patlamaya hazır 5 kilo misir ele geçirildi.Gelen bilgiler arasında muhabırımız hiyar yoğurdun saldırısına uğrayarak cacik olduğu anlaşıldı.

25 Eylül 2007 Salı

AŞK BÖLE BİŞEY OLMALI..VE ÖLE

Mut'un bir dag koyunde dostlarla birlikte gezerken yasli bir kari kocayi
gordum.. Baktim bir kanepenin uzerinde oturuyorlar... Iyice yaklastigimda
tezekten yapilmis evlerinin bahcesinde oturduklari kanepenin bir tarafinin
tamamen kirik oldugunu, kanepenin saglam tarafina sIkisarak oturduklarini
ve sohbet ettiklerini anladim.
Yuzlerinde bir tebessum vardi..
Kanapenin bir tarafi tamamen kirilmisti...
Evin halinden ve kari kocanin kilik kiyafetinden maddi durumlarinin hic
iyi olmadigi ve yeni
bir kanepe alacak guclerinin olmadigi hemen anlasiliyordu...
Selamlastiktan sonra, 'Kanepe kirilmis' dedim... Yasli adam buyuk bir
bilgelikle cevap verdi, ' Biz de saglam tarafina oturuyoruz... Yetiyor
bize..'
Kadin da tamamladi, ' He ya yetiyor bize bak ne guzel oturuyoruz'
Sevdigimin elini daha sIki sIki tuttum...
Oyle ya,' Ask bu kanepe neden kirik, neden yeni bir kanepe almiyoruz' diye
dirdir etmek, sIkayet etmek yerine, 'Kanepenin saglam tarafini paylasmak'
degil midir?...
Ve iste ekte yer alan bu fotogafi buyuterek evimin en gorunur yerine
astim...

24 Eylül 2007 Pazartesi

DİKKAT..........

2007 Yılında Yaşamak
1. Şifrenizi yanlışlıkla mikro dalga fırınınıza girmeye çalışıyorsanız
2. Gerçek iskambil kâğıtlarıyla yıllardır fal bakmadığınızı fark ettiyseniz
3. 3 kişilik ailenize ait 15 adet telefon numaranız varsa
4. Yan masada çalışan arkadaşınıza e-mail gönderiyorsanız
5. Arkadaşlarını ve yakınlarını arayamama sebebin e-mail adreslerinin olmamasıysa
6. Alışverişten dönerken evinizde aldıklarınıza taşımaya yardım edecek birinin olup olmadığını anlamak için cep telefonunuzu kullanıyorsanız
7. Televizyondaki her reklâm, ekranın altında bir web adresi içeriyorsa
8. Hayatınızın ilk 20, 30 belki de 60 yılında sahip olmamanıza karşın, bugün evinizden cep telefonunuzu almadan çıkmak sizde paniğe yol açıyor ve almak için geri döndürüyorsa
10. Sabah uyandığınızda kahvaltıdan önce online oluyorsanız
11. Gülümserken başınızı yana yatırıyorsanız :)
12. Bu yazıyı okuyorsanız, başınızı sallıyor ve gülümsüyorsanız
13. Daha da kötüsü, bu maili kimlere forward edeceğinizi şimdiden biliyorsanız
14. Listede 9. maddenin olmadığını fark edemeyecek kadar meşgulseniz
15. Yukarı çıkıp listede 9. madenin olup olmadığını kontrol ettiyseniz
ve şu an kendi kendinize gülüyorsanız
2007 Yılında yaşıyorsunuz demektir.